
Her ülke dışardan gelen -onların deyimiyle- yabancıların ülkeye uyum sağlamalarını, yani entegre olmalarını ister. Hollanda otoriteleri, elitleri, hatta halk bile bunu ister. Tıpkı diğer Avrupa ülkeleri gibi. Yalnız Avrupa kültürü dominant (baskıcı) bir kültür olduğu için bu uyumdan (entegrasyondan) kastın ne olduğuna iyi bakmak gerekir.
Yabancıların dil öğrenmeleri, toplumsal kurallara uymaları, topluma artı değer katmaları beklenir. Ancak bu normal durum kendi kimliğini, dilini, kültürünü, ya da dini hayatını terk etmek demek değildir. Eğer oturum veren ülke bunu istiyorsa orada entegrasyon değil, asimilasyon söz konusudur. Asimilasyon da ağırlığını, kimliğini kaybetmektir.
Bir şair “Batılıların (Avrupalıların) en büyük gücü başkalarını değiştirmektir” demiş. Onlar manevî anlamda tutsak etmek, ya da kullanmak istediklerini değiştirip kullanıma hazır hâle getirirler. Asimile olan kişi ve grupların da varlığından, değerinden söz edilemez.
Hollandaca sözlükler entegrasyonu şöyle açıklıyor. İntegratie: het integreren, het maken tot of opnemen in een geheel. De binding van personen tot groepen of van kleinere sociale groepen tot grotere. (Oosthoeks, Handwoordenboek Der Nederlanse Taal, 1/794. Van Dale, Groot Woordenboek, s: 557)
Entegrasyon kendi kimliğini, kendi değerlerini koruyarak, çevresi ile bütünleşmek, bir anlamda uyumlu yaşama ise buna büyük ölçüde uyuyoruz diyebiliriz.
Eğer entegrasyondan maksat/hedef asimilasyon ise, “bize uyun” derken; “kendi kültürünüzü, dilinizi, dininizi, kimliğinizi yani sizi var eden değerlerden vaz geçip bizim gibi olun demekse” aklı başında her yabancı, her Müslüman buna direnir.
Bir Müslüman için bu direniş de var olma, kimliğini, benliğini koruma mücadelesidir.
Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlar; “kimliğimizi nasıl koruyabiliriz” sorusunu sormalı, cevabını aramalı ve kimliği koruyacak imkanlar, dinamikler üzerinde ısrarla durmalı.
Bir kaç tanesini maddeler hâlinde sayalım:
1- Zengin bir kültürümüz var. Bu kültürü başkalarını rahatsız etmeden yaşatmak bizi biz yapar, kimliğimizi korur.
2- Dilimiz Türkçe çok zengin bir medeniyetin, kültürün ve edebiyatın dilidir. Bu dile tam hâkim olmak harika bir hazineye sahip olmak demektir. Bu dili kaybedenler kimlik bunalımına düşerler. Zira anadil kimliktir.
Anadil sadece bir anlaşma/iletişim aracı değildir. O, medeniyet, özbenlik, artı değer, toplumsal harç, kültürel zenginliktir.
Güçlü ülkeler, sömürgeciler tarihte ve günümüzde, ele geçirdikleri ülkeleri tamamen kontrol altına almak için onlara kendi dillerini ve kültürlerini benimsetmeyi denerler. Çünkü dilin işlevini çok iyi bilirler.
“Türkçeyi, ya da anadili unutmak dini kimliği de tehlikeye atar” sözü doğrudur.
Yaşadığımız ülkenin dilini ileri düzeyde öğrenmenin yanında, anadilimizi korumak ve yaşatmak; kimliğimizi, zengin kültürümüzle ve anavatanla irtibatımızı korumaktır. Bunun için;
- Evlerde ve kendi aramızda mutlaka Türkçe konuşmalı.
- Burada veya anavatanda olan Türkçe yazılı ve görsel yayınları takip etmeli.
- Bol bol Türkçe kitap okumalı.
- Mümkün olduğu kadar her yıl çocuklarla Türkiye’ye gitmeli.
- Eğitim kurumlarında dinî dersler Türkçe verilmeli.
- Türkçe ders veren kurumlar çoğaltılmalı, çocukları oralara göndermekle destek olmalı.
- Gençler için sık sık Türkiye gezileri düzenlenmeli.
3- Başkasıyla iyi geçinmenin yollarından biri de kendi kimliği ve kişiliğine sahip olmaktır. Başkasına benzemeye çalışanlar maymun karakterlidir, onlardandır. Bir değeri yoktur.
4- Başkaları nasıl yaşarsa yaşasın, biz Müslüman olarak iki dünyalı yaşarız. Öldükten sonra dirilişe iman ederiz. Bu hayat fâni ve ötede bir hesap var. Hayatı, âhireti hesaba katarak yaşamalı. Bu da kimliği korumada önemli bir faktördür.
5- Zenginlik, kalkınma, lüks hayat ve lüks eşya ölünce kişiyi terk eder, hepsi bu dünyada kalır. Onlara aldanıp âhiret yokmuş gibi davranmamalı.
Kur’an şöyle diyor: “İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın!” (Âli İmran 3/196) Sonunda ölüm var, ölümden sonra hesap var.
6- Başkasının peşine takılıp uydu olmak yerine örnek kişilik ve kimlikle kendisine uyulan olmak daha iyidir. Kur’an Müslümanlardan; “insanlık için İslâm’ın güzelliklerini gösteren” örnekler olmalarını istiyor. (Bakara 2/143)
7- A. İzzetbegoviç; “Savaş düşmana benzeyince kaybedilir” demiş. Biz bunu; rekabet/mücadele, varolma gerçeği, kimliği korumak, değerli ve saygın olmak; başkalarına benzeyince kaybedilir diye anlayalım.
8- Hayatı Yaratıcı’nın razı olacağı şekilde yaşamak da kimliğin bir görüntüsüdür. Sonuçta bu hayat geçici…
9- Müslüman hayatın, kim daha iyi davranış sergileyecek diye deneme için yaratıldığına inanır. O zaman nerede olursa olsun bu sınavı kazanmanın çabasında olur.
10- Bu inanç bize iki dünya mutluluğunu vadediyor. Ölümden sonrasını hesaba katmayan bir hayat boşa geçer.
11- “Niçin Müslümansın, niçin bu kimliktesin” diye sorulsa bizce buna dört cevap verilebilir.
a. Çevremizde canlı cansız her bir varlığın bir görevi var. Hiç bir şey boşu boşuna yaratılmamış.
Ben insanım, aklım ve iradem var. Peki benim görevim nedir? Görevim varsa onu nasıl yerine getirebilirim? İşte kimliğim olan İslâm bu sorunun cevabını veriyor. Bana görevimi ve ne yapacağımı öğretiyor.
b. İnsan en küçük bir iyiliğe teşekkür eder. Yapılan iyiliklere teşekkür etmemek nankörlüktür.
Yaratıcının bana iyilikleri çok. Bunlara nasıl teşekkür edeceğimi (şükretmeyi) aynı zamanda kimliğim olan dinim öğretiyor.
c. Ben bu dünyada, hatta -bazıları inanmasa da- öteki dünyada da mutlu olmak istiyorum. Ama nasıl? İnancım, yani kimliğim bunu da öğretiyor.
İman; insanın mutluluk ve huzuru, göz ve gönül aydınlığı, umut ve güven kaynağı, sorunlara, strese, ümitsizliğe, yalnızlığa karşı potansiyel güç merkezidir.
d. İçinde bulunduğum varlığın ve hayatın anlamı, bu varlıkta insanın konumu nedir? “Nereden geldik, niçin buradayız ve nereye gidiyoruz?” Kimliğim bu soruların da cevaplarını veriyor.
12- Biz bu kimlikle burada (Hollanda’da) yaşamaya devam edeceğiz. Bu kimlik de başkalarını rahatsız edecek, toplumda huzursuzluğa ve kavgaya sebep olacak bir şövenistlik değil, benliktir, kişiliktir, varlık sebebidir, aidiyettir.
-Netice olarak;
İşte bu şerefli, köklü, bizi biz yapan, bize saygınlık kazandıracak kimliğimizi korumak durumundayız. Yoksa asimile olmak tehlikesi ile karşı karşıyayız. Asimile olmak da kaybolmaktır, yenilmektir.
Hüseyin Kerim Ece —◄◄
