
Dünya devleti kelimesini ilk olarak rehberlik/din dersi hocamız olan bir papazdan 1984 yılında, Hollanda’nın Amersfoort kentinde, duymuştum. O zamanlar Hollanda’da orta/lise arası Katolik bir okulda elektrik okuyordum. Bir gün hocamız, yine bir rehberlik dersinde, gelecekte “Dünya Devleti” mümkün olur mu ne düşünüyorsunuz diye bir tartışma konusu ortaya attı.
Sınıfın nerdeyse tamamı bir dünya devletinin mümkün olmadığını iddia etti. Herkes böyle bir şey olmaz bu kadar farklı kültür, farklı din, farklı renkten ve dilden insanlar bir noktadan yönetilemez diyordu. Hocamız ise hararetli bir şekilde bunun mümkün olabileceğini savunuyordu.
Ben rehberlik hocasının o gün bu tartışma konusunu herhangi bir art niyetle ortaya attığını düşünmüyorum. Büyük ihtimalle böyle bir oluşumun varlığından haberdardı ve bizlerin de bilmesini istiyordu. Zaten o günkü o tartışmadan sonra bu “Dünya Devleti” cümlesi, aradan geçen 41 yıl boyunca bir türlü aklımdan çıkmadı.
Peki gerçekten bir Dünya Devleti var mı yoksa bu bir komplo teorisi mi?
1936 – 1986 yılları arasında yaşamış California doğumlu, Amerikalı yazar Frederick Gary Allen, The Insider kitabında, dünyayı ahtapot gibi sarmış, birbirlerine sıkı sıkı bağlı “Gizli Dünya Devleti” de denebilecek böyle bir gizli yapıyı, beraber ve ahenkle hareket eden bir oluşumu, prensiplerini ve çalışma metodunu da anlatarak tüm açıklığı ile ortaya koyar.
‘Dünya Devleti’nin baş aktörlerinden birisi Rotschild ailesidir. Ailenin, hanedanlığın kurucusu Frankfurt’ta, fakir bir mahallede 1750’lerde doğan ve küçük çaplı bankacılık işi ile uğraşan baba Amschel Moses Rothschild’dir. Baba Rothschild’in 5 oğlu vardır ve bu özenle yetiştirdiği 5 oğlunu Avrupa’nın 5 farklı ülkesine yerleştirir. 5 farklı ülkede kurdukları finans merkezleri ile güçlenen ailenin başlıca gelir kaynakları savaşları finans etmektir. Meselenin büyüklüğünü anlatmak için isterseniz şöyle bir örnek verelim, bu aile parası bittiği için savaşamaz hâle gelmiş Fransız kralı Napolyon’a bile borç vermiştir. Bir diğer gelir kaynakları ise fakir ülkelere yüksek faizle borç vererek sömürmektir. Kısacası üçüncü Dünya ülkelerinin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını ya savaşlarla, ya da verdiği yüksek faizli borçlarla sömürmektir.
Adı geçen kitapta bahsedilen bir diğer güçlü aktör ise Rockefeller ailesidir. Güçlü Rockefeller ailesi de Rothschild ailesi gibi finans sektöründe aktiftir. Ailenin aktif olduğu bir diğer sektör ise petrol ve yeraltı kaynaklarıdır. Kitap ayrıca Küresel ekonomik sisteminin çıkışını, Dolar’ın uluslararası para birimi haline gelişini, uluslararası gizli dernek ve örgütlerin çalışma şekillerini ve bu kurumlarda aktif olmuş güçlü karakterlerden bahsetmektedir.
1990’larda Türkçeye çevrilen ve “Gizli Dünya Devleti” adı ile basılan ve Millî Gazete’nin abonelerine hediye ettiği kitapta ayrıca Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın da genişçe bir takdim yazısı vardır.
Erbakan hoca takdim yazısında kısaca şunları söylemektedir: “Hastalık tam olarak teşhis edilmezse tedavi tam olmaz. Mikrobu tanımadan hastalık tedavi edilemeyeceği gibi; mikrobu bilmeden olayları anlamamız, şifa bulmamız da mümkün değildir. Onun için bu sömürü dünyasını yöneten merkezi tanımamız lazım. Bu merkez Siyonizm merkezidir, Irkçı emperyalizm merkezidir. Bugün Ortadoğu’da yapılanlar sadece İsrail meselesi değildir; Siyonizm adı altında bir inanışın, bir zihniyetin bütün dünyayı kontrol altına alma ve sömürme zihniyetidir. Kendilerini üstün ırk sanan bir batıl zihniyetin insanlığı yok etme ameliyesidir.”
Erbakan hocamız (Allah kendisinden razı olsun) yıllarca bizlere bu gizli yapıları anlattı ama pek çoğumuz anlayamadık. Komplo teorilerini dinler gibi dinledik.
Hak ve Batıl savaşı Dünya kurulalı beri vardı ve Dünya durdukça da olacaktı. Hakkın tarafında olan atamız Hz. Adem’e (as), batılın tarafında olan Şeytan düşmandı ve düşmanlığını kıyamete kadar devam ettirecekti.
Aslında anlamak isteyene mesele çok basitti. Küresel güçler önce bir yerde bir bomba patlatıyor. Sonra işgal etmek istediği devleti bu bombayı patlatmaktan dolayı sorumlu tutuyordu. Son adım olarak ta sorumlu tuttuğu devleti işgal ediyor. Yapılan savaş masraflarını da işgal ettiği devletin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürerek alıyordu.
Bu senaryo 2001’de Afganistan işgal edilirken de, 2003’te Irak işgal edilirken de uygulandı. 2011’de Arap baharı başladığında, İslam ülkeleri özgürleşiyor diye hepimiz nerdeyse göbek attık ama orda da hüsrana uğradık. Hatta Erbakan hoca soğukkanlılıkla “Siyonizm kadro değiştiriyor” dediğinde kulaklarımıza inanamadık ama her zaman olduğu gibi bu olayda da hoca yine haklı çıktı.
11 Eylül 2001’de ikiz kulelerinin vurulması, kötü kurgulanmış bir senaryo idi. Yıllarca uzmanlar uçak çarpması ile kulelerin yıkılmayacağını anlatıp durdular ama inanan olmadı. Ne zaman ki sömürgeciler, yazdıkları ve çektikleri senaryoyu bahane edip Afganistan’ı işgal ettiler o zaman işin rengi ortaya çıktı.
2003’e gelindiğinde Afganistan nerede ise haritadan silinmişti. Küresel güçler için yeni bir düşman lazımdı. Saddam’ın Kitle İmha silahlarına sahip olduğu iddia edildi ve bildik plan devreye sokuldu. Amerika ve İngiltere öncülüğünde Irak’ta, milyonlarca Müslüman katledildi, kadınların ırzına geçildi. Ve ne hazindir ki Müslüman bir ülke olan Irak’ı bombalayan uçaklar yine bir Müslüman ülkeden havalandı.
Gözümüzün önünde cereyan eden bu olaylardan ders çıkarıp bir an önce Erbakan hocamızı dinleyip onun sunduğu reçetelerden olan, İslam Birliği’ni, kurmamız lazım. Tıpkı Avrupa’nın euro’yu ortak para birimi yapması gibi bizler de İslam Dinarını tedavüle sokmalıyız. İslam ülkelerinin pervasızca işgal edilmesine karşı da İslam Birleşmiş Milletlerini kurmamız lazım. Bunlar son yüzyılın mücceddidi Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın bizlere her fırsatta hatırlattığı çözüm reçeteleriydi.
Eğer Erbakan hocamızın tavsiyelerine uymazsak Allah korusun sıra bize de gelir. Şu an Küresel Güçlerin yönettiği “Gizli Dünya Devleti” Sudan’da kardeşi kardeşe kırdırarak, ülkeyi ele geçirmek üzeredir. Sudan’ın zengin altın madenleri onların iştahlarını çok fena kabartmaktadır.
Gizli Dünya Devletini yöneten Küresel Güçler gözlerini çok fena karartmış durumdalar. Sınırsız destek ve silah verdikleri İsrailli güçler, hiçbir kural tanımadan, Gazze’de resmî rakamlara göre, büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 67 bin kişiyi katletti, (ki resmî olmayan rakam bu sayının iki, üç katıdır).
Birleşmiş Milletler ve konunun uzmanları bu yapılanın bir soykırım olduğuna hükmetti.
Şuna hepimiz ikna olmalıyız ki artık Dünyanın hiçbir ülkesi güvenli değil. Avrupa ülkeleri bile halklarını savaş çıkma ihtimaline karşı çok sıkı bir şekilde hazırlamaktadır.
Allah hepimize şuur, dirayet ve feraset versin…
Recep Soysal —◄◄
