
“Biz onların kim olduğunu biliyoruz”
Yaşlı bir adama sokakta yürürken bir bisikletli çarpmış ve hafif yaralanmış. Etraftakiler hastaneye götürmüşler. Hemşireler, röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.
Yaşlı adam huzursuzlanmış; “acelesi olduğunu, röntgen istemediğini” söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
“Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum” demiş.
Hemşire “Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz” deyince;
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile: “Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor” demiş.
Hemşireler hayretle: “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?” diye sormuşlar.
Adam cevaplamış: “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum”
Kıssanın hissesi: İsrail terör örgütü ve emperyalist Amerika bizim kim olduğumuzu unutmuş, bilmiyor olabilir amma, biz hem onun hem de bizim kim olduğumuzu çok iyi biliyoruz… Daha dün, Gazze’deki, Lübnan’daki, Irak, Suriye, Libya’daki, bugün de İran’daki katliamlarından biliyoruz… Kızılderililere yaptığınız soykırımdan, Hiroşima’ya attığınız atom bombasından, Vietnam’da 3 milyon insanın katliamından bahsetmiyorum… Ruanda, Sudan, Somali’yi sonraya bırakıyorum…
Kısacası ey soykırım çetesi; soykırım, Soy’a çekimdir biraz… Bence siz her şeyden önce kendi soyunuzu hesaba çekin… Soyları kuruyasıcalar…
‘Umut’ kan renginde doğuyor…
İki sevgilinin özlemle kavuşmasına benzerdi elimdeki kağıtla kalemin buluşması…
Birinde işve; diğerinde naz… Birinde beğenilme arzusu; diğerinde en cazip hünerler… Kalem, en kıvrak figürlerle raks ederdi kağıdın üzerinde… kağıdın dili tutulurdu bu gösteri karşısında ve hayranlıkla, sevgiyle, saygıyla, beğeniyle seyretmeye koyulurdu. Kalem döktürdükçe; kağıt onu işlenmiş dantele çevirirdi… Birbirlerine olan sevdayı en yanık bir türkü/ezgi hâline getirir, dinlettirirlerdi… Yine o demlerdeyim… elimin kalem tutmadığı, yazmanın anlamını yitirdiği zamanlarda… Sevgilinin sevgiliye söyleyeceği hiçbir şey kalmamışçasına; kalem, kağıt üzerinde yürüyemiyor, nokta dahi koyamaya mecali yok… Bu hâl saatlerce sürüyor ve nihayet imdadıma kutlu rehberden, ilahi bir buyruk yetişiyor: “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan ve mutlaka üstün gelecek sizsinizdir.”
İki sevgili; kağıtla, kalem, yeniden eski hâllerine bürünüyorlar ve ufka gerdikleri umudu seyre başlıyorlar. Kağıt üzerine dökülen kelimeler, ‘umudun türküsü’ olarak söylenmeye ve dinlenmeye başlanıyor.
Ölümler umut doğuruyor…
Aylardır ölüm yağıyor Filistin ve Lübnan’ın ve şimdi de İran’ın tepesinden… Afganistan, Irak, Suriye, Çeçenya ve Bosna’yı aratmayacak kadar acımasız bir vahşetin içerisine atıldı Filistinlim, Lübnanlım ve şimdi de İranlım…
Korkak Siyonist’e dünyayı dar eden şanlı bir direniş destanı yazılıyor Lübnan ve İran dağlarında.. Bu vahşet ve kıyım karşısında bir ay boyunca gıkı çıkmayan, hatta destekleyen; vicdanı, ruhu iğdiş edilmiş kör dünyanın yığınları/milletleri, ırkçı, işgalci Siyonistlerin mağlup edileceğini anlayınca ‘savaşı durdurun’ çağrısı yaptılar. Ve Siyonizm’in semirmesi, daha çok kan dökmesi, kıyım yapması, ölüm yağdırması için de, işbirlikçi, Yahudi ve Hıristiyan aşığı uluslardan oluşan bir ‘Barış Gücü’ cinsinden bir çetenin kurulmasına karar verildi. Yahudi korunacak, Masum, mazlum Müslüman insanlar ‘terörist’ yaftasıyla vurulacak ve yayılmacı Siyonizm bölgeyi eline geçirerek amacına ulaşmış olacak….
Kan içici vampirlerin işledikleri cinayetler ise, Lübnan, İran, Suriye, İran ve Filistin’deki şanlı direnişçilere fatura edilecek, Hamas, Hizbullah gibi direnişçi İslami gruplara beslenen muhabbet, kine dönüştürülecek ve yeni işgal planları devreye konulacak… Yugoslavya’daki Barış Gücü olarak isimlendirilen kuvvette, Sırplarla beraber sekiz bin insanı katleden Hollandalı askerlerin gayri insani tutumları hala aklımızda iken, Siyonizm’e hizmet edecek bir Barış Gücü’nün, ne kıyımlara yol açacağını hesap etmek güç olmasa gerek…
Siyonist Yahudi ve Evanjelist Hıristiyan işbirliği ile gerçekleştirilen bu vahşet ve kıyımı ancak ve ancak bir “terör eylemi” olarak isimlendirebiliriz.
Şimdi biz bu vahşeti, “bir Yahudi ve Hıristiyan ortak terörizmi ve bu kıyımı yapanları ise Hıristiyan ve Yahudi teröristleri” olarak isimlendirsek; bu dine mensup vicdan sahibi pek çok insanın kalbi incinecektir…
İlahî bir dini, terörle aynı anda anmak/özdeşleştirmek içimize sinmiyor, rahatsız/huzursuz ediyor ama, şeytandan icazetli Trump ve Netanyahu gibi insan müsveddeleri böyle bir isimlendirmeyi çoktan hak ediyorlar bile… Zira onların, böyle bir dine mensup oldukları da -her şeyleri gibi- yalandır…
Yıllardır İslam’ı, “terörle”; Müslüman’ı “teröristlikle” anan ve bu yaftayı/etiketi her zaman suratımıza çarpan katiller şebekesinin, korkudan nasıl bir vahşete kapı araladıklarını hep birlikte görmekteyiz.
Yalancıların, ikiyüzlülerin, canilerin, kan içici vampirlerin maskeleri düştükçe ufuktaki karanlıklar dağılıyor… Sancılı dönem, kutlu doğumları müjdeliyor… Direniş ruhu dirilişe kapı aralıyor… Umudumuz her zamankinden daha kavi, daha diri… Iraklı, Filistinli, Lübnanlı, İranlı mazlum/yiğit kardeşlerim, dualarımızla yanınızdayız… Ve ihtiyacınız olan yardımları size ulaştırmak borcumuz olsun…
Bir dünya lideri “Barış, Trump’a emanet edilemeyecek kadar değerlidir” diyor… Barış, inancınıza emanet edilecek ve direnişinizle sağlanacaktır!.. Buna inanıyoruz…
Müslüman halkların başına bela olan sülükler; CİA’yı ŞİA’ya tercih eden uzaktan kumandalı Siyonist sevici tarikat ve ilahiyat mensupları, ABD’den icazetli idareciler! Ya sizler ne âlemdesiniz? Siz hâlâ, tahtınızdaki saltanatın sefasını sürün, bedelini/diyetini ABD ve Siyonizm’e ödeye durun. Eli kanlı Trump’ın ülkesinde dinler arası diyalog masalları anlatın, uyutun ve sömürü/emperyal düzenin kirli/kanlı/paslı çarklarında öğütülmek üzere kendine, inancına yabancılaşmış, köle düzenine talebe, cemaat ve insan yetiştirin. Ne destek verin Filistin’e, Lübnan’a, Irak’a, Suriye ne de İran’a…
Kınayın İran’ı, kınayın Filistin’in şanlı yiğitlerini ama sakın kınamayın katiller ordusunu ne de buğz edin emperyalist/Siyonist güruha… Methiyeler dizin katillerin başına ve ülkelerinizin bütün gelirlerini hırsız, haydut, eşkıyanın avcuna teslim edin… Sonra da İran’dan merhamet bekleyin.
Yüksek makamın adil bakanı…
2002-2006 yılları arasında Adalet Bakanı olarak görev yapmış olan Piet Hein Donner, “Hollanda halkının üçte ikisi onay veriyorsa, ülkede İslam yasaları uygulanabilir” demiş ve şunları söylemişti: “Hollanda’da yaşayan Müslüman toplum da tıpkı bir Protestan ve tıpkı bir Katolik gibi inançlarını yaşama hakkına sahiptirler. “Bir kadının bir erkeğe dinin gereği el vererek tokalaşmayı kabul etmemesini anlayışla karşılıyorum. Kraliçe Beatrix’in, Lahey’deki cami ziyareti öncesi imam ile el sıkışmayacağı yönünde önceden bilgilendirilmesini akılcı buluyorum” demişti. Adalet Bakanı Donner yaptığı bu çıkış nedeniyle kendi partisi CDA başta olmak üzere diğer siyasi partilerden ve pek çok kesimden tepkiler almıştı. Haber böyle…
Tepki almak ne kelime, Hollanda’nın özgürlük(!) savaşçıları zavallı adamı linç edeceklerdi… Bakanlar toplandı, etkin/yetkin zevat sözlerini geri alması için Donner’a korkunç bir baskı uyguladı ve ‘pes’ ettirdiler… Herkes yüzündeki maskeyi indirdi ve Donner’a yüklendiler. Makamının hakkını layıkıyla veren bakan Donner, bu sahte ‘özgürlük savaşçıları’ karşısında yenik düşse de, gerçek hürriyet aşıklarının gönlünü fethetti. İnsanların sesine kulak verilmeli, halkın tercihine saygı duyulmalı Birilerinin gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına vesile olan bu konuşma, Hollanda’daki çifte standardın hangi boyutlarda olduğunu bir kez daha gözler önüne sermişti.
Wilders gibi şarlatanların iftira, küfür, saldırganlık içeren söylemlerine/sözlerine ‘Fikir/düşünce özgürlüğü’ adı altında sahip çık; ‘halk isterse böyle bir düzen gelebilir’ diyen birine karşı savaş aç!.. Bu iki yüzlülüğü hangi dille ifade edecek, hangi gerekçenin arkasına sığınarak savunacaksınız bilemiyorum…
Aynı durumu geçenlerde de yaşadık. Hollanda’da Yahudilere ait bir okul ve Sinagog’a yönelik saldırılar sonrası Hollandalı yetkililer ayağa kalktı, kınamalar, cezalandırmalar peşi peşine geldi. Hollanda’da yılda onlarca cami ve Müslüman kuruma yönelik saldırı gerçekleşiyor, yetkili ve etkili kişiler gözleri kapalı seyrediyorlar. Hatta söylemleriyle destekliyorlar.
Elbette her türlü şiddetin karşısındayız ve kınıyoruz amma lütfen biraz insani tavrınızı, yüzünüzü gösterin… Hollanda’nın aydınlık yarınlara kavuşabilmesi ve barış, güven, huzur ortamının sürekli hâle gelebilmesi için; Donner ve O’nun gibi düşünenlere ihtiyaç var… Umarım sayılarınız artar…
Ben İslam ve insanlık düşmanlarından iğreniyorum amma bir de şu İran düşmanı müptezeller, müslüman kılıklı münafıklar var ya, onlardan nefret ediyorum…
Zeynel Abidin KILIÇ —◄◄…
