Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda ve Türkiye Cumhuriyeti Lahey Büyükelçiliği desteğiyle Amsterdam’da “15 Temmuz’un 10. Yılında: İrade Bizim Zafer Bizim” başlıklı program kapsamında panel düzenlendi. Program, Lahey Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan’ın açış konuşması ve İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan 15 Temmuz temalı video gösterimiyle başladı. Yazgan, konuşmasında, 15 Temmuz 2016 gecesinde Türk milletinin iradesine zincir vurulamayacağının bütün dünyaya gösterildiğini söyledi.

Fatma Ceren Yazgan: “Türk milletinin iradesine zincir vurulamaz.”

Darbe girişimini milletin iradesine zincir vurma teşebbüsü olarak niteleyen Yazgan, “Milletimizin iradesine zincir vurulamayacağını gösterdik. Türk milletine zincir vurulamaz.” dedi.

Yazgan, 15 Temmuz şehitlerinin hatırasına atıfta bulunarak, “15 Temmuz’da şehit olanlara hesap verebilmek için bu mücadeleyi hızla ve kararlılıkla sürdürmemiz gerekir.” ifadelerini kullandı.

Yazgan konuşmasında şunlara dikkat çekti: “Sayın Bakanım, hoş geldiniz. Değerli misafirler, Sayın Maarif Vakfı Başkanımız hoş geldiniz…

​On yıl geçti. Ve bu on yıl Sayın Bakanımızın Meclis’te yaşadığı o gece, benim görevde yaşadığım o gece… O gecenin sabahına ulaştık. Ve milletin iradesine zincir vurulamayacağını herkes gördü. İstiklal Marşı’mızın güftelerindeki “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım.” ifadelerinin gerçekliği, halkın iradesi karşısında kendisini buldu. Türk milletine zincir vurulamaz. Bu zincir ancak, ağacın kurdu, baltanın sapı ile vurulabilir… Türk milletine dışarıdan o zinciri vuramayanlar, içeriden yıkmaya çalıştılar, çalışıyorlar. Türk milletinin tarihine bakıldığında bütün devletlerin, Türk devletlerinin ve Orta Doğu’da aslında devletleşemeyen tüm halkların bu tecrübesi içerideki hainlerdir.

“Bizim saflarımız bozulduğu için 15 Temmuz’u yaşadık”

​Safların sıkı tutulması bir gelenektir. Bizim saflarımız bozulduğu için 15 Temmuz’u yaşadık. Yurt dışında büyükelçiler, başkonsoloslar ve vatandaşlarımız safları sıkı tutmak için çalışırlar. Küçük tartışmalar, egolar, nefs, ihtiraslar, maddi beklentiler; bunlar hep safları bozar.

​Onuncu yılında, 11 ay görev yaptığım Lahey’de bugün sizlerle, Sayın Bakanımızın katılmasıyla özel bir anma töreninde birlikteyiz. Saflarımızı sık tutmanın gayretindeyiz. Biz demokrasi zaferini kutluyoruz ama aynı zamanda 15 Temmuz’da şehit olanlarımızı ve gazilerimiz anıyoruz. Şehitlerimizin emanetlerinin bizim üzerimizde hakkı var. Yani biz devlet görevini ifa edenler ve vatan, millet için bir araya geldiğini söyleyenler; özünde de bu işi böyle yapmazsak biz şehitlere nasıl hesap veririz? Şehitlerin ailelerinin yüzüne nasıl bakacağız? Çünkü biz hepimiz, o hesabı vereceğimize inanıyoruz.

​Bugün bu mücadele hızla devam etti ama bitmedi. Yani bu mücadelenin bittiğini düşünen varsa bitmediğini buradan söylemiş olmak isterim. Hele Hollanda’da hiç bitmemiş. Maalesef burada daha yapacak çok işimiz var. Bunların bir kısmını yapmaya başladık. Bu birlikle olabiliyor. Ve inandığınız yolda mücadele ederken, o mücadelede sizin de kayıplarınız olabileceğini kabul etmekle başlıyor. Dolayısıyla bugün herkesin yaşadıkları sadece 2016’da, 2017’de, 2018’de değil. Olağanlaştırılmış, kabul edilmiş şeyleri ben kabul etmiyorum.

​“Devlet tedbir alır, intikam almaz”

Bir örnek vereyim: Sizin iş ortağınız uyuşturucu satıyorsa; siz satmıyorsanız bile polis geldiğinde size sorar mı? Yani onun hesabını size sorar. Şimdi “Valla benim ortağım onlarla ilişkili ama benim yok.” Ben bunu çok duydum. Mesele 2016’nın öncesinde bunlar tarafından o veya bu şekilde kendi faaliyetlerine katılmış olanların hesabını, çetelesini tutmak ve geçmişe dönük bir intikamcılık değil. Mesele 2016’dan sonra bugün, bir yanda toplumun içinde vatan ve millet için çalıştığını ifade eden, öbür tarafta onların iş yerlerinin açılışına katılan, cenazelerine giden, evlilikleri olan ve bu ilişkiyi “Hani onlar öyle ama biz böyleyiz.” gibi sürdüren toplum bundan zarar görür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendini koruyacaktır, korur. Bunda hiç şüphe yok. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde atılmış olan adımlar gayet olumlu ve temkinli… Devletimiz, Türkiye’de gerekli önlemleri, tedbirleri aldı. Devlet intikam almıyor, tedbir alıyor.

​Ama bu yapı, FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü), kendisini farklı isimlerle tanıtan bu örgüt ne istiyor? Avrupa’daki Türk Müslüman toplumunun, muhatap alınacağı kesimin liderliğini istiyorlar. Hepinizin yerine oynamaya çalışıyorlar. Ve bekledikleri şey ne biliyor musunuz? Türkiye’ye geri dönmek. Türkiye’de tekrar devlet erkinin gücüne ortak olmak. Siyasette siyasi sorumluluğu almadan, hesap verilebilirliği ortaya koymadan, isimlerini koymadan her partinin içinde, her sivil toplumun içinde, her kurumun içinde tekrar yapılanmak. Bunu istiyorlar. Ve bunu yazıyorlar. Bu öyle bir istihbari bilgi değil. Kendileri yazıyor, söylüyorlar zaten bunu.

​Burada da onu yapıyorlar. Hollandalı dostlarımıza, müttefiklerimize bunu anlattık. Anlayan var, anlamayan var. Umursayan var, umursamayan var. Çünkü onlar için bir tehlike olduğunu düşünmüyorlar. En büyük tehlike, Hollandalı Türk vatandaşları için. Yani Türk vatandaşlığınız olsun olmasın, Türk ve Müslüman kimliğini üzerinizde taşıyorsanız bu adamlar tehlike.

​Onun için bu yapıyı, tehlikesini görmüş, içinden çıkmış ve mertçe bunu ortaya koymuş… Öyle şey değil, “Yani ben aslında onlarla değilim” ama işte biliyorsunuz Hollanda’da da biz bir toplumuz, biz fazla bu konuları konuşmuyoruz. Açıkça sosyal medyasından duyurmuş arkadaşlarımıza ben saygı duyuyorum. Çünkü burada etiketlemek değil mesele. Bizim istediğimiz, birbirine güvenen Türk toplumunun gelişmesi ve pekişmesi.

Geçtiğimiz günlerde bir yazı yayınlanmıştı “Büyükelçiliğe gidip ihbar etmeyin, bak bu çok ayıp, ispiyonculuk olur.” diye. 2017 yılı aklıma geldi. 2017 yılında bu hain darbe girişimi sonrasında birdenbire millet böyle bir yığın ihbarlar yağdırdı. Ben de Ankara’da bu görevi yapıyorum. Şimdi dedik ki “Yani nasıl söylesek de devlet olarak bizim bu ihbarlara ihtiyacımız yok” Çünkü örgüt zaten kendini ortaya koymuş, koyuyor. Bizim kimsenin teyzesinin miras yoluyla kavgasını, bilmem nesini bize göndererek bizi böyle bir bilgi fazlasına, ilgi fazlasına boğmasına ihtiyacımız yok, biz zaten mücadele ediyoruz.

Sonra fark ettik ki örgüt kendisi yapıyor zaten bunu. Örgütü de size ifade edeyim. Yani “FETÖ nedir?”den yola çıkarsanız, FETÖ çok katmanlıdır. Birbirlerini bile tanımayanlar vardır, mahremi vardır, kullandıkları vardır. Çıkar için onlardan istifade etmeye çalışanları çok iyi kullanır. Siyaseti kullanır, herkesi kullanır. Kullanamayacağı hiçbir ideoloji, etnik kimlik yoktur. FETÖ öyle bir şey.

​”Devlet ihbarla, ispiyonla çalışmaz”

Neyse, onlar burada bir şekilde bağlantısı o veya bu şekilde, korkmuş olan vatandaş kendisini aklamaya çalışıyor bir başka söz üzerinden. Bazıları yanlış bilgi oluyor, şaşırtıcı oluyor. Bizim buna hiçbir zaman, ona da ihtiyacımız yoktu, bugün de yok. Devlet ispiyonla çalışmıyor.

​Hollanda makamlarına bizim de hep anlatmaya çalıştığımız; sizin de siyasi partilerinizin içinde çürümeye sebep olacaklar. Sizin de sivil toplumun, belediyelerinizin içinde çürümeye sebep olacaklar. Sizin Türk kökenli vatandaşlarınız arasında bölünmeye, çatışmaya sebep olacaklar. Ve siz önünde sonunda bunların bir başka ülkeye, aynen bize yapıldığı gibi çalıştığını göreceksiniz. Bunlar taşeron.

Bugün Hollanda’da vakıfları var, serbestçe çalışıyorlar. Basın organları var, yayın yapıyorlar. Çeşitli kurumların içinde çalıştıklarını kendileri burada sosyal medyadan söylüyorlar zaten. Yardım kuruluşlarının kiminle oturup kalktığını, hangi belediye başkanlarıyla, hangi milletvekilleriyle görüşüyorlar; onlar hepsini belgeliyor. Devletin onun için ispiyona ihtiyacı yok. Yani Türkiye’nin burada özel bir haber alma yapmasına da gerek yok.

​Ben de bunu kendim malumunuz, bunların İsveç’teki bir uzantısı bir haber yaptı. Bunu da burada Hollanda Diyanet Vakfı’nın Kadınlar Kolu beni ziyaret ettiler, birlikte bir fotoğraf çektirdik. O fotoğrafın altına yazarak yaptılar. Yani samimi Müslüman kadın görüntüsünü hedef alarak yaptılar. Neymiş? “Özel istihbarat teşkilatı kuruyormuşuz” burada. Gerek yok. Hepsi burada. Amatör bir araştırmacı, şöyle bir okul ödevi yapar gibi baktığında buluyor zaten.

Hollanda’da bu yıl göçün 62. yılı. Bu 62 yılda herkes birbirini tanıyor aslında. Yani esnaf, sanayiye gittiğinizde herkes gerçekleri biliyor. Bazen kibarlıktan bazen saygıdan bazen başka nedenlerden kimse kimsenin yüzüne o Hollanda direktliğiyle söylemiyor. Hâlâ Türk kalmışız bazı konularda. Birçok hesap kavgası yapıyoruz.  İkincisi de kimse birbirinin yüzüne söyleyemiyor. Orada da Doğu’nun kendine özgü bir kibarlığı var, ona sadık kalmışız.

​Dolayısıyla ben 11 aydır görev yaparken benim ettiğim yeminim var 15 Temmuz sabahı. “Ben bu gecenin sabahında bu ülkeyi bu namertlere teslim edilmeden elimize alıp kurtarırsak, Ya Rabbi, bu selalar okunurken ben şehitlerin yüzüne bakacağım. Ve ömrüm, nefesim yettiği kadar ben bu mücadeleyi bana verilen yetki çerçevesşnde yapacağım.”

Ben bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın, devletimizin bana verdiği yetkinin sınırında bu görevi yapıyorum. Ama bir vatandaş olarak aslında bu yetkiden daha fazlasına sahipsiniz, sorumluluğa da sahipsiniz. Onları aranızda tutmayacak olan sizsiniz.

​Biz geliyoruz gidiyoruz. O gazeteci doğru yazmış. Biz geliyoruz gidiyoruz, devlet kişilerle baki değildir. Biz duvarda bir resim oluyoruz. Yedi kuşak sonra kim hatırlar Fatma Cihan Yazgan’ı? Biz ve bunu bilerek gelip giden memurlarız. Hani kimse “kalacağım” diye gelmiyor buraya. Bunun bilinci içinde esas mücadeleyi yapan ve yapacak olan sizsiniz. Vatandaşlarımız, Hollandalı Türkler olarak sizlersiniz… Burada her kesimden, her siyasi görüşten, bütün camilerden, cemevlerinden, derneklerden, herkesten kaynaklanan sorun da sizden, çözüm de sizden.

“Devlet yarına bırakır, yanına bırakmaz”

​Türkiye Cumhuriyeti Devleti burada büyükelçiliğimizle, başkonsolosluklarımızla, devlet büyüklerimizin buraya gösterdikleri teveccühle… Bugün olduğu gibi. Sayın Bakanım, Ankara’daki anma törenine davetli iken bizimle birlikte oldunuz. Burada olmayı tercih ettiniz. Bu bizim için büyük bir onur, bizim için büyük bir destek. Bu desteğin hakkını da vermek lazım. Onun için ben sıra dışı bir hoş geldiniz konuşması yaptım. Bu benim buradaki ilk ve son 15 Temmuz törenim ve bundan sonra kısmetse Kiev’de bu görevi üstleneceğim ve orada göre yapacağım.

Kiev’deki Türk sayısı binlerle ifade edilecek kadar az, ama onların mücadelesi orada başka. Ben ilk defa FETÖ’yle Ukrayna’da tanıştım. Yani o zamanlar “hizmet” diye adlandırılan Fetullah Gülen hareketiyle. Bana geldiklerinde iki kitap hediye ettiler ve “Bakın, önsözü kim yazmış?” dediler. Benim ofise geldiler, ben iki numarayım orada, Yeşim Hanım’ın bugün yaptığı görevi yapıyorum. Baktım, rahmetli bir profesörümüz, Ankara Üniversitesi’nden sol kökenli bir profesörümüz yazmış önsözü. İthaf da o zamanın Başbakanı’na. Şimdi bana niye bunu veriyorlar biliyor musunuz? Çünkü bana bakıyorlar şöyle, “Bu CHP’li”, “solcu” diyorlar… Bana o kişinin özsözü ile yazılmış kitabı veriyor, bir başkasına ona yakın olan birinin önsözüyle yazılmış olanı. Sonra geldiler, dediler ki “Size bir talimat geldi biliyorsunuz, artık bize iyi davranacaksınız.” Ben de dedim ki “Ya affedersiniz, askerlik işleriniz yapılıyor. 29 Ekim oluyor, çağırılıyorsunuz. Yani bir başka vatandaşa yaptığımı size yapmıyor muyum ben? Asla böyle bir devlet anlayışı yok. Yani herkese aynı muamele, bir başkası için farklı yaklaşım devletin anlayışı, yaklaşımı değildir”

Ha ne var o gün? 28 Şubat olmuş, İmam Hatip mezunları başörtülü kızlar üniversiteye geçiş yapamıyor ve gerçekten parası olmayan çocuklar Ukrayna’ya geliyorlar. Yani 28 Şubat sürecinde… Ama yani dedim “Vatandaş olarak buraya gelen giden herkese aynı eşit muamelede değil miyiz biz?”

​Şimdi soruya cevap yok, çünkü öylelerdi. Hiç kimseden bir üstünlükleri yok. Ne istediler? Başkalarından daha ayrıcalıklı olmak istediler. Gene burada da onu istiyorlar. Allah’ın gözünde ayrıcalıklı olanların tanımı belli. Onun dışında devletin hiçbir vatandaşına ayrıcalık yapma lüksü yok. Belki istisnası vardır; o da şehidin yakınıdır. Öyle düşünüyoruz.

​Onun için burada da, sonraki görevlerimde de o “Bunlara iyi davranın” talimatını iptal etmek bana nasip oldu. Allah çok büyük. Bu benim için çok önemli bir anekdot olarak anlatıyorum. Ama devlet önünde sonunda tedbirini alır. Yarına bırakır, yanına bırakmaz.

Onun için vatandaşlarımızın, sivil toplum temsilcilerimizin bu güveni hissetmesini ve bunu da Hollandalılara anlatması çok önemli. Çünkü Hollandalı baktığı zaman diyor ki “Ya herhalde sadece Türkiye’deki bir iki tane insan bu işle uğraşıyor. Çünkü buradakiler ticaret yapıyor, kız alıp veriyor, birlikte oturuyor kalkıyor, dükkân açılışlarına gidiyor. O zaman çok önemli değil.”

Aslında “Türkiye’de hükûmet baskı yapıyor, buradaki Türkiye’ye bağlı olan vatandaşlar da mecburen onlar da tepki göstermek zorunda kalıyor” diye düşünüyorlar.

​Bu böyle değil. Ben gerçekten bu salonda olan herkesin bu örgüte karşı, bu yapılanmaya karşı geçmişte de bugün de mücadele ettiğini düşünüyorum. Haklı mıyım? Haklıyım. Ve bu mücadelenin de devam edeceğini düşünüyorum. Bunun da en güzel karşılığı ve örneği Sayın Bakanımızın aramızda olması.

Ne zaman gideceğimi bilmiyorum ama bizimle çay içmeye gelirseniz, sizin adınızı “ihbar ettiler, ispiyonladılar” diye açığa çıkarmayız. Biz böyle anlaşıldıysak, böyle bir endişeye sebep olduysak da, bu yanlıştır. Bizim, sizin iyi olduğunuza ihtiyacımız var. Görevimiz, sizi tehdit ve tehlikelere karşı uyarmak. Adamlar restoran listesi yayınlıyorlar, “buralarda yiyin için” diye.

Mesela birden bire “Türkçe eğitiminin önemli olduğunu düşünüyorlar. Okullardan kaldırılan Türkçe eğitimin yeniden müfredata alınmasını istiyorlar”. Niye? Çünkü ellerinde kaçak, ilticacı öğretmen birikti. Ne mutlu ki insanlarımız, denek ve vakıflarımız bunların farkındalar. Çocuklarımıza, dilimizi, dinimizi, oturup kalkmasını kimin öğreteceğine siz karar vereceksiniz. Bu sizin kişisel ve egemenlik hakkınızdır. Biz bu meselenin takipçisiyiz ve hem burada hem de Türkiye’de size bu konuda desteğimiz devam edecektir. Parası keksilen örgüt yaşamaz. İzole ederseniz yaşamaz ya da doğru yolu bulur. Kabullenirseniz, kendisi asla yanlış yaptığını anlamayacak. 15 Temmuz’un bir tiyatro olduğunu söyleyen bir kişinin, bu örgüte sattığı, kiraladığı aklını, vicdanını geri alması mümkün değildir. Onlar takiye yapıyor mu yapmıyor mu, onu da ölçmeniz çok zordur. Ancak, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” düsturuyla hareket edilirse, onların hile, oyun, desiseleri de kolayca anlaşılır.

Bu dönemin çok önemli bir özelliği var: Hiçbir şey gizli kalmıyor. Diplomatlar işini yaparsa askerlere, polislere iş kalmıyor. Vatandaş kendisine düşeni yaparsa, bizlere iş kalmaz. Bir davette, kutlamalarda, resepsiyonlarda bir araya gelmekten başka… Birlikteliğimiz, başarılarımız, liyakatimiz, sadakatimiz daim olsun.”

“FETÖ, faaliyet gösterdiği her ülke için açık bir tehdittir.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran da programa gönderdiği video mesajda, 15 Temmuz 2016 gecesinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarının milletin iradesini ve demokrasiyi hedef aldığını, kamu kurumlarına ve parlamentoya saldırdığını, medya binalarına baskınlar düzenlediğini ve İstanbul’un simgesi olan boğaz köprülerini işgal ettiğini belirtti.

Devlet ve millet olarak bu kanlı darbe girişimine karşı destansı bir direniş gerçekleştirildiğini vurgulayan Duran, ihanet şebekesinin 253 vatandaşı şehit ettiğini, binlerce kişinin de yaralandığını anımsattı.

O gecenin zaferini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha ilk dakikalardan itibaren ortaya koyduğu kararlı duruşa ve liderliğine borçlu olduklarını kaydeden Duran, Türkiye’nin dört bir yanında milyonların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısına kulak vererek sokaklara döküldüğünü ifade etti.

Türkiye’nin uluslararası ölçekte iadesini istediği FETÖ mensuplarının çeşitli ülkelerde bulunduğuna dikkati çeken Duran, şöyle konuştu: “Milletimizin egemenliğini ve demokrasimizi hedef alan yapılara karşı dostlarımızdan yanımızda durmalarını ve vefa duygusuyla hareket etmelerini bekliyoruz. Zira FETÖ sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir ulusal güvenlik sorunu değildir. FETÖ, faaliyet gösterdiği her ülke için açık bir tehdittir.”

“Millî İrade ve Demokratik Direnç: 10. Yılında 15 Temmuz” paneli

Video mesajın ardından, Lahey Büyükelçiliği İletişim Müşaviri Doç. Dr. İsmail Erkam Sula’nın moderatörlüğünü yaptığı “Millî irade ve Demokratik Direnç: 10. Yılında 15 Temmuz” başlıklı panel oturumu yapıldı.

Panelde konuşan Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi ve eski Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Dr. Mehmet Mehdi Eker, darbe girişimi gecesi TBMM’de bulunduğunu anımsatarak, Meclisin üç kez bombalandığını, milletvekillerinin sabaha kadar Genel Kurulda ve sığınakta kaldığını anlattı.

FETÖ’nün bugüne kadar görülen yapılara benzemediğini vurgulayan Eker, örgütün çok boyutlu ve çok katmanlı bir yapı olduğunu, geçmişinin 1960’lı yıllara kadar uzandığını söyledi.

Eker, örgütün İslam’ın “protestanlaştırılması” olarak tanımladığı bir zihniyet taşıdığını belirterek, “Genetiği değiştirilmiş organizma gibi, Müslümanlığın genetiğini değiştirmeye matuf bir tarafı var.” dedi.

Örgütün eğitim alanını anahtar sektör olarak kullandığına işaret eden Eker, dershaneler ve kurslar üzerinden sınav sorularının çalındığını, emniyet, yargı, ordu, maliye ve dışişleri gibi devletin kilit kurumlarının ele geçirilmeye çalışıldığını kaydetti.

Eker, örgütle mücadelenin yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmaması gerektiğini, sosyoloji, psiko loji ve iletişim alanlarında ayrıntılı akademik çalışmalar yapılmasının şart olduğunu vurguladı.

Şehitleri rahmetle anan Eker, sözlerini şöyle tamamladı: “FETÖ’nün karanlık bir örgüt olduğunu hiç unutmayın. Sureti haktan görünür ama şeytanın bizzat kendisidir. Ona sakın aldanmamak, onlara fırsat vermemek ve kendimizi korumamız lazım.”

“Eğitim alanında boşluk bırakılmamalı”

Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Mahmut Mustafa Özdil ise darbe girişimi gecesi İstanbul’da olduğunu belirterek, o gecenin uzaktaki coğrafyalarda da yakından takip edildiğini söyledi.

Vakfın faaliyetleri kapsamında gittikleri ülkelerde bu ilginin karşılığını gördüklerini aktaran Özdil, Senegal’den Nijer’e kadar birçok ülkede muhataplarının 15 Temmuz gecesini sabaha kadar izlediklerini ve Türkiye için dua ettiklerini kendisine anlattığını kaydetti.

Türkiye Maarif Vakfının 15 Temmuz’dan önce, 2016 yılının haziran ayında kurulduğunu vurgulayan Özdil, vakfın varlık sebebinin FETÖ iltisaklı okulların devralınması olmadığını, Türkiye’nin eğitim alanındaki birikiminin yurt dışında paylaşılması ihtiyacına dayandığını belirtti.

Özdil, “Hayat boşluk kabul etmiyor. Eğitim alanında boşluk bırakılmamalı.” dedi.

Darbe girişiminin ardından FETÖ iltisaklı eğitim kurumlarının devralınmasının vakfa ek bir sorumluluk yüklediğini ifade eden Özdil, devraldıkları okullarda idari, hukuki, mali, fiziki ve akademik açıdan kapsamlı bir rehabilitasyon süreci yürütmek zorunda kaldıklarını anlattı.

Özdil, vakfın bugün 66 ülkede faaliyet gösterdiğini, bunların 57’sinde eğitim kurumları bulunduğuna değinerek, tek tip bir eğitim modeli dayatmak yerine her ülkenin kendi ihtiyaçlarını ve bakış açısını merkeze alan bir yaklaşım benimsediklerini söyledi.

“Darbe girişimi Türkiye’yi daha bağımsız bir dış politika çizgisine yöneltti”

İstanbul İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Numan Telci de darbe girişimini yurt dışında öğrendiğini anlattı.

Telci, ertesi gün Türkiye’nin ABD’deki konsolosluğu önünde toplanan kalabalığın büyük bölümünün Arap ve diğer Müslüman ülkelerden gelen insanlardan oluştuğunu, bu tablonun 15 Temmuz’un uluslararası yankısını gösterdiğini söyledi.

Kalkışmanın arkasında Türkiye’nin bölgesel ve küresel ölçekte daha bağımsız bir aktör olmasını istemeyen çevrelerin beklentilerinin bulunduğunu vurgulayan Telci, aradan geçen 10 yılda bu hesabın tersine döndüğünü kaydetti.

Telci, darbe girişiminin Türkiye’yi zayıflatmak yerine daha kararlı, daha özgüvenli ve daha bağımsız bir dış politika çizgisine yönelttiğini belirterek, bu dönemde savunma sanayisi ve dış politikanın öne çıkan iki alan olduğunu ifade etti.

Panel programının ardından ayrıca 15 Temmuz temalı fotoğraf sergisi katılımcıların ziyaretine açılırken, Hollanda Sivil Toplum Kuruluşları ile düzenlenen anma programında “15/07 Şafak Vakti” filminin gösterimi de yapıldı.