İşimiz gereği sürekli problemi olan insanlarla çalışıyoruz. Öyle olunca da yılların getirdiği tecrübeler sonucunda en basite indirgenmiş hâliyle ortada bir problem olduğunda iki türlü insan tipinin olduğunu gördük. İlki problemi kendisinin bir parçası olarak görenler, diğeri de problemin kaynağını, kendinde asla görmeyen ama hep başkalarında suçu görenler.

Bireysel olarak böyle ifade ediyoruz ama aslında toplum, cemaat ya da bir dinin veya ülkenin mensupları olarak da bundan farkımız pek yok. Konuyu, belki şu anda yavaş yavaş gündemde daha az yer tutmaya başlayan Filistin-Gazze meselesine getirmek çabasındayım.

Bu konuda suçu kendilerini soyutlayarak  başkalarına yükleyenlerin kullandığı argümanları bir hatırlayın: Batı adil değil, ikiyüzlü, çifte standart uyguluyorlar. Halkı Müslüman olan ülkelerin liderleri Batı’nın, ABD’nin kuklası vs. vs. Bir sürü örnekleri çoğaltmak mümkün. Yani hep başkaları. Ya biz?

1300 yıl önce yaşamış kumaş ticareti ile maişetini kazanan o güzel insan Ebu Hanife’den 2 örnek:

– Özürlü kumaşı daha az fiyata vermesi gerekirken normal fiyata veren tezgahtarının hatası sonucu, satın alan alıcının peşine Basra’dan çıkıp Mekke’ye kadar gider. Alıcıyı bulduğunda kumaşı üstüne dikilmiş vaziyette görünce, alıcıyı zorla ikna ederek ücret iadesi yapar.

– Kumaş satan bir kadına fiyatını sorunca 100  diyen, alıcı olarak fiyatı az bularak 500’e satın alıyor Ebu Hanife.

Sanki bir masal anlatır gibi anlatıyoruz. Kendi hayatımızda da bu tür olaylarla karşılaşmıyor muyuz? Kaçımız şu ana kadar bize tahminimizden ve ederinden daha az satılan bir ürünü ne zaman eder fiyatına satın aldık? Satana ‘bunun ederi aslında bu, size daha fazla vermem gerekiyor’ dedik? Nefisimize ağır gelen ve susmamız gereken bazı anlarda ne zaman sustuk, ya da Müslümanları savunmak anlamında ne zaman bir Müslümana yaraşır şekilde, hiç bir nefsi tatmin amacı gütmeden karşılıksız tepki verdik. Hangi yaptığımız bir iyiliğin, itiraf edelim, ‘belki bir gün gelir bize de faydası olur’ diye düşünce dünyamızın en derinlerine inerek bu çıkarcılığı keşfettik? Seni gidi çıkarcı nefis? Hiç bir karşılık beklemeden yapılan iyiliktir hedef ve yaparken de öyle düşünürüz. Ama derinlerde acaba öyle mi? Yapılan iyiliğin karşılığını da aldık mı almadık mı?

Konunun Filistin’le ne alakası var? Çok alakası var. Daha ‘nefis’ denen evin ön bahçesini temizlemeyen, başka şehirdeki kirli bahçelere hangi yüzle isyan ediyor? O şehrin belediye başkanına, valisine, kaymakamına verip veriştiriyoruz da, kendi apartmanımızdan, evimizden bihaber yaşıyoruz.

Ne Yapmalı?

Bir ton laf ediyoruz ama iş dönüp dolaşıp basit bir noktaya geliyor: İşimizi düzgün yapacağız, Ne kendimizi ne çevremizi aldatmayacağız. Aldatanları da dışlayacağız. Bakın özellikle Türkiye’de ve Avrupa’da bir sürü vakıflar ve dernekler kuruldu. İşini düzgün yapmayan, yapılan sözleşmelere, verilen sözleri tutmayanlara dönük bir müeyyide var mı? En basit bir ev işi yaptıracak olsak kılı kırk yarıyoruz, hatta Müslümanlarla iş yapmamaya çalışıyoruz. Bir arkadaşım evinin tamiratını ortak iş yaptığı  birisine yaptırıp kavga ederek işi zor güç bitirtmek zorunda kalmış. ‘Hallederiz, yaparız’ ile başlayıp, ‘unuttuk, abi sen de her şeyi büyütüyorsun, idare et’ diyerek “İllallah” dedirttirenlerden fellik fellik kaçıyoruz.

Helal sertifikası gibi, kalite sertifikası modeli metotlar üretemez mi bu işveren vakıflar? İşini düzgün yapanların markası sadece kendi şirketi ile sınırlı kalmamalı bence. Müslümanların bu serkeşliğini dert edinip, ‘biz Filistin meselesini, işimizi düzgün yaparak çözeceğiz, kendi aramızda dayanışma kuracağız ve kendi medeniyetimize böyle hizmet edeceğiz’ aşkıyla hareket edilerek bir faydası olmaz mı?

Bireyler olarak hepimiz, hem işimizi Müslüman olarak düzgün yapacağız, hem de özel hayatımızda da kendimizi terbiye edeceğiz, düşünce ve tavır üreteceğiz, ürettiğimiz tavır da sırf Allah’ı memnun etmek hedefiyle elinden dilinden emin olunan insan olarak  yaşarsak ancak Filistin kurtulur.

Allah kendini değiştirmek isteyen ve değiştirenlerle beraberdir.

Laklakla da ne gemiler yürür ne de bir medeniyet inşa edilir.

Ergün Madak       —◄◄