Sistematik olarak her yıl Ramazan ayında, yeryüzü Müslümanlarına saldırılar düzenleniyor. Önümüzdeki haftalarda da bu devam edecek. Belki bir süre ara verecekler, bir kaç ay sonra tekrar başlama ihtimali de çok yüksek görünüyor. Ne zamana kadar? ABD’de de seçimler olana kadar. Şu an devam eden savaşta aslında ciddi bir paradoksla karşı karşıya kaldık. Müslümanlar, özellikle Suriye politikasından dolayı İran’ı kerhen de olsa desteklemediler. Çünkü, sırf mezhebi nedenlerden dolayı zalim rejimin yıllarca ayakta kalmasını, yani binlerce Müslümanın öldürülmesine ve ülkelerini terk etmelerini neden oldu İran.

İran’da 1979’da devrim olduktan sonra, Türkiye’de özellikle A. Şeriatı, Mutahhari, Behesti, A. Sürüş, Fadlallah gibi isimlerin kitapları İslamcılık adına iştiyakla çevrildi. Açıkçası o yıllarda okuduğum (1987-1995) ve bir kaç yıl öncesinde de geri dönüşüme attığım kitapları okurken, içinde bariz Şiilik düşüncesini barındıran dizeleri üzerinden atlayarak okumayı tercih etmiştim. Gerçi böyle okumayı hemen her tür kitabı okurken de yapıyorum. Yani Karin Armstrong’un Muhammed kitabını nasıl okuyorsam, Şia düşüncesini de, fanatikliğe kaçıp hakaret etmedikleri sürece okumayı başarabilmiştim. Belki çeviri yapanlar o bölümleri cımbızlamış da olabilirler ama ben doğrudan sahabelere hakaret eden metinlerle karşılaşmamıştım. O yıllarda özellikle klasik formatın dışına çıkıp enteresan düşünceler serdedenleri çok seviyorduk. Gerçi bugün de var böyle tipler: Kur’ancılardan başka, bir dönem popüler olan Y. N. Öztürk ve M. Öztürk gibiler, acaba farklı bir cümle kurayım da ilgi çekiyim düşüncesini mi taşıyorlar nedir, anlaşılır gibi değil. Yani aykırı söylem sizi aynı zamanda odak noktası hâline getiriyor, bu mudur çaba? Yine başka bir ilahiyatçıdan başka bir düşünce de karşıma çıktı, insana pes dedirten. Onu da başka bir yazıda inceleriz artık.

Neyse, uzun lafın kısası, 1980’den bugüne, Türkçe yazılmış ve Arabca’dan çevirisi yapılmış kitaplarda ciddi artış sağlandı. “Ehl-i Sünnet akidesi” diye tarif edebileceğimiz, çok değerli kitaplar kazandırıldı. Okumaya yetişemiyoruz açıkçası ve bu mutluluk verici. İran ve Şia meselesine bakıldığında da aslında öyle çok sofistike bir çıkarım yapmaya da gerek yok. Sadece tarihe bakmak yeter: Ehl-i Sünnet ile Şia hiç bir zaman bir araya gelemedi ve bir araya da gelmeyecekler. Ülke vatandaşları olarak karşılıklı  gider gezersiniz ama dini-siyasi tartışmalara girmediğiniz müddetçe ancak ne şiş yansın ne kebap modunda ilişkiler sürdürülebilir. Çünkü Suriye bir turnusol kağıdı işlevi gördü. Eğer çatışmaların çıktığı ilk günden itibaren mezheb çıkarları yerine Müslüman ümmetinin çıkarlarını tercih etselerdi, bugün çok farklı şeyleri konuşuyor olurduk. Fakat tarih bize bunun hayalden öteye gidemeyeceğini gösteriyor.

Her gün çevresindeki diğer Müslüman ülkeleri bombalıyor. Bir taraftan İran Cumhurbaşkanı bunun için özür dilerken diğer taraftan her gün saldırmaya da devam ediyor.

Siyasi olarak patolojik bir durum. Körfez ülkeleri de aslında İran’ın güvenilmez bir ülke olduğunu, kurdukları savunma sistemleri ile teyit ettirmiş oldular. Aslında çok acıklı bir durum. Fakat yine tarih bize gösteriyor ki; birileri birileri ile savaşarak tekerrür edecek tarih. Bizim kuşak 80 yılda bir gelen hem salgın hastalıkla karşılaştı hem de etkisini daha da çok belli eden savaşlarla. Önce İran-Irak, sonra Suriye, ardından Rusya-Ukrayna, bugün ise İran ve diğerleri savaşı. Daha da genişleyip bir dünya savaşı olacak mı? Bir gün Deccal de ortaya çıkıp, Hz. İsa’nın gelmesini de görecek miyiz? Bunu zaman gösterecek.

Ramazan 2026

Bir Ramazan daha bitti.  Kur’an mealini belli başlı konuları işaretleyerek okuma hedefime gerçekleştiren Rabbime sonsuz şükürler olsun. Şimdi aldığım notların üstünden tekrar geçerek, hepsini bir araya getirmem, tasnif etmem gerekiyor. Akabinde bu çalışma beni nereye götürür bilmiyorum. Başlı başına Kur’an’ı günlük okumak, aşırı besleyici oldu. Bir ay içinde günde sadece 20 sayfa okuyarak Kur’an hatim ediliyor.

Yıllarca önce, sadece hafta içi günde 20 sayfa okuyarak, uzun süredir okumama dönemini bu şekilde kırmıştım. O gün bugündür elhamdülillah iyi gidiyor. Okumadığım günler, içimi bir sıkıntı kaplar ve o günün ‘boş’ geçtiği hissi hep sıkıntı verir.

Az da olsa okumak ama hep okumak en güzel alışkanlık. Tabii neler okuduklarımıza dikkat ederek. Aile dostumuz genç, ‘şu sıralar Şia okumayı düşünüyorum’ deyince, ‘kütüphanende şu kitaplar dururken Şia? Bence zaman kaybı’ deyiverdim.

Kaynak da kaynak kitap derim, başka bir şey demem.

Ergün Madak                                     —◄◄