
Randstad Personenschade şirket CEO’su ve HTTO Derneği Başkanı Ethem Emre ile gündem ve çalışmalarıyla alakalı hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Gelecekten kaygı duyan, toplumun gelişimi, güçlenmesi için kafa yoran, sorunların çözümü için proje ortaya koyan, endişelerini sürekli kamuoyuyla paylaşan bir anlayışla hareket eden Emre, bu çağrılarının cevapsız kalmasından dolayı da hayli üzgün ama ümitvar. O, bu tür sorunların çözümü için elini taşın altına sokacak, birlikte yol alacak insanlar arıyor. Geçen sayıda yayımlanan sohbetimizin son bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Keyif alacağınızı ve hayli istifade edeceğinizi umuyoruz.
Merkezi Planlama Bürosunun bir araştırması yayınlandı. Orada yabancılar gittiğinde geriye kalan Hollanda’nın bir analizi yapılmış. Ülkenin tamamen boşalacağı, ekonominin, başta sağlık sektörü olmak üzere pek çok sektörün çökeceği yönünde tedirgin eden bir sonuç var. 5 milyon 200 bin civarında yabancının olduğu söyleniyor, bu da nüfusun %37’sine tekabül ediyor. Irkçı bir hükümet yönetimde olsa bile bizi kovmaya cesaret edebilir mi, bu Hollanda’nın bitişi olmaz mı?
Seni gönderir ama kendi dininden, Avrupa Birliği ülkelerinden daha az ücretle çalıştıracak insan getirir. Polonyalı, Bulgar sırada bekliyor. Bunların ölçüsü vefa değil para. İlk nesli buraya getirirken ortaya konulan kriterleri hatırlıyorsunuz değil mi? “Güçlü olsun, kafası çalışmasın, okuma yazması olmasın, 16 saat çalışacak güçte olsun.” İş gücü böyle geldi buraya. Adamlar bu zihniyetle bizi getirdiler buraya. Tabi ilerisinin hesabını yapamadılar. Adımızı bile “gastarbeider/misafir işçi” olarak belirlediler. Bunlar bizi burada eşit görmediler, görmeyecekler. Sahiplendiği isimlere de bakarsanız hep kendini satanların olduğunu göreceksiniz. Onlar da bir süre kullanılıp çöpe atılmaktalar.
Burada sivil toplum örgütlerine ve devlet kurumlarına da büyük görevler düşüyor. Devlet ve kurumlarımız bu durumu analiz etmeli, yani devletin de sorumluluğu var. Biz çifte vatandaşız. Haklarımız belli. Elçilik bünyesinde hizmet veren müşavirlerimiz bu gidişatı iyi okumalı, analiz edip doğru bir yol haritası çizmeliler. Aksi hâlde sorunlarımız büyür, bizi altından kalkamaz duruma getirir.
Elfi Letselschade Advocaat ve Randstad Personenschade Advocaten, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere güçlerini birleştirme kararı aldınız. Bu karara nasıl ve neden vardınız?
Türkiye’de bir girişim içerisinde olduğumdan dolayı, burada elimi biraz boşa çıkartmak istedim. Evladım Onur da bu konuda yetişti, her türlü yetkiye sahip biri. Eğitimlerini tamamladı. Sadece avukat olarak değil bu alanla ilgili tüm eğitimini, yetki ve uzmanlıklarını aldı. Sonuçta bir babanın da en büyük isteği evladının kendi işiyle devam etmesidir. Zaten o yola girmişti. Ben de tabii işimi ona devrederek kurduğum yapıyı ve onun güçlenmesini sağlayacağız. O da bu işi yönetecek kapasitede. Biz de her zaman dışarıdan destek olacağız.
Kişisel yaralanma mağdurlarına hizmet veren Letsel’da ilk piyasaya giren kişiyim. Kimse yokken biz başladık bu işe. Önemli bir boşluğu doldurarak bunca yıl alnımızın akıyla hizmet verdik, yeni bir piyasa açtık. Ama bizim insanımız maalesef her yerde olduğu gibi bu alanı da şaibe içerisine soktu. Önce istihdam bürolarıyla, ardından bakım/zorg sektörüyle sonra da kaza/letsel kurumlarıyla ortam biraz lekelendi. Keşke herkes düzgün iş yapsa da adımız temiz kalsa. Çoğunun hedefi kısa yoldan çabuk para kazanmak olunca, iş ahlâkı, dürüstlük rafa kalkıyor, iş hayatının altını üstün getiriyoruz. Bu durumu gören karşı taraf da tedbir almak zorunda kalıyor.
Burada toplum adına verdiğiniz mücadelenin yakın şahidiyiz. Buradan gittiğinizde bu şeylerin eksileceğini hissediyoruz. Umarım Türkiye’den bu mücadeleyi aksatmadan devam ettirirsiniz.
Belki de daha da iyi olacak. Çünkü Türkiye’de olduğum zaman buraya gerekli olan hizmetleri aktarmanın yollarını aramaya devam edeceğim. Yeter ki burada bu projeleri teslim ettik insanlar nitelikli olsunlar ve bu projelerin değerini, anlamını benim kadar bilenler olsun.
Türk Hukuku, Sağlık Merkezi, Inter Talent, Ticaret Odası Derneği gibi pek çok alanda toplumun güçlenmesine, gelişmesine katkıda bulundunuz. Neydi derdiniz?
Benim hedefim, mesleğim dışında yaptığım hiçbir projeden para kazanmak değildi. Yaptığım ve içerisinde olduğum her proje burada yaşayan nesillerin daha kaliteli bir yaşam sürmesi adınaydı. Çünkü Türkçeyi konuşamayan bir genç yarın Türkiye’de babasının, dedesinin mirasını nasıl takip edecek? Onlarla iletişimi nasıl kuracak? Orada akraba ilişkileri de zayıflıyor, tanımıyor kimseyi. O yüzden, işini layıkıyla çözebilmesi için de burada bir muhatap olması lazım. Zaten akraba ile yapılan işler de çoğu zaman iyi sonuç vermiyor. Amacımız bu ihtiyaçların buradan giderilmesidir. O hizmeti verecek kişiler de iki kültüre, iki dile sahip olmaları lazım. Sadece Türkçe konuşan Türkiye’den gelen avukat da buradaki yeni nesiller anlaşamıyor; ne dil olarak ne de kültür olarak. Bu dengeyi kurmak lazım. Bunun mücadelesini vermeye devam edeceğim. Doğru insanı bulana kadar beş yanlış insan görüyorsun; bu da hayatın bir gerçeği. Ticarette bu biraz da şans. Sen kuruyorsun, adam kendi hakkının dışında senin hakkına da göz koyuyor, hepsi benim olacak diyor. İnsanda para hırsı varsa, vicdansız, karaktersiz olursa her şey beklenir. Kolektif çalışmak bize uygun bir şey değil. Bunu yapan topluluklar çok daha ilerideler. Bizler de günübirlik planlarla, benlik hissiyle hareket ediyor, yol alamıyoruz. Oysa birlikte her şeyi çoğaltabilirsin. Herkese düşen pay da büyür.
Yoksullardan sonra yaşlıları da düşünerek bir yola çıktınız…
Evet, Oktay Ünlü’nün içerisinde olduğu bir çalışmaya ev sahipliği yapacağız. Yaşlıların sorunlarını masaya yatıracağız. Sonuçta burada bizler de yaşlanıyoruz. Allah ömür verirse bizler de yardıma muhtaç olacağız. Bu yüzden bu tür yapıların oluşması, gelişmesi için de adım atmalıyız. Hollanda’daki yaşlılara kendi dilinde hizmet verecek eleman yok. Hemşire eksiği var. Çoluk çocuk da artık ana babaya bakamıyor, vakitleri yok. Kültürümüzde ana babayı bakımevine göndermek yoksa da, zorunlu olarak gideceksin. Kendi çocuğuna bakamıyor sana nasıl baksın. Yani bunun da hazırlığını yapmak lazım. Şu anda 70.000 hemşire açığı var, 10 yıl sonra 100.000’e çıkacak ve bir insan ne kadar da lisan bilse yaşlanınca ana diline dönüyor. Böyle birinin karşısına Hollandalı hemşireyi de göndermezsin çünkü onunla iletişim kuramıyor. Yani bu insanlara Türkçe konuşan, onların seviyesinde hizmet verecek bakıcılar lazım. Yurt dışından getiriyorlar, onlar da evi soyup gidiyorlar. Bu işlerde hep geç kaldık yani bu işin hazırlığı 30 sene önceden başlamalıydı. Sorunlar büyüdü, son anda çare arıyoruz.
Bir diğer önemli sorun da koruyucu aile. Müslüman çocuklar, Hristiyan ailelere teslim ediliyor. Hatta eşcinsel ailelere bile veriliyor. Bu konuda da toplum olarak bir şeyler yapmalıyız, bu müesseseyi güçlendirmeli, yaymalı ve çocuklarımızı birilerinin inisiyatifine bırakmamalıyız.
Schiedam’da bir okulu ziyaret ettik. 600 talebesi var. Fakir ailelere yardım eden Gençlik Eğitim Fonu(Jeugd Educatif Fonds) adlı kurumla 4 büyük şehirde tanıtım programları düzenleyeceğiz. Böyle bir kurum var, ihtiyaç sahibi olanların haberi yok, onlar bize biz onlara ulaşamıyoruz. Bu da çok hassas bir konu. Bu kurumları tanımamız lazım. Çok iyi işler yapıyorlar. Fakir çocukların A’dan Z’ye bütün ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Kıyafetten ayakkabıya, bilgisayardan buzdolabına varana kadar bütün eksiklerini tamamlıyorlar. Beklentisiz.
Yeni yılda yapılacaklar, hedefler nelerdir?
ADO Den Haag ile geçen sene yapılan organizeyi önümüzdeki yıl da düzenleyeceğiz. Belediye başkanının da katılacağı geniş kapsamlı bir gün organize edeceğiz. Hollandalı ve Türk girişimcileri bir araya getirip tanışmalarını ve işbirliği kurmalarına zemin hazırlayacağız. Hollanda’da bireysel olarak sorununu çözemezsin, kurumlaşacaksın.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Bir gün burada yaşam koşulları o kadar zorlaşır ki burada yaşamak mümkün olmaz. Bu sorunların çözümünü de böyle seyrederek çözemeyiz. Gittikçe yığılıyor sorunlarımız. Siyaset de bunları çözmeyecek, toplum olarak biz çözeceğiz. Siyasetin de bize verebileceği çok fazla bir şeyi kalmadı. Aslında toplumdan da çok fazla bir beklentim yok. Çünkü o bilince ulaşmamız için daha çok yol kat etmemiz gerekecek. Ama biz ne yapıyoruz bilinsin. Bir uyarıcı 10 kişiyi uyandırsa yarın uyananların sayısı 100 olur. Bizim bizi uyartmamız güç olmaz ama el uyartırsa kötü olur. Zeynel Abidin —◄◄…
