
Majesteleri, Sayın Kral Willem-Alexander,
Bugün size bir siyasetçi, sivil toplum aktivisti, yazar ve bir ayağı Türk toplumunda, diğer ayağı Hollanda toplumunda olan bir yurttaşınız olarak açık bir mektup yazıyorum.
Yıllardır her iki toplumun içinde insanları dinliyor, sorunlarına ve çözüm arayışlarına yakından tanıklık ediyorum.
Size hem takdirimi ifade etmek hem de zihnimi meşgul eden bir soruyu yöneltmek istiyorum.
Önce takdirle başlayayım.
350 yılı aşkın sömürgecilik geçmişi. Kölelik, baskı ve bugünün parasıyla en az yarım milyar avroluk kazanç.
Üstelik bu rakam devletin değil, kraliyet ailesinin özellikle 19. yüzyılda sömürgecilikten elde ettiği doğrudan özel gelirlerin bugünkü karşılığı.
2022’de başlattığınız bağımsız araştırmanın sonuçları 2 Ekim 2026’da açıklandı. Yaklaşık 60 araştırmacı, Oranje-Nassau Hanedanı’nın 1600–2025 yılları arasındaki sömürgecilik geçmişini inceledi.
Ortaya çıkan tablo çarpıcı. Hanedanınız yüzyıllarca sömürgeciliği ve köleliği desteklemiş. Sömürgecilik, hanedanın yalnızca servetini değil, siyasi gücünü ve itibarını da beslemiş.
Hanedanınızın geçmişini bağımsız araştırmaya açmanızı takdire değer ve cesur bir adım olarak görüyorum.
Geçmişin yanlışlarını bugün kolayca görebiliyoruz. Peki, içinde yaşadığımız dönemin yanlışlarının ne kadar farkındayız?
Dünün doğruları, bugünün yanlışları
Sömürgecilik bir gecede ortaya çıkmadı. Yüzyıllarca sürmesini sağlayan yalnızca kralların kararları da değildi.
Siyasiler yönetti, tüccarlar kazandı, kurumlar düzeni korudu. Birçok insan olan biteni dönemin olağan düzeni saydı.
Peki, kim karşı çıktı?
Elbette karşı çıkanlar vardı. Hollandalı siyasetçi Wolter Robert van Hoëvell, 19. yüzyılda köleliğe karşı mücadele etti. Surinamlı yazar Anton de Kom ise 1934’te yayımladığı Wij slaven van Suriname adlı eserinde sömürgeciliğin karanlık yüzünü anlattı.
Demek ki o dönemde de başka türlü düşünmek mümkündü. Fakat bu sesler, düzeni değiştirmeye yetmedi.
Araştırmanın dikkat çektiği eksiklik de buydu. Dönemin hâkim anlayışına karşı çıkabilecek liderlik gösterilemedi. Sömürge halklarının yaşadıkları yeterince önemsenmedi.
Bir toplumun önemli sınavı, herkesin yanlış olduğunu kabul ettiği geçmişte değil, henüz yeterince sorgulamadığı bugündedir.
Devletin gözünde herkes eşit mi?
15 Ocak 2021. Hollanda’da üçüncü Rutte hükümeti istifa etti.
Nedeni, binlerce ailenin hayatını altüst eden toeslagenaffaire skandalıydı. Devlet, çocuk bakım yardımı alan aileleri haksız yere suçlamış, ağır borçlara sürüklemişti.
Ancak bu skandal yalnızca idari hatalardan ibaret değildi.
İnsanların milliyeti, devletin onlara nasıl davranacağını etkileyen bir kritere dönüşmüştü.
Vergi Dairesi, çifte vatandaşlık bilgilerini hukuka aykırı biçimde kullanmış, Hollanda vatandaşı olmayanları riskli olarak değerlendiren bir sistem işletmişti. Hollanda hükümeti, Mayıs 2022’de Vergi Dairesi ve yardım ödemelerinden sorumlu birimlerde kurumsal ırkçılık yaşandığını resmen kabul etti.
44 binden fazla ebeveyn mağdur olarak tanındı. Tazminatlar ödendi, borçlar için düzenlemeler yapıldı. Ancak kaybedilen yıllar, bozulan sağlık ve dağılan aile düzenleri bir ödemeyle geri gelmiyor.
Ya çocuklar?
CBS verilerine göre 2015 ile Haziran 2022 arasında mağdur ailelerin 2.090 çocuğu bir süreliğine ya da uzun süreli olarak ailelerinden ayrı, koruma altına alındı. Bu ayrılmaların tamamı doğrudan skandaldan kaynaklanmadı. Ancak bağımsız Hamer Komisyonu, 2025’te bazı ayrılmaların önlenebileceğine dikkat çekti.
Bir başka olay.
Suriye kökenli bir kişi, 2024’te CBR’ye kendi adıyla iş başvurusu yaptı. Reddedildi. Neredeyse aynı özgeçmişle, Hollandalı bir isim kullanarak yeniden başvurdu. Bu kez görüşmeye çağrıldı. Hollanda İnsan Hakları Kurulu, 5 Ağustos 2026’da ayrımcılık yapıldığına hükmetti.
Bunlar sömürgecilikle aynı şey değil. Ama insanların kökenlerine göre farklı muamele görmesi, geçmişten bugüne sorgulamamız gereken bir anlayışı hatırlatıyor.
Üstelik bu kez geçmişe bakmıyoruz. Bunlar bizim yaşadığımız dönemin olayları.
Tarihimiz aynı değil, ama geleceğimiz ortak
Majesteleri,
Ne siz geçmişteki kralların kararlarından şahsen sorumlusunuz ne ben dedelerimin yanlışlarından. Bugünkü Hollandalıları da geçmişin suçluları ilan edemeyiz.
Ama geçmişin bıraktığı izleri görmezden gelme hakkımız da yok.
Özellikle Surinamlı, Karayipli, Endonezyalı ve Moluklu Hollandalılar için sömürgecilik yalnızca tarih kitaplarında kalan bir konu değil. Aile hafızalarında, kimliklerinde ve kuşaktan kuşağa aktarılan deneyimlerinde yaşamaya devam eden bir geçmiş. Onların sesini dinlemeden bu tarihle tam anlamıyla yüzleşemeyiz.
Hollanda değişti. Artık farklı kökenlerden, inançlardan ve kültürlerden milyonlarca insanın ortak vatanı.
Benim dedem 1967’de Isparta’dan Hollanda’ya geldi. Devletin karayolları hizmetinde çalıştı. Eniştem ise Hollandalı. Bir zamanlar birbirine yabancı iki ailenin hikâyesi, bugün bizim ailemizin hikâyesi.
Hepimizin geçmişi aynı değil. Ama geleceğimiz ortak.
Tarihle yüzleşmek, arşivleri açmakla sınırlı kalmamalı. Bir gencin uğradığı ayrımcılığı ciddiye almak, haksızlığa uğrayan bir ailenin hakkını aramasına destek olmak da bu sorumluluğun parçası.
Bu noktada görevler de açık olmalı. İnsanın refahını temel alan, köklü çözümler üreten ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmeli. Devlet kurumları ayrımcı uygulamaları tespit edip düzeltmeli, işverenler işe alımda fırsat eşitliğini sağlamalı, yöneticiler ise haksızlıkları örtbas etmek yerine hesap vermeli.
Gazeteciler bunları araştırmalı, sendikalar çalışanların haklarını savunmalı, yurttaşlar da haksızlık karşısında sessiz kalmamalı.
Sorumluluk hepimizin. Ama yetkisi fazla olanın sorumluluğu da daha büyük.
Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var
Araştırmada dikkatimi çeken bir kavram var. Tegendraads leiderschap. Yani gerektiğinde hâkim düşünceye karşı çıkabilen, bedel ödemeyi göze alan liderlik.
Bir siyasetçi, seçmenini kaybetme pahasına doğru bildiğini savunabiliyor mu?
Bir işveren, kârı azalacak olsa da çalışanlarının hakkını koruyabiliyor mu?
Bir kurum yöneticisi, yapılan haksızlığı kamuoyu öğrenmeden kabul edip düzeltebiliyor mu?
Sorular basit. Cevapları o kadar değil.
Ama eleştiriyi yalnızca başkalarına yöneltemeyiz. Kendi toplumlarımıza da bakmalıyız.
Hollanda’da farklı kökenlerden gelen yurttaşların toplumsal tartışmalara daha fazla katılmasını, yalnızca sorunlarını değil, bu ülkenin geleceğine ilişkin fikirlerini de ortaya koymasını istiyorum. Birbirimizle fikirlerimiz üzerinden yarışalım. Hollanda’yı daha yaşanabilir kılmak için öneriler geliştirelim.
Geçmişte sesini duyurmak çok daha zordu. Bugün daha fazla imkânımız var. Bu imkânları kullanmak bizim sorumluluğumuz. Medyanın sorumluluğu ise toplumun bütün çeşitliliğine söz hakkı tanımak ve farklı seslere platform sunmak.
Çünkü yanlışlara karşı çıkmak, onları yıllar sonra eleştirmekten çok daha zordur.
Gerçek liderlik bazen alkışlanmayı değil, itiraz edilmeyi göze almaktır.
Sayın Kral, size bir sorum var
Majesteleri,
Hanedanınızın geçmişini araştırmaya açmanız, cesaret ve sorumluluk gerektiren önemli bir adım. Şimdi bu cesaretin bugünün Hollanda’sına da ışık tutmasını diliyorum.
Siz farklı kökenlere, inançlara ve düşüncelere sahip milyonlarca insanın kralısınız.
Hollanda Anayasası’nın 42. maddesine göre Kral dokunulmazdır; siyasi sorumluluk bakanlara aittir. Sizden siyasi bir müdahale beklemiyorum.
Ancak toplumun birleştirici ve cesaretlendirici temsilcisi olarak, geçmişle yüzleşme iradenizin bugün karşı karşıya olduğumuz sorunları da sorgulamamıza ilham verebileceğine inanıyorum.
Bu nedenle size şu soruyu yöneltmek istiyorum:
Yüz yıl sonra bugünün Hollanda’sı hakkında yeni bir araştırma yapıldığında, yaşanan adaletsizlikler için ne yazılmasını isteriz?
Görmezden geldiklerimiz mi anlatılsın, yoksa onları gidermek için gösterdiğimiz çaba mı?
Majesteleri,
Bu soruyu sizinle yüz yüze konuşmayı, düşüncelerimi paylaşmayı ve sizi dinlemeyi isterim. Bir yurttaşınız olarak böyle bir görüşme benim için büyük değer taşıyacaktır.
Mektubuma yanıt verilmesi hâlinde, bunu Doğuş’taki köşemde okuyucularımla paylaşmaktan memnuniyet duyarım.
Saygılarımla,
Ing. O. Osman Elmacı
