Önümüzdeki sayıda Doğuş Gazetesi olarak Hollanda’da eğitimi ele alacağız. Özellikle ilkokul 8. sınıf öğrencilerimizin seviye sınavlarına girdiği bu dönemde, farkında olmadan çocuklarımızın omuzlarına nasıl ağır bir yük bindirdiğimizi yeniden düşünmek zorundayız.

Bugün toplum olarak çocuklarımızın geleceğini birkaç sınav sonucuna sıkıştırmış durumdayız. İyi niyetle yaptığımız bu baskı, maalesef birçok çocuğun hayatının geri kalanını etkileyecek derin travmalara dönüşebiliyor. Elbette her anne baba çocuğunun iyi notlar almasını, “iyi” bir ortaokula ve ardından “iyi” bir liseye gitmesini ister. Ancak çoğu zaman bu istek, ebeveynlerin kendi başaramadıklarını çocukları üzerinden tamamlama arzusuna dönüşüyor. Ve işte sorun tam da burada başlıyor.

Bir Sınav, Bir Hayat Eder mi?

İlkokul sonrası yapılan seviye sınavlarında alınan düşük bir not, birçok aile için adeta bir felaket olarak algılanıyor. Meslek okuluna gitmek, neredeyse “kabul edilemez” bir sonuç gibi görülüyor.

Oysa ben, mevcut eğitim sisteminin bir çocuğun seviyesini bir ya da iki sınavla ölçebileceğine inanmıyorum.

Hollanda’da özellikle ilkokul sonrası eğitim sistemi ne yazık ki kan ağlıyor.

Personel yetersizliği, aşırı teorik dersler ve çocukların gelecekteki hayatlarına neredeyse hiçbir katkısı olmayan bilgilerle doldurulmuş müfredatlar…

Çocuklarımızın zamanının büyük bir bölümü boşa harcanıyor. İnsan ömrünün neredeyse çeyrek asrı bu sistemin içinde geçiyor ve en verimli yıllar heba ediliyor.

Herkes Doktor Olmak Zorunda mı?

Toplum olarak çocuklarımız için tek bir başarı tanımı oluşturmuşuz:

Doktor olacak, avukat olacak, mühendis olacak, muhasebeci olacak…

Peki sonra ne oluyor?

Bu okullardan mezun olan gençlerin önemli bir kısmı, aldıkları eğitimin hiç ilgisi olmayan işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Kimisi okulu yarıda bırakıyor.

Diplomalı bir marangoz olması gerekirken, diplomasız bir marangoz ya da iskele şirketlerinde, prodüksiyon firmalarında vasıfsız işçi olarak hayatını sürdürmeye mecbur kalıyor.

Asıl kayıp burada yaşanıyor.

Marangoz Olmak Ayıp mı?

Bir kere şu bakış açısını kökten değiştirmemiz gerekiyor:

Marangoz olmak, tamirci olmak, boyacı olmak kötü bir şey değildir.

Aksine, günümüzde iyi bir marangoz;

iyi bir doktordan, iyi bir mühendisten, iyi bir avukattan çok daha iyi para kazanabiliyor.

Ama mesele sadece para da değil.

Benim asıl söylemek istediğim şu: Çocuklarımızı kendi yetenekleri doğrultusunda, küçük yaşlardan itibaren yönlendirmeliyiz. Sevdikleri, mutlu oldukları ve başarılı olabilecekleri alanlara…

Gerçek Cesaret Burada

Bir veli şunu düşünebilmeli:

Diyelim ki çocuğunuz seviye sınavında çok iyi bir not aldı.

Ama çocuğunuz marangoz olmak istiyor.

Eğer siz onu bu hayalinden vazgeçirmek için zorlarsanız, o çocuk belki okuduğu okulda başarılı olur ama kendisi için değil, sadece anne babasını memnun etmek için okur.

Ve hayatı boyunca yaptığı işten mutlu olmaz.

Bastırılmış duygularla büyüyen bireyler ne ailesine ne topluma faydalı olabilir.

Oysa sevdiği işi yapan insanlar; hem ailesine hem çevresine hem de topluma değer katar.

Son Söz

Çocuklarınız mutsuz bir doktor olacağına,

mutlu bir marangoz olsun.

Vesselam…

(Sizin de dosya konumuza yapacağınız  katkılarınızı bekleriz.)

Ömer Atıf                      —◄◄