“FİTNE DİLİYLE İSLAM TEMSİL EDİLMEZ. SAHAYI BİLMEYEN HÜKMÜ DE BİLEMEZ.”

Zırvalarıyla ümmet arasında fitne yeşerten, cahilliği ile İslam düşmanlarının yüzünü güldüren Cübbeli Ahmet’in ipe sapa gelmez son hezeyanlarına Millî Görüş Teşkilatlarının müdavimlerinden Ahmed Baran bir reddiye yazısı yayımladı.

Yazıyı önemine binaen olduğu gibi yayımlıyoruz.

“Avrupa’da yaşayan ve yıllardır IGMG’nin camilerine müdavim olan ve yapılan tüm hizmetlere aynel yakin şahitlik eden bir gönüllü müntesip olarak, son dönemde kamuoyuna yansıyan bazı açıklamaların eleştiri sınırlarını aştığını, bilgiye değil kanaate, hakikate değil önyargıya dayanan bir iftira zincirine dönüştüğünü esefle görüyorum.
Kendisine Cübbeli mahlasını seçen Ahmed Mahmud Ünlü, bir televizyon programında Avrupa’da faaliyet gösteren İslam Toplumu Millî Görüş camiasını hedef almış, doğruluğu teyit edilmemiş, hatta en basit araştırmayla dahi çürütülebilecek iddiaları, zehirli bir dil ile dile getirmiştir. Bu durum artık bir yanlış kanaat meselesi değil, bilinçli bir gerçeklik tahrifi problemidir.

Mezkur Şahsın Teşkilatımıza isnad ettiği Yalan ve İftiralara gelince…

1- Hristiyanlarla ilgili ayetlerin okunması yasaklanıyor, iddiası…

Bu iddia, ilmi ciddiyetle bağdaşmadığı gibi, Kur’an ilimleri açısından da absürttür. Kur’an-ı Kerim’in Ehl-i Kitapla ilgili ayetleri, mushafın ayrılmaz bir parçasıdır ve hiçbir İslami yapı, bu ayetlerin okunmasını yasaklama yetkisine veya niyetine sahip değildir. Avrupa’daki camilerde dinlediğimiz hutbe ve dersler, Kur’an’ın bütünlüğü esas alınarak yapılmaktadır. Aksi yönde tek bir resmî talimat, tek bir yazılı metin, tek bir sahih şahit dahi gösterilememiştir. Delilsiz iddia, ilim değildir, bilakis iftiradır.

2- FETÖ’nün diyalog projesini Millî Görüş üstlendi, iddiası…

Bu itham, hem tarihî hem kurumsal hafızaya açık bir hakarettir. Millî Görüş Teşkilatları, FETÖ’nün Avrupa’daki faaliyetlerine karşı en erken mesafe koyan, bu yapının dinî ve ahlâki sapmalarını açıkça eleştiren yapılardan biri olmuştur. Diyalog kavramını, FETÖ’nün politik ve istihbari araçsallaştırmasıyla özdeşleştirmek, ya konuyu bilmemektir ya da bilerek çarpıtmaktır. İkisi de mazur görülemez.

3- Noel tebriği haramdır ve Kemal Ergün iddiası…

Millî Görüş Genel Başkanı Kemal Ergün’ün yayımladığı mesajlar, ibadet içerikli değil, toplumsal barış ve birlikte yaşama hukukunu önceleyen sivil nezaket mesajlarıdır. İslam fıkhında, gayrimüslimlerin bayramlarını ibadet niyetiyle kutlamak ile, o gün vesilesiyle huzur ve barış temennisinde bulunmak arasındaki fark, klasik kaynaklarda açıkça ortaya konmuştur. Bu ayrımı yok saymak, fıkhi ihtilafı bilmemek değil, fıkhı araçsallaştırmaktır. Avrupa’da azınlık olarak yaşayan Müslümanların sosyal sorumluluklarını, İstanbul’dan slogan atarak değerlendirmek kolaydır, fakat ilmi değildir. Bekâra boşamak kolaydır, fıkıh ise sahayı bilmeyi şart koşar.
Dahası, Avrupa’daki Müslümanların karşı karşıya olduğu fıkhi, sosyal ve pedagojik meseleler, masa başı hükümlerle değil, sahayı bilen ilim ehlinin ortak aklıyla ele alınmaktadır. Bu alanda çalışan, istişare üreten, farklı ülkelerden Âlimleri bir araya getiren kurulları yok sayıp, uzaktan ahkam kesmek, ilmin vakarına değil, nefsin aceleciliğine hizmet eder. İlim, Televizyon ekranlarından bağırarak değil, dinleyerek ve anlayarak konuşmayı gerektirir.

4- Noel döneminde kermes yapılıyor, iddiası..

Bu iddia, gerçekle en ufak bir temas dahi kurmamaktadır. Millî Görüş camilerinde kermeslerin ilkbahar ve yaz aylarında, hava şartları ve katılım imkânları gözetilerek yapıldığı, teşkilatı tanıyan herkesin malumudur. Noel döneminde kermes yapıldığına dair tek bir afiş, tek bir tarih, tek bir belge dahi ortaya konulamamıştır. Bu noktada yapılan şey, zaman çarpıtmasıdır.

5- Camiler Noel’de süsleniyor, iddiası…

Bu iddia külliyen yalandır. Avrupa’daki hiçbir Millî Görüş camisinde Noel’e özgü bir süsleme, ışıklandırma veya sembolik uygulama bulunmamaktadır. Camilerin ışıklandırılması, güvenlik ve mimari gerekçelerle yıl boyunca aynı standartta yapılır. Noel’e özel bir uygulama isnadı, tamamen hayal mahsulüdür.

6- Papazlar mihrapta konuşuyor, imamlar kilisede vaaz veriyor, iddiası…

Bu iddia, artık çarpıtmanın da ötesinde bir karikatürleştirme örneğidir. Avrupa’da camiler, (açık cami günleri) kapsamında topluma tanıtılmakta, gayrimüslim ziyaretçilere caminin mimarisi, ibadet düzeni ve İslam hakkında bilgilendirici sunumlar yapılmaktadır. Mihrapta papaz konuşması ya da imamın kilisede vaaz vermesi gibi bir uygulama söz konusu değildir. Tanıtımı, ibadetle karıştırmak, ya cehaletin ya da kötü niyetin ürünüdür.

7- Mevcut Yönetim yolunu şaşırdı, cemaat camilerden ayrılmalı, çağrısı…

Bu söylem, artık sadece iftira değil,açık bir tefrika çağrısıdır. Yarım asırdır Avrupa’da sahih Sünni İslam anlayışını yerleştiren, cami, eğitim, gençlik ve sosyal hizmetlerini kurumsallaştıran bir yapıyı, yoldan çıkmakla itham etmek, emeğe, ilme ve ihlasa karşı sorumsuz bir dildir. Bu tür çağrılar, ıslah değil, fitne üretir.
Bu noktada ayrıca altı çizilmesi gereken bir hakikat vardır. İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları Genel Başkanı Sayın Kemal Ergün, Avrupa’da yarım asrı aşan Müslüman varlığının sorumluluğunu omuzlarında taşıyan, temsil bilinci yüksek, sahayı bilen ve istişareye dayalı bir liderlik sergilemektedir. Onun öncülüğünde teşkilat, polemikle değil hizmetle, sloganla değil ilimle, ayrıştırarak değil inşa ederek yol almaktadır. Bugün Avrupa’da camilerin ayakta durması, gençliğin kimliğini koruması ve Müslümanların saygın bir toplumsal aktör olarak varlık göstermesi, bu vakarlı, sabırlı ve sahih çizginin tabii bir sonucudur.

Bugünkü söylemlerin arka planına bakıldığında meselenin ilmi bir hassasiyet değil, hukuk ve kurumsal ilkelere çarpınca duyulan rahatsızlık olduğu açıkça görülmektedir. Zira Mezkur şahıs, Geçmişte Avrupa’daki camilerimizde meşru ve hukuki dayanağı olmayan şekilde para toplama ve camiler üzerinden menfaat sağlama girişimleri olmuş, ancak İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları bu taleplere şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukuk ilkeleri gereği net ve kesin bir biçimde Hayır deyip reddetmiştir. Bu ilkesel duruş, maalesef şahsi bir engelleme olarak görülmüş, o günden sonra teşkilatımıza yönelik dil, eleştiriden çıkıp açık bir cephe almaya dönüşmüştür. Bugün tekrarlanan ithamların kaynağı hakikat değil, reddedilen bu taleplerin oluşturduğu hazımsızlıktır.

Ayrıca gözden kaçmayan bir başka husus da şudur: Geçmişte CNN Türk ekranlarında Avrupa Millî Görüş Teşkilatları Genel Başkanı Sayın Kemal Ergün’ün sergilediği nezaketli, sakin ve ilmi üslup, muhatabının iddialarını yüksek sesle değil, yerli yerine oturtarak boşa düşürmüştü. Ne bağırılmıştı ne de polemik yapılmıştı. fakat hakikat, bütün iftiraları kendi ağırlığıyla ezmişti. Bugün hâlâ tekrarlanan söylemler, o gün yaşanan zihinsel dağınıklığın ve kamuoyu önünde alınan ölçülü ama sarsıcı cevabın hazımsızlığının sürdüğünü göstermektedir. Anlaşılan odur ki, o program bitmiş, fakat mahcubiyetin yankısı hâlâ dinmemiştir.

Bu satırları kaleme almamın sebebi ne polemik merakı ne de kişisel bir hesaplaşmadır. Bir mümin olarak, hakikatin bu denli çarpıtılmasına, yalanın bu kadar rahat dolaşıma sokulmasına sessiz kalmak içime sinmemiştir. İman, yalnızca inanmak değil, bildiği doğruyu, bilerek tahrif edenlere karşı söyleme sorumluluğudur. Bu yüzden cevap veriyorum.çünkü susmak burada vakar değil, vebal olurdu.
Şu da bilinmelidir ki, İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları köklü, ciddi ve kurumsal bir yapıdır. Elbette ki muhatap aldığı, cevap vermeyi gerekli gördüğü kişi ve iddialara, kendi usulüyle ve resmi kanallarıyla karşılık verir. Ancak her gürültüyü söz sanmaz. her ithamı da ciddiye almaz. Bu teşkilatın suskunluğu bir acziyet değil, bir duruştur. Cahilce üretilmiş yalanlara cevap vermemek, ikna olmak değil, seviye korumaktır. Bugün de yaşanan tam olarak budur.
Ayrıca açıkça ifade ediyorum ki, yalan ve iftiralarla alın teriyle yürütülen bu temiz hizmeti lekelemeye çalışanları şiddetle kınıyorum. bu sözleri affetmiyorum ve üzerimde oluşan hakkımı helal etmiyorum. Zira bu mesele sadece bir teşkilat meselesi değil, kul hakkı meselesidir. Bugün ekranlarda söylenen her sözün, yarın hakikat terazisinde karşılığı olacaktır. Ben de bir mümin olarak, bu iftiraların hesabının kıyamet günü bizzat yüzleşilerek sorulacağını beyan ediyorum.

Ez Cümle,
Kendisine ilim adamı sıfatı atfedilen bir şahsın, bilgiyi teyit etmeden, muhatabını dinlemeden, tek taraflı anlatılarla hüküm vermesi, ilim ahlakıyla bağdaşmaz. İlim, zanla değil, tahkikle konuşur. Söylenen her söz, kürsüde alkış alabilir, fakat mahşer kürsüsünde yüz kızartır ve delil ister.
Müfterilerle Mahşer günü buluşmak dileğiyle…”

Ahmed Baran