Değerli okuyucular ve özellikle gençler!

Türkçe’de “firar etmek” diye bir deyim var. Bu da kaçma, gizlice gitme, kaybolma. Askerin bulunduğu birlikten izinsiz ayrılması anlamına gelir.

“firara kadem basmak”; kaçmak, kaybolmak,

aynı kökten gelen ‘firari’ ise; firara (kaçmaya) ait. Firar eden, kaçan demektir. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 535)

Hükümlü, tutuklu ya da bir sanığın gözcülerin elinden kaçması, bir şeye desteğin çekilmesi de firar kelimesiyle anlatılır.

Bunlar ‘firar’ kelimesinin Türkçe’deki anlamları ve kullanımları. Bir kelime bir dilden diğer dile geçince o dilin telaffuzuna uyar ve farklı bir anlam kazanabilir.

*Kur’an’da firar kelimesi;

Bakalım bu kelime ve bunun türediği fiil Kur’an’da geçiyor mu, ya da hangi manada geçiyor.

‘Firar’ kelimesinin aslı Arapça’da ‘ferrâ’ fiilidir. Bu da sözlükte yaşına bakmak için bineğin, yani atın, katırın veya eşeğin dişini açığa çıkarmak demektir. (Zira Anadolu’da bu hayvanların yaşını tesbit için onların dişlerine bakılır.)

“ferrâ ani’l-harbe-savaştan kaçtı”, “raculün ferr-kaçan adam” demektir.

Yine bu kökten gelen ‘el-mefer’; kaçış, kaçış yeri ve zamanı demektir ki Kur’an’da bir âyette geçiyor. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 563)

Firarın aslı ferrâ fiili ayrıca bir şeye yönelmek, bir şeyi araştırmak, denemek manasına da gelir.

Şimdi bu fiilin Kur’an’da nasıl kullanıldığına bakalım:

Hz. Musa’nın (as) Mısır’dan kaçmasına nankörlük diyen firavuna şöyle dedi:

“Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım (ferartü). Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.” (Şuarâ 26/21)

Dikkat edilirse âyet Musa’nın (as) bulunduğu yerden uzaklaşmasını, kaçmasını firar fiili ile beyan ediyor.

Kur’an, hak davetten yüz çevirenleri bir de bu fiilin öznesi (fâili) olan ‘ferrât’ kelimesi ile anlatıyor:

“Böyle iken onlara ne oluyor ki, âdeta aslandan ürküp kaçan (ferrât) yaban eşekleri gibi (hâlâ) öğütten yüz çeviriyorlar.” (Müdessir 74/49-51)

Nûh (as) inkârcı kavmini yıllarca İslâm’a davet etti. Hem de gece gündüz… Kavmi onun bu davetine icabet edeceği yerde parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar, onu görmemek için elbiselerini başlarına örttüler, ayak dirediler, büyüklük tasladılar, onun davetiyle alay ettiler.

Sonunda Nûh (as) şöyle dedi: “Rabbim; fakat benim davetim ancak onların kaçışını (firarını) artırdı.” (Nûh 71/6)

Rasûlüllah (sav) zamanında bazı Müslümanlar Allah (cc) yolunda bir fedakârlık, savaş, zorluk olursa bundan kaçmayacakları konusunda Allah’a söz verdiler. Allah’a söz vermek elbette ciddi bir sorumluluktur. Eğer bu sözlerinden dönerlerse, yani Allah yolunda öldürülmekten korkarlarsa; o zaman böyleleri hakkındaki ilahi hüküm gerçekleşir. Allah (cc) şöyle buyurdu:

“De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız (ferartüm), kaçmak (firar) size asla fayda vermez…” (Ahzâb 33/16)

*Allah’a doğru firar etmek; ‘ferrâ ve masdarı firar’ın anlamına tekrar dönelim: Bunlar; sözlükte avın sağa sola kaçması, kaçmak, uzaklaşmak, koşmak, sığınmak demektir. Bir işe girişmek veya ondan kaçınmak anlamında da kullanılır. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 11/150-151)

Buradaki kaçıp bir yere sığınmak vurgusuna dikkat edelim.

Firar demek ki sadece kaçmak, uzaklaşmak değil, gerektiğinde bir tehlikeden, bir musibetten, bir afetten kaçarak bir yere sığınmayı, iltica etmeyi de kapsıyor.

Bir âyette Allah (cc) kendisine yönelmeyi, sığınmayı bu kelime ile anlatıyor.

“Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz! Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.” (Zariyât 51/47-49)

Bunun arkasından Kuran çok manidar şekilde insanlara  hayatın rotasını çiziyor, nereye veya kime doğru yönelmeleri ve sığınmaları gerektiğini haber veriyor: “O hâlde Allah’a koşun (firar edin). Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım. Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” (Zariyât 51/50-51)

Hepimizin hayatı firarlarla doludur. Dünya hayatı sanki  firarlar ülkesidir. Kimisi kendinden, kimisi ailesinden, kimisi çevresinden, kimisi gurbete doğru, kimisi çıkarı için, kimisi daha meşhur olmak için bir yerlere firar edip gider.

Kimisi ülkesinden mecbur kaldığı için firar edip başka ülkelere iltica eder. Kimisi yine mecbur kaldığı veya geçinebilmek için başka yerlere firar (göç) eder.

Kimisi belâya bulaşmamak için, kimisi tehlikelerden veya birilerinden korktuğu için, kimileri sorumluluğunu yerine getirmemek için firar eder.

Bazıları askerlikten veya hapishaneden firar etmeye yeltenir, bazıları iş saatinde işden çeşitli bahanelerle kaytarır.

Bazıları daha çok kazanmak, daha çok şeye sahip olmak, daha çok irileşmek, daha çok semirmek için, kendisine faydalı olacağı sandığı amaçlar uğruna, nefsinin arzuları peşinde  koşturur, seğirtir durur. Durmadan firar eder.

Ya da kendince fayda göreceği, korunacağı bir yerlere sığınır, o sığındığı kucağın kendisini koruyacağını zanneder.

Herkes bir şekilde bir yerlere doğru, bir şeyler elde etmek, ya da bir şeylerden kurtulmak için firar eder. Herkesin hayatında koşturmaca var. Hele günümüzde, modern hayatta bu koşturmacalar, (firarlar) daha da hızlandı.

Lakin hangi firarlar daha faydalı? Allah (cc) en isabetli yönelişin (firarın) kime ve neye doğru olacağını belirliyor:  “O hâlde Allah’a koşun (firar edin)”.

Yukarıda saydığımız dünyalıklara, nefsin aşırı arzularına, şeytanın aldatmasına doğru firarlar sanki bir hapishane gibi… İnsan da bunları elinde bir tutsak gibi… Öyleyse bunların  esaretinden kurtulmak için Rabb’a doğru firar etme, O’nun razı olacağı şeylere yönelme, O’na sığınma en akıllıca işdir.

Zira öyle bir gün gelecek ki artık firar, kaçış, sıvışma, bir yerlere iltica etme söz konusu olmayacak.

Firar’dan gelen ‘mefer’ kelimesine tekrar bakalım… Bunun hem kaçış, hem kaçış zamanı ve yeri anlamına geldiğini hatırlayalım.

“Gözler kamaştığı, ay karanlığa gömüldüğü, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, o gün insan “kaçış (el-mefer) nereye?” diyecektir.” (Kıyâme 75/8-10)

Ama heyhat o Gün, o Hesap günü kaçış da mümkün olmayacak, bir yerlere sığınma da (melce’ de)…

Ve o Gün, bu dünyada Allah’a doğru firar edenler, O’na ait güzelliklere yönelenler kazanacaktır.

  1. Kerim Ece —◄◄