
BOŞANMAYIN VEYA ERTELEYİN!..
İki günlük bir kamp programı çerçevesinde 150 gönül dostuyla bir aradaydık. Bu tür buluşmalar her açıdan önemli, anlamlı ve faydalı. Çoğu ile pek çok konuda sohbet ettik, istişare ettik, görüş alışverişinde bulunduk. Hepsi de bu ülkeye ve insanlığa kendisini adayan birbirinden güzel dava erleri. Orta ve lise mektebinde öğretmenlik yapan güzel bir dostla muhabbet ettik.
Okulun ve öğrencilerin durumunu sordum. Bir dokundum, bin ah işittim. Kamp süresince muallim efendinin sözleri kulaklarımda çınladı. İçimi acıttı, ruhumu kararttı.
“Çocuklar iyi değil” dedi ve şunları paylaştı ayaküstü: “Yaşlarından büyük ağır bir konsantrasyon ve psikolojik sorun yaşıyorlar. Ne bir gelecek hedefleri var ne de bir idealleri.
Ellerindeki aygıtlarla saniyeler içerisinde onlarca yerde gezinenler, bir ders saati süresince aynı kişiyle beraber olmak onları sıkıyor, daralıyor, bunaltıyor. Derse verdiği dikkat dakikalar sonra dağılıyor. Başarısızlığını farklı alanlarda göstererek gizlemeye çalışıyor.
Çocukları ağına düşüren kirli şebekeler farklı yol, yöntem ve vaatler ile onları bir ömür boyu karanlığa mahkûm ediyorlar. Geleceklerini karartıyorlar.
Ellerine 500 euro vererek istedikleri evi, iş yerini bombalatıyorlar.
Bir paket uyuşturucuyu yerine teslim etmeleri karşılığında çok yüklü para alıyorlar. “Yakalanırsanız 10 bin euro, yakalanmadan işi bitirirseniz 20 bin euro alacaksınız” diyerek bu bataklığa çocukları çekiyorlar.
Her iki türlü de çete kazanıyor, geleceğimizi kaybediyoruz. Çocuklar için bu meblağ çok cazip geliyor ve düşünmeden, gözü kapalı bu bataklığa saplanıyorlar. Hem içici hem taşıyıcı olarak hayatlarının üzerine kapkara bir çizgi çiziyorlar.
Melek gibi kızlarımız fuhşa sürükleniyor. O sektöre kurban oluyorlar. Onlar için de süslü laflar ediyorlar, konforlu hayat senaryoları yazıyorlar ve kendilerini o tür filmin setinde buluyorlar. Genelde bu karanlık çetelerin avına ayrılan ailelerin çocukları düşüyor.
Onlar güçlü oldukları için değil biz ilgilenmediğimiz, sevgimizi gösteremediğimiz için çocuklarımızı elimizden alıyorlar. Aileler bütün işiniz gücünüz çocuklarınız olsun. Onların değiştiğini, geliştiğini ilk siz fark edin. Onlara siz elinizi uzatmaz, hâlini anlamaz, derdini sormazsanız, bir el uzatıp, derdini soran çıkar. O el hem sizin hem de çocuğunuzun hayatını karartır.”
Cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşelidir. Haydin, şimdi basın bağrınıza evlatlarınızı ve onlara aydınlık bir geleceğin kapısını aralayın. Ve boşanmalarınızı da bir süre -çocuklarınızın geleceği için- erteleyin. Belki bu erteleyiş huzurlu bir ömür için de bir fırsat olabilir.
“Camiler, cemaatler beni değiştirmiyor artık”
Sevdiğim, düşüncelerini ve bilgisini önemsediğim bir dostumla bir programda ayak üstü sohbet ettik. İşveren olan dostumla bir araya geldiğimizde insanlığın sorunlarını ve çözüm yollarını konuşuruz.
Nasıl yozlaştığımıza, ruhen nasıl kirlendiğimize, ahlaken bozulduğumuza, nasıl bir zihin kayması yaşadığımıza, adaletten, merhametten uzaklaştığımıza çok farklı insan figürlerini örnek vererek anlattı.
“Beşeriz, kulluk statüsünde bile değiliz. Bazen camiyi, cemaati terk edesim geliyor. Beni değiştiremiyor, iyiye, güzele eviremiyor, çeviremiyor.” diye iç geçirdi. Evet, camiler, cemaat ve özellikle de imamlar bizi değiştirmeli, iyiye, güzele evirip çevirmeli. Vahyin o teslim alan eliyle yüreğe dokunmalı imam. Cami sığınılacak liman olmalı; cemaat kurtarıcı kaptan.
Niye tesir etmiyor sözler, niye etkilemiyor gözler. Nedir bizi bizden koparan bağ?
İki gün camiye gitmediğimizde, cemaati görmediğimizde deli gibi özlerdik, yolumuz gözlenirdi. Üçüncü gün “neredesin, ne hâldesin?” diye aranırdık. Şimdi haftalarca gitmediğimiz hâlde özlenilmiyor, aranmıyor, sorulmuyoruz. Sadece dostlar değildi birbirini arayıp soranlar; derdi sıkıntısı, borcu olan da aranır, sorunlara çözüm bulunurdu.
Bir zemin kayması, bir zihin bulanması, bir kalp kararması yaşıyoruz cümleten… Ruhen hastayız. Doktor belli, şifa belli… O bizim yakınımızda biz ona uzağız…
“Neden Angelina?”
Dünyaya can alarak şekil vermeye çalışan emperyalist çetenin figüranları Bush ve Obama bir barda oturuyormuş. Yanlarına bir adam yaklaşmış…
“Ne yapıyorsunuz?” diye sormuş.
Bush, “Üçüncü Dünya Savaşı’nı planlıyoruz” demiş.
Adam meraklanmış… “Gerçekten mi? Peki savaş için planınız nedir?”
Yine Bush cevap vermiş: “Planımız bu savaşla birlikte 140 milyon Müslümanı ve Angelina Jolie’yi öldürmek…”
“Neden Angelina Jolie’yi öldürmek istiyorsunuz?”
Bunun üzerine Bush, Obama’ya dönmüş: “Sana 140 Milyon Müslüman, kimsenin umurunda olmaz demedim mi?”
Bu kıssanın hissesi aşağıda yazacaklarımın içerisinde gizlidir…
Kızıl bültenin hezeyanları…
Dijital portalda haber yapan ve “Kızıl Ajans” anlamına gelen ismi kullanan birilerinin hezeyanlarını duymazdan gelmek ve bir cevap hakkını kullanmadan olmazdı.
Bu site yöneticileri o kadar duyarlı ki, ne zaman İslam’ın dışındaki insanlar bir haksızlığa uğrasa vicdana geliyorlar, aynı durumu Müslümanlar yaşasa üç maymunu oynuyorlar.
Geçenlerde Hollandalı birinin İslam’ı seçmesi bu site sakinlerini o kadar rahatsız etmiş ki, onu ailesinden koparanlara veryansın etmişler. Yani o kişinin özgür iradesiyle İslam dinini seçmesini bir suç; ona vesile olanları da bir suçlu gibi göstermişler. Hatta olayı ajite ederek, bunun bir anne babaya nasıl yapılacağının, bir evladın anne babasından nasıl kopartılacağının hesabı sorulmuş. İslam’ı seçerek, doğru yolu bulup, hidayete eren kişi 30’lu yaşlarda olgun biri.
Şimdi bu vicdan sahibi kişiye soruyorum: Her gün onlarca din değiştiren, Budist, atesit, deist olan, cinsiyet değiştirip eşcinsel olan Müslüman çocukların ailelerinden kopması da sizi üzüyor, vicdanınızı sızlatıyor, gündeminize giriyor mu?
Sizi bu durum rahatsız etmiyorsa, diğer durum hakkında yazdığınızın da bir hükmü ve değeri yoktur.
Gelelim bir diğer meseleye…
Haber sitesinde haber şu şekilde verilmiş:
“Geçtiğimiz gün Avustralya’nın Sidney şehrinden gelen saldırı haberleri bir kez daha insanlığın ortak vicdanını yaraladı. Masum insanların hedef alındığı, kimliğin ve inancın silaha dönüştürüldüğü bu tür eylemler, sadece kurbanların ailelerinde değil, tüm toplumlarda derin bir korku ve güvensizlik yaratıyor. Daha da acısı, bu saldırıların “İslam adına” yapılması, Müslümanları nefret tahtasına oturtmaktadır. Ne yazık ki bu ilk değil. Daha önce de benzer barbarlıklar yaşandı, yine masum insanlar öldü, yine toplumlar sarsıldı. Ancak her defasında aynı soru daha yüksek sesle soruluyor; Müslüman topluluklar neden bu eylemlere karşı yeterince güçlü, yeterince görünür bir itiraz ortaya koymuyor? Bu sessizlik, ister istemez “onay” gibi algılanıyor.”
Haber böyle… Failleri bile belli olmayan 15 kişinin ölümüyle sonuçlanan cinayeti Müslümanların sahiplenmesini ve kınamasını istiyor zatı muhteremler, böyle buyumuş Zerdüşt Efendi…
Böyle bir katliamı bir Müslümanın yapması mümkün değil ve yine bir Müslümanın bu vahşeti tasvip etmesi imkânsızdır. Bu denli hassas bir yüreğiniz var da iki yılda 100 bin masum insanı, çocuk, bebek, kadını katleden Siyonist eşkıyaya tek bir satır yazdınız mı, Yahudilerin kınamasını istediniz mi?
Doğu Türkistan’da masumları katleden, akla hayale gelmeyen işkencelerle zulümlerini arttıran Budistleri kınamak aklınıza geldi mi?
Somali’de, Sudan’da, Myanmar’da, Suriye’de ve diğer mazlum coğrafyalarda yükselen çığlıkları neden duymazdan geldiniz de, evanjelik Hristiyanlara bir sitem yollamadınız. Son 10 yılda bu dinlere mensup canilerin milyonlarca Müslüman kanı döktüğünü, yüzbinlerce masumun canına kıydığını sizde çok iyi biliyorsunuz. Bir sitem de o eşkıyalara yollayın ve bu vahşeti kınamalarını isteyin. Ya da susun…. Habercilik yaptığınızı söylüyorsunuz, ama bu zulümleri duyuran, anlatan tek bir satır yazmadınız.
Müslümanların ensesinde boza pişirme planınızı kendinize saklayın… Birilerine şirin görünme sevdanız için mazlumlara sırtınızı dönmeyin. Kaldı ki Siyonist ve Evanjelist eşkıyaların Avustralya’da vuku bulan vahşette de parmağı vardır. Üç kuruşa kiraladıkları soysuzları kendi pisliklerini örtmek için bir maşa olarak kullanmaktalar. Bu, dünyanın pek çok yerinde yaşandı ve yaşanmaya da devam edecektir. Zira tüm karalamalara ve her şeye rağmen İslam yükselişte.
Kızıl Bültenin, Gazeteciler Birliği ile alakalı hezeyanlarını önümüzdeki sayıda ele alalım…
Katil İsrail salfırıları sürüyor..
Yasa dışı terör örgütü İsrail, Gazze’de 2 yıl aşkın sürdürdüğü katliam ve soykırıma ateşkes anlaşmasına rağmen halen devam ediyor. Diğer baş katil ABD’de, dünyayı yönetmenin planı ile sağa sola saldırmaya, hukuk dışı davranışlarla ülkenin yöneticilerini yargılamaya çalışıyor. Ey AB ülkelerinin lidetleti, ey İslam ülkelerinin cüce liderleri, şereflice ölümü bu zillete tercih edin ve bir kez olsun şahsiyetli bir duruş sergileyen ve hem ırkçı Siyonizme hem kanlı emperyalizme “DUR” deyin. Koltuğunuzu da kellenizi de bu uğurda kaybedecek olsanız da kalkın ayağa ve “YETER ARTIJ” deyin.
Dünya insanlığına barış, esenlik ve huzur armağan edin. Yapamıyorsanız çekin gidin.
Zeynel Abidin Kılıç —◄◄
…
