Parlamenter demokrasilerde partiler, nereden en fazla oy devşireceklerse oraya yönelirler. Hollanda’da da bir zamanlar ırkçı partiler, hiçbir ayrım yapmadan, sadece ‘yabancılar’  kriterinden yola çıkarak propaganda yaparlar ve fazla da oy alamazlardı. Yıllar geçtikçe propagandayı sofistik hâle dönüştürdüler.

Nasıl oldu? Öncelikle daha spesifik gruplara yöneldiler ve medya da bu konuda müthiş yardımcı oldu. Apartmanın adı yabancılar, binanın katlarında ise, Türkler, Faslılar, Suriyeliler ve sığınmacılar rol aldılar. Hatırlar mısınız, 90’li yıllarda özellikle Antiller hep kriminal olaylarda anılır ve bir tehdit, tehlikeli grup olarak bilinirdi? Yeni bir apartman inşa edildi ve bu binada artık onlar yok.

Bu binaya sadece aşırı sağ değil, her taraftan saldırdılar. Bir zamanlar yabancılara sempatiyle bakan sol partilerin bile özellikle Türkler ve Faslılara bırakın arka çıkmayı nasıl köşeye sıkıştırmaya çalıştıklarını hem medyada, hem de meclis araştırma komisyonlarında ibretle izlemiştik.

Böyle bir girişten sonra, son günlerde neler oluyor biliyor musunuz? İlki, 10 yıl önce, Eerste Kamer’dan dönen helal kesimin yasaklanması sürecini yeniden başlatıyorlar ve büyük bir ihtimalle de yasaklanacak. Hollanda’da 28.000 avcı tarafından yılda 1,1 milyon hayvan öldürülüyor. Peki helal kesim için ne kadar hayvan bayıltılmadan öldürülüyor? 28.000 ile 30.000 arasında. Herhalde konunun ne olduğu gayet net anlaşılıyor.

Başka ne var? 1 Ocak 2027’den itibaren Emniyet Teşkilatı, dini içerikli toplantılar düzenleyemeyecek. Yani açıkçası iftar vermeleri yasaklandı. Ezan sesi de batmaya başladı. Yani öyle böyle değil, gerçekten trajikomik olaylar oluyor. Hatırlar mısınız, 90’li, 2000’li yıllarda AB’den milletvekilleri Türkiye’de fink atarlardı, insan hakları ihlalleri, işkence vs oluyor diye? Dünyaya medeniyet ihraç etmeye çalışan Batı, kendi ülkelerinde, yukarıda saydığım konulara tahammül edemiyorlar. Bu olaylar Fransa, Belçika, Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde yıllardır yaşanıyor.

Sebepleri üzerinde yoğunlaşmak lazım ve bunun için çerçevenin dışına çıkmak gerekiyor. Neler oluyor? Doğu-Batı, Müslümanlar-Hristiyanlar, Kur’an tabiriyle ‘sağdakiler ve soldakiler’ üzerine kurulu bir formatı var Allah’ın. Yaşadığımız her toplumda vicdanlılar mı yoksa vicdansızlar mı hakim kendini belli ediyor. Yani ana akım neyse, siyaset hangi tercihi yaptıysa  hayat o tarafa meylediyor. Bakın Azerbaycan, karar verdi, başörtüsünü yasakladı (soldakiler). Batı toplumları, yabancılar değil, hadi adını doğrudan koyalım Müslümanlara cephe alan bir siyaseti tercih etti (soldakiler). Sağdaki vicdanlıları ise bakın göremiyoruz bir türlü.

Şubat ayından beri İran, Suudi Arabistan ve Yemen arasına sıkışan bir dünya var. Sağdakiler olarak dünya mazlumlarının yanında olması gereken ülkelerin halleri içler acısı. Ha evet, Allah’ın koyduğu format bu ve gerçek vicdanlı olanlar kazanıyor tüm bu hengamelerde.

Siz siz olun, sağda kalmaya dikkat edin, yani vicdanlı olun ki kazanasınız…

Hristiyanlık ve Müslümanlık…

Bir şekilde Youtube’da Deniz Tezcan ve Elbert Pogosyan’ın 2’şer saatlik 3 adet münazaraları karşıma çıktı. Konularda birisi örneğin şuydu: ‘Is Mohammed voorspeld in de Bijbel.’ Aslında sürekli not alarak dinlemem gerekiyordu. Genel olarak çok enteresan bir münazaraydı. Elbert ısrarla İncil’in orijinal olduğunu, değişmediğini, buna karşılık Hz. Peygamberimizin peygamber olamayacağını ispatlamaya çalışıyor, Deniz ise Rasulullah’ın son peygamber oluşunu delillerle anlatmaya çalıştı. Daha başka konular da tartışıldı. Deniz’i iletişim tekniği açısından yetersiz bulduğum yerler de oldu. Elbert ise çoğu yerde belden aşağı vurmayı denedi, yani kelimenin tam anlamıyla sofistike söylemleri vardı, karşısındakini küçük düşürmeye yönelik sözleri de oldu ve bu oldukça rahatsız ediciydi.

Deniz’i tanımıyorum ama önceden Hristiyan iken sonradan Müslüman olduğunu ve 13 yıl Hristiyanlık üzerine çalıştığını söylüyor. Münazarada bunu görebiliyorsunuz ve bu yaşında bu kadar bilgiye sahip olarak, çoğunluğu Hristiyan olan bir topluluğun karşısına çıkmasını takdirle karşılıyorum.

Elbert, Risalet’in ilk 3 yılında Müslümanlar açısından Tevrat ve İncil’in değiştiğini gösteren deliller istedi ama Deniz net bir şekilde cevap vermedi. Elbert bu iddianın 9. yy’dan itibaren ortaya çıktığını söylüyor. Oysa Rasulullah’a gelen Hristiyan heyetlerle yaptığı konuşmalar ibretlik. Hatta Rasulullah’ın Hristiyan heyeti karşılıklı lanetleşme düellosuna davet etmesi de ayrı bir yazı konusu. Necaşi ile C. bin Tayyar arasındaki konuşma da müthiş bir İslam’ın, Hristiyanlığın teslis inancını reddinin bir manifestosuydu ve bu konuşma Hicret’ten çok önce vuku bulmuştu. Oldukça enteresan bir ‘tartılma’ idi ve böyle programlarda hep şu dikkatimi çeker: Objektif olarak dinlemeniz mümkün değil, insan ancak kendi referanslarından neşet eden düşünceyle dinleyebiliyor ve ben de öyle yaptım ama Elbert’ı da anlamaya özen gösterdim:)

Eğer izlerseniz, iyi seyirler dilerim.

Ergün Madak —◄◄