
Salih El Saddy (38), Gazze’de bir ay boyunca doktor olarak görev yaptı. 13 Haziran’da Trouw gazetesinin festivali olan “Dag van de Durf”ta (Cesaret Günü) deneyimlerini anlatacak. “Hiçbir şeyin üzerinde çok uzun süre durup düşünemedim, kendi duygularımla daha sonra yüzleşeceğim.”
Gazze ile bundan daha büyük bir tezat herhalde olamazdı. Rotterdam yakınlarındaki bir köy olan Lekkerkerk’teki “Dr. Salih Clinics”in bekleme salonunda huzurlu bir hava hakim. Bir piyano hafifçe bilinmeyen bir melodi tıngırdatıyor. Resepsiyonda bir demet paçuli çiçeği ve altında “Everyone is a masterpiece” (Herkes bir şaheserdir) yazan bir ayna duruyor.
Yine de bu estetik kliniğindeki birkaç detay, Orta Doğu ile olan bağı ele veriyor. Köşede yapay bir zeytin ağacı duruyor. Piyano, Lübnanlı şarkıcı Feyruz’un neşeli şarkısı “Kan Enna Tahoun”un melodisini çalıyor. Büyük, ahşap tasarım masanın üzerinde, gazetelerin ve estetik dergilerinin arasında bir kitap duruyor. Kitabın adı: Bugün Dünden De Daha Kötüydü. Kapağında ise kliniğin sahibi Salih El Saddy’nin Gazze’deki enkazlar arasında çekilmiş yüzü var.
El Saddy, Mayıs 2025’te doktor olarak çalışmak üzere bir ay boyunca Gazze’deydi. O ay tuttuğu günlük, şu an masada duran kitaba dönüştürüldü. “Duygularımı kağıda dökmek, onları kısmen de olsa sindirebilmemin tek yoluydu; bu yüzden her şeyi kaydettim. Birinci günden otuz ikinci güne kadar.”
Meslek lisesinden üniversiteye
38 yaşındaki doktor Irak doğumlu. Bağdat’ta büyümüş ancak 1990’da Körfez Savaşı’nın patlak vermesinden birkaç yıl sonra ailesi Hollanda’ya taşınmaya karar vermiş. El Saddy, meslek lisesinden (vmbo) başlayarak üniversiteye kadar yükselmeyi başarmış.
Altı yıllık tıp eğitiminin ardından uzmanlaşması gerektiğinde ortopediyi seçmiş. Beş buçuk yılın ardından, bitirmesine sadece yarım yıl kalmışken içine şüpheler düşmüş. Çok fazla ortopedi uzmanı yetiştiriliyormuş ve bu alandaki talep yeterince yüksek değilmiş. Ayrıca kendi kendine sormaya başlamış: “Hayatımın geri kalanında günde beş veya altı diz ameliyatı mı yapmak istiyorum?”
Cevap hayırdı. Eğitimi tamamlamasına yarım yıl kala ortopedi uzmanlığını bıraktı ve çalışmaya başladı; Zaandam’daki acil serviste altı ay görev yaptı. Sonunda El Saddy, tamamlamasına henüz sekiz aylık eğitimi kalan aile hekimliğinde karar kıldı.
”Yine de ellerimle çalışmayı özlüyordum.” Aile hekimliği eğitiminin yanı sıra hızlandırılmış estetik tıp eğitimi almaya da karar verdi. Birkaç aydır kendi muayenehanesi var. Burada “enjekte edilebilir” işlemler, yani botoks ve dolgu uygulamaları yapıyor.
El Saddy sıcak, dost canlısı bir görünüme, bakımlı kısa bir sakala ve kısa saçlara sahip. Rahat bir tavırla kariyerinden, İslami inancından ve Gazze’deki günlerinden bahsediyor.
Doktor Salih El Saddy’den alıntı: “En zor olanı, kimin önceliği olduğuna, ilk olarak kime yardım edeceğinize dair seçimler yapmak zorunda kalmanızdı. Eğer bunun için çok fazla zaman harcarsanız geç kalıyorsunuz ve birisi aniden hayatını kaybedebiliyor.”
Geçen yıl Gazze’ye yapılacak bir insani misyona katılma fırsatı doğduğunda, üzerinde çok uzun süre düşünmesine gerek kalmamış. Elbette gitmiş. Ancak annesiyle bir anlaşma yapmak zorunda kalmış: “Ona hayatta kalacağıma ve gereksiz riskler almayacağıma dair söz verdim.”
Gazzeliler orada geride kalırken, sizin Hollanda’ya dönebilmiş olmanız size kendinizi suçlu hissettirmedi mi?
”Suçluluk hissi tam olarak geri dönebilmiş olmamdan ziyade, burada sahip olduğum lüksle ilgili. Bazen küçük şeylerden keyif almakta zorlanıyorum; örneğin arkadaşlarımla dışarıda yemek yerken, onlarla koltukta otururken ya da bir doğum günündeyken. Neden ben keyif alabiliyorum da onlar (Gazze’deki insanlar) alamıyor? Mesela bir restoranda otururken Gazze’den telefon gelirse açmıyorum. Benim onların eskiden sahip olduğu ama artık yapamadığı şeyleri yapabiliyor olmam yüzünden kendilerini kötü hissetmelerini istemiyorum.”
Yine de bunu size karşı bir koz olarak kullanmazlar veya sizi suçlamazlar, değil mi?
”Hayır, ama yine de kendimi kötü hissediyorum. Elbette artık tamamen farklı bir dünyada olduğumu anlıyorum ama bu durum hala adaletsiz hissettiriyor.
Tıpkı bir fast-food restoranından yiyecek alıp dışarı çıktığınızda orada oturan bir evsiz görmek gibi. O evsiz, yemeğe sahip olduğunuz için elbette sizi suçlamayacaktır. Ama yine de kendinizi kötü hissetmez miydiniz?”
İsrail tarafından uzun süre boyunca Gazze’ye ayda sadece ondört doktorun girmesine izin veriliyordu. Ortopedi uzmanlığı eğitimini tamamlamamış bir estetik cerrahı olarak, gitmek için neden doğru kişi sizdiniz?
”Diplomam olmasa bile bu becerilere sahiptim. Kemik kırıklarının nasıl ameliyat edileceğini, bir amputasyonun nasıl yapılacağını biliyordum.
Hollanda’da hayatını riske atmaya istekli, ameliyat yapabilmek için doğru belgelere sahip ve aynı zamanda başkalarını düşünmeyi hayati bulan çok fazla insan tanımıyorum. Kendi hayatını başkalarına yardım etmek için tehlikeye atmaya hazır tek doktor bendim. Şunu da belirtmeliyim: Çocuğum yok, o dönemde bir ilişkim de yoktu, tüm bunlar da elbette kararımı etkiledi.”
Neden doktor oldunuz?
”Çocukken Körfez Savaşı’nı yaşadım. Bu yüzden korku ve yoksulluk içinde yaşamanın ne demek olduğunu biliyorum. Aynı zamanda çok genç yaşta, yakın çevremde çok ağır hasta olan insanlar vardı. Bu sayede başkalarına yardım etmenin önemini kavradım.
Birini iyileştirebilmek ya da acısını dindirebilmek ne kadar güzel bir şey değil mi? Bu çok kişisel bir durum. Bir doktor olarak o kişi için bir şeyler yapabildiğinizde, bu size muazzam bir tatmin duygusu veriyor. Sanırım bu his gençlik yıllarımdan beri benimle kaldı.
Başkalarını çok fazla kollayan, insanlara kendilerine nasıl davranılmasını istiyorlarsa öyle davranan bir aileden geliyorum. Bu aynı zamanda inancımın şartlarından biri olan zekat ile de örtüşüyor. Zekat, sahip olduklarınızın bir kısmını buna daha çok ihtiyacı olanlara vermeyi gerektirir.”
Gazze’ye gitmek istemenizin sebebi bu mu?
”Telefonumda her gün Gazze’den gelen görüntüleri görüyordum, arkası kesilmiyordu. Bir noktada düşündüm: Bir ortopedist olarak eğitim aldın, yani ameliyat yapabilirsin ve insanlara yardım etmeyi önemli buluyorsun. Ve onların hayatı benimkinden daha az değerli değil. O halde beni tutan neydi?
Gazze’deki insanlara yardım etmek için içimde belirli bir çağrı, bir görev bilinci hissettim. Ve evet, bunun riskleri vardı. Ancak bir çağrı sizin gözünüzde bu kadar büyük ve önemliyse, doğuracağı sonuçların aslında pek bir önemi kalmıyor.
Gazze’de yaşananlar dünyada daha önce hiç bu kadar büyük bir ölçekte yaşanmadı. Yıkım, yerinden edilme, bir şekilde mağdur olan iki milyon insan… Oraya Hiroşima’dakinden daha fazla patlayıcı atıldı, biliyor musunuz? Gazze’de koca şehirler haritadan silindi, orada her şeylerini kaybettiler. Ve bu beni derinden sarstı.”
Gazze’ye ilk girişiniz nasıldı?
”Gerçek dışı hissettirdi. Önce İsrail otoyollarından, güzel bir manzaranın içinden geçtik. Ama ben sadece buraya ne için geldiğime odaklanmıştım; hastalara, çocuklara, masumlara.
Bakın, oraya gidiyor olmak bile başlı başına yeterince heyecan verici ve gergindi çünkü orada neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Tek bildiğim şey şuydu: Orada elimden geldiğince çok bakım sağlamak ve insanlara yardım etmek istiyordum. Bir ay vaktim vardı ve sahip olduğum her şeyi ortaya koyacaktım.
Gazze’de kendimi tamamen farklı bir dünyanın içinde buldum. Gerçek bir şok anı yaşadım. Sürekli etrafımda uçan dronların sesini duyuyordum, sokaklarda çadırlar, asfaltı kalmamış yollar gördüm. Yıkılmış binalar, yok olmuş mahalleler, her yerde bomba kraterleri, sokakta yalın ayak yürüyen insanlar… İşte ancak o zaman soykırımın etkisinin aslında düşündüğümden çok daha büyük olduğunu fark ettim.
Koca aileler artık yok, şehirler silinmiş. İnsanların bunun ne anlama geldiğini anladığını sanmıyorum. Telefonlarımızda gördüklerimiz sadece kısa görüntüler, ancak yıkımın gerçek boyutlarına ve sonuçlarına tanık olamıyoruz. Orada dururken şöyle düşündüm: Dış dünyanın gördüğü şey bu değil.”
Gençliğinizde Körfez Savaşı’nı deneyimlediniz. Gazze’de bombalar patlarken bu anılarınız canlandı mı?
”Bir tokat gibi çarptı: Bunu daha önce de hissetmiştim. Sanırım bu durum; sürekli tetikte olduğunuz, çevrenizde olup bitenlerin farkında olduğunuz belirli bir savaş mantığı ile bir hayatta kalma modunun birleşimiydi. Aniden vücudum yeniden sadece hayatta kalmaya odaklandı. Bu kadar uzun saatler boyunca çalışabilmemin sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum.”
Al-Shifa (Şifa) Hastanesi’ndeki çalışmalarınız nasıldı?
”Hastane muazzam büyüklükte, Erasmus Üniversitesi Tıp Merkezi (Erasmus MC) kadar büyük. Yan yana duran büyük binalardan oluşuyor ki bunların çoğu yerle bir edilmişti. İki ameliyathanesi olan küçük bir bina hala ayaktaydı. Travma bakımını burada yapıyorduk.”
”Hemen faydalı olmak istedim, ameliyathanelere girip işe koyuldum. Bu sırada arka planda bombardıman sesleri ve acil servisteki çığlıklar yükseliyordu. İnsan kitleleri dalgalar halinde içeri geliyordu. Hollanda’da hiç görmediğim türden bir kaos vardı.
İmkânlar çok kısıtlıydı; sadece iki ameliyathane ve sınırlı bir anestezi ekibi vardı. Kullanmak istediğimiz tüm plaklar, vidalar veya çiviler elimizde yoktu. Ağrı kesici yoktu, sadece bazı uyku ilaçları vardı. Bu yüzden insanlar amputasyon ameliyatından sonra uyandıklarında acıdan çığlık atıyorlardı.
En zor olanı, kimin önceliği olduğuna, ilk olarak kime yardım edeceğinize dair seçimler yapmak zorunda kalmanızdı. Eğer bunun için çok fazla zaman harcarsanız geç kalıyorsunuz ve birisi aniden hayatını kaybedebiliyor.”
Kitapta Gazze’deki meslektaşınız Ahmed’den bahsediyorsunuz. Ameliyat sırasında küçük bir çocuk öldüğünde çok kayıtsız/apati içinde bir tepki veriyor. Bunu görmek nasıldı?
”Bu şoke ediciydi. Ameliyathanede bir hastayı kaybetmek hayattaki en kötü şeydir. Hollanda’da bir kişi beklenmedik bir şekilde hayatını kaybettiğinde, bir soruşturma ile tüm bir süreç başlatılır. Gazze’de ise bunun için elbette hiç vaktiniz yok, bu durum orada günlük hayatın bir parçası.
Gazze’de karşılaştığım tüm yerel doktorlar çok yorgun. Özellikle travmatologlar ve ortopedistler hiç dinlenememişler. Devam etmek zorundalar, çünkü bir sonraki hasta size ihtiyaç duyuyor. Eğer az önce ölen hasta için yas tutup dalıp giderseniz, dışarıda bekleyen diğer insanların size hiçbir faydası dokunmaz.
Benim için de durum tamamen aynıydı. Hiçbir şeyin üzerinde çok uzun süre durup düşünemedim, kendi duygularımla daha sonra yüzleşeceğim. Bunu gitmeden önce kendi içimde de konuşmuştum: Önünüzde kimin yattığı önemli değil, sadece işinizi yapacaksınız.
Bir gün içeri orta yaşlarda, benim yaşlarımda üç adam getirildi. Bu üç adam, sabah saatlerinde yaprak toplarken vurulmuşlardı. Bu yapraklarla dolma yapmak istiyorlardı; pirinçli yaprak sarması.”
El Saddy arkasına yaslanıyor, ellerini başının arkasına koyuyor. Bir an sessiz kalıyor. Anlatmaya devam ettiğinde sesi yumuşak ve kırılgan.
”O adamlardan birine çift taraflı uyluk amputasyonu (iki bacağının da diz üstünden kesilmesi) yapmak zorunda kaldık. Hayatının baharında, ömrünün geri kalanında bu izi taşıyacak bir adam. Peki suçu neydi? Yaprak toplamak, açlıktan ölmek üzere olan ailesine yiyecek bulmak.
Ve bunun gibi binlerce hikaye biliyorum. Bu tür şeylerin herkes tarafından kabul görmesi ve hiçbir sonucunun olmaması son derece sinir bozucu.”
Şu an Gazze ile ilgili neler yapıyorsunuz?
”Döndüğümden beri televizyonda, gazetelerde ve sosyal medyada Gazze’de gördüklerim hakkında çok konuştum, sesimi duyurdum. Ama aynı zamanda masraflarını kendim karşılayarak çadır kamplarını finansal olarak desteklemeye başladım. Bir ekiple birlikte, çadır kamplarında kıyafet ve su gibi yerel olarak satın alınan acil durum malzemelerini ve temel ihtiyaçları günlük olarak dağıtıyoruz.
Şu anda Gazze’de çok büyük bir su sorunu var. Daha az su tankeri hareket edebildiği için yeterli temiz içme suyu dağıtılamıyor. Ayrıca geçenlerde World Central Kitchen, Gazze’deki aşevlerinin yüzde yirmisini kapatmak zorunda kaldı.
Doktor Salih El Saddy’den alıntı:
“Gazzeliler her zaman şöyle der: Yıkılan ne varsa yeniden inşa edebiliriz. Onlar kararlı, dirençli ve güçlü bir halk.”
Bu yıl itibarıyla resmi bir vakfımız da var: Alhaam Hope Foundation (Alhaam Umut Vakfı). Vakfa dünyadaki bir melek olan annemin adını verdim. Başkalarına karşı şefkatli olmayı ondan öğrendim. Bana başkalarını gözetmeyi ve birine doğrudan yardım etmekten daha güzel bir şey olmadığını o öğretti.
Kitabımın tüm geliri bu vakfa gidiyor. Yani burada, Hollanda’da otursam ve fiziksel olarak orada bulunamasam bile Gazze için hala çok şey yapabilirim.
Hala iki işte çalışıyorum: Haftada dört gün aile hekimliği eğitimi alıyorum ve üç gün kendi kliniğimdeyim. Akşamları ise vakıfla ilgileniyorum. Her şey çok hızlı ilerliyor ama bununla iyi başa çıkıyorum. Bu beni mutlu ediyor.”
Zenginlik/refah toplumunun bir göstergesi olan estetik doktorluğu mesleğiniz ile Gazze’de yaptıklarınızı nasıl bağdaştırıyorsunuz?
”Sorunuzu anlıyorum. Ancak estetik doktoru olarak da çalıştığım için geçen yıl masraflar konusunda endişelenmeme gerek kalmadı. Gazze’ye gitmek için bir ay boyunca ücretsiz izin alabilmem ve döndükten sonra aylarca çadır kamplarını finansal olarak destekleyebilmem, yalnızca iki işimin olması sayesinde mümkün oldu.
Biri diğerine engel değil. Ve inanın bana, kliniğime gelen insanların hepsi Gazze’ye gittiğimi ve vakfımın şu an neler yaptığını biliyor. Burada yaptığım her tedavinin bir parçası Gazze’ye gidiyor. Bu ne kadar güzel bir şey, değil mi?”
Gazze’ye tekrar dönecek misiniz?
”Gazze’de gördüklerim hakkında çok fazla konuştuğum ve medyada sıkça yer aldığım için geri dönmeme izin verileceğini sanmıyorum. Ama geri dönmeyi çok isterim.”
Gazze için hala umut var mı?
”Gazzeliler her zaman şöyle der: Yıkılan ne varsa yeniden inşa edebiliriz. Onlar kararlı, dirençli ve güçlü bir halk. Güçlerini, her şeyin önceden yazıldığını söyleyen inançlarından aldıklarını gördüm. Allah’a güvenmek, tüm belirsizlikleri serbest bırakmak için yeterlidir; buna tevekkül denir.
Oradaki insanlar her zaman yarına, çözümlere bakıyor. Eğer onlar umutlarını kaybetmiyorsa, bizim bunu yapmaya hiç hakkımız yok.”
Salih El Saddy (1987), Irak’ın Bağdat şehrinde doğmuştur. Aile hekimi asistanı ve estetik doktorudur. Amsterdam bölgesinde ortopedik cerrahi eğitimini bitirmesine yarım yıl kala bırakmıştır. Şu anda Lekkerkerk’te kendi estetik kliniği bulunmaktadır. Mayıs 2025’te Gazze’deki Al-Shifa Hastanesi’nde doktor olarak görev yapmıştır.
(Kaynak: Trouw) Röportaj: Salih El Saddy
