
Kurban Bayramınızı tebrik ederim. Rabbim yaptığımız her hayrı kabul eylesin. Amin.
Her Daim Ümitvarız Biz
Toplumsal hafıza, milletlerin geleceğe yürüyüşünde en belirleyici unsurlardan biridir. Hafızasını kaybeden toplumlar yalnızca geçmişlerini değil, geleceklerini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Bu nedenle “anlamak” ve “anmak” kavramları yalnızca bireysel duyguların değil; aynı zamanda siyasal, kültürel ve medeniyet tasavvurunun merkezinde yer alan iki temel olgudur.
Geçtiğimiz aylarda ebedî hayata intikal eden birçok değerli insanımız için anma programları düzenlendi. Bunlardan bazılarına zamanın el verdiği ölçüde katılmaya çalıştım. Türk Milleti, çok değerli insanlar yetiştirmeyi başarmış bir millettir ve yetiştirmeye de devam edecektir. İlim ve bilim insanlarımızdan girişimcilerimize, diplomatlarımızdan sporcu, sanatçı ve siyasetçilerimize kadar birçok değer geldi geçti; hâlâ da geliyor ve geçiyorlar…
Lütfen internete girin ve araştırın. “Başarılı Türk bilim insanları” diye sorun Google amcaya… Karşınıza hiç duymadığınız isimler, hiç bilmediğiniz başarı hikâyeleri çıkacaktır. Her birinin kendi alanında dünyaya faydalı ve uluslararası düzeyde başarılı işler yaptığını görecek, gurur duyacaksınız.
Toplumların en büyük açmazlarından biri, değerlerini çoğu zaman kaybettikten sonra hatırlamalarıdır. Oysa gelişmiş toplumların temel karakteri, yetişmiş insan kaynağına zamanında sahip çıkabilme becerisidir. Çünkü insan yetiştirmek uzun yıllar, ciddi emek ve kurumsal bilinç gerektirir.
Nitelikli insan tesadüfen ortaya çıkmaz; güçlü aile yapısı, eğitim kültürü, toplumsal destek ve fırsat eşitliği ile yetişir.
Böylesi anma programlarında dikkatimi çeken önemli bir unsur var ve bu yazımda buna değinmek istiyorum. En çok dikkatimi çeken unsur ise şu: Biz bu değerlerimizi hayattayken neden yeterince anlayamıyoruz? Neden yaptıklarını gerektiği kadar takdir edemiyoruz? Neden bu kıymetli insanlara sahip çıkmakta geç kalıyoruz? Biz bu insanları hayattayken ne kadar anlayabiliyoruz? Daha da önemlisi; onları yalnızca başarı kazandıklarında mı fark ediyoruz?
İnsan kolay yetişmiyor; bunu hepimiz biliyoruz. Bir insanın yetişmesi yılların emeğini, sabrını ve yatırımını gerektiriyor. Geçen ayki köşe yazımda da belirtmiştim.
Kur’an-ı Kerim’de Allah şöyle buyurur: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Suresi, 9. Ayet). Bu ayet, bilginin ne kadar kıymetli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ise şöyle buyurmuştur: “İlim talep etmek her Müslümana farzdır.”. “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.”
Şimdi bu hadisi bir kez daha anlamaya çalışarak okuyalım: “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.” Peki biz toplum olarak insanlığa faydalı olanlara ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Ne kadar destek olabiliyoruz?
Her Daim Ümitvarız Biz
İnsan hayatı yalnızca yaşanan anlardan değil, o anların zihinde bıraktığı izlerden de oluşur. Bu izler bazen bir söz, bazen bir yüz, bazen de unutulmaz bir hatıra olarak karşımıza çıkar. İşte tam bu noktada “anlamak” ve “anmak” kavramları insanın iç dünyasında büyük önem taşır.
Bir insan hayattayken çoğu zaman sessizce mücadele verir. Belki bir öğretmen yüzlerce öğrencinin hayatına dokunur, belki bir baba ailesi için ömrünü tüketir, belki bir siyasetçi toplum için yıllarını verir. Ancak çoğu zaman bu insanların kıymeti aramızdan ayrıldıktan sonra anlaşılır.
Cenazelerinde kalabalıklar oluşur, güzel sözler söylenir, anma programları yapılır. Oysa asıl vefa, insan hayattayken yanında durabilmektir.
Çünkü anlamak, bir şeyi derinliğiyle kavramayı; anmak ise geçmişte kalan değerleri yaşatmayı ifade eder. Bu iki kavram birbirinden farklı görünse de aslında insanın duygu, düşünce ve hafıza dünyasında birbirini tamamlayan güçlü bağlara sahiptir.
Gerçek anlamda anlamak; karşımızdaki insanın duygularını hissedebilmek, yaşanan olayların sebeplerini kavrayabilmek ve olaylara farklı açılardan bakabilmektir. İnsanlar çoğu zaman konuşurlar ama birbirlerini gerçekten anlamakta zorlanırlar. Çünkü anlamak; sabır, empati ve dikkat ister. Bir insanı anlamaya çalışmak, onun yaşadıklarını küçümsemeden dinlemek ve hislerine değer vermekle mümkündür. Toplumdaki birçok sorunun temelinde de aslında anlaşılmama duygusu vardır. İnsan, kendisini anlaşılmış hissettiğinde daha huzurlu, daha güvenli ve daha mutlu olur.
Anmak ise geçmişle kurulan duygusal bir köprüdür. İnsan sevdiği kişileri, yaşadığı güzel günleri veya toplum için değer taşıyan olayları anarak yaşatır. Özellikle kaybedilen insanların anılması, onların hayatımızdaki yerinin hâlâ canlı olduğunu gösterir. Çünkü insan, fiziksel olarak aramızdan ayrılsa bile anılarıyla yaşamaya devam eder.
Günümüzde hızlı yaşam temposu nedeniyle insanlar çoğu zaman düşünmeden konuşuyor, dinlemeden cevap veriyor ve geçmişi yeterince hatırlamıyor. Oysa hem anlamaya hem de anmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İnsanların birbirini anlamaya çalıştığı toplumlarda hoşgörü artar, çatışmalar azalır ve güçlü bağlar oluşur. Gerçek insanlık bilinci de ancak anlayarak ve unutmadan yaşayarak oluşur.
Her Daim Ümitvarız Biz
Siyaset hayatımızın her alanını etkiliyor ve şekillendiriyor. Bunu yıllarca seçmenlerimize anlatmaya çalıştım. Dönem dönem kısmen başarılı olduğumu düşünsem de yeterli olamadığımı da çok iyi biliyorum.
Bugün Hollanda’da yetişen Türk gençleri artık yalnızca işçi çocukları değil; hukukçu, akademisyen, doktor, marangoz, girişimci, mühendis ve belediye meclis üyesi olarak toplumun her alanında yer alıyor. Bu büyük bir dönüşümdür. Ancak bu başarı kendiliğinden oluşmadı. Bir önceki neslin verdiği mücadele sayesinde bugün bu imkânlar doğdu.
Eğer geçmişte emek veren insanları yalnızca anıp anlamazsak, aynı hataları tekrar ederiz.
18 Mart 2026 tarihinde Hollanda’da belediye meclisi seçimleri gerçekleşti. Seçim sonuçlarıyla ilgili birçok analiz ve yorum okudum. Yapılan değerlendirmelerin çoğuna ben de katılıyorum. 1986 yılında Hollanda’da yaşayan göçmenlere seçme ve seçilme hakkı verildiğinden bu yana tam 40 yıl geçti. Bu süreçte siyasetle ilgilenen, “Ben de Hollanda siyaset arenasında varım” diyen birçok insan çıktı. Ancak bugün dönüp baktığımızda kimleri gerçekten hatırlıyoruz? Kimlere ciddi anlamda destek vererek başarılarının devamını sağlayabildik?
Yaklaşık on yıllık bir duraklama döneminden sonra yeniden toparlanma sürecine girdiğimizi görüyorum. Peki bunun farkında mıyız? Bu gelişmeleri doğru okuyabiliyor muyuz? Geçmişten doğru dersler çıkarabiliyor muyuz?
18 Mart 2026 seçimlerinden sonra Hollanda Türk Toplumu Hollanda siyasetinde yeniden bir toparlanma sürecine girdiğini düşünüyorum. Bu sürece sahip çıkılmalı ve “biz de bu siyasetin içindeyiz” diyen siyasetçi gençlerimize destek verilmelidir.
Özellikle dikkatimi çeken konu ise şu: Birçok siyasetçi arkadaşımızın artık yalnızca klasik “sol” partileri değil, “merkez” ve “sağ” görüşlü partileri de tercih etmeye başladığını görüyorum. Yerel siyasi partilerin çoğunun da merkez veya merkez-sağ çizgide konumlandığı dikkat çekiyor. Hollanda Türk Toplumu olarak hem ‘merkez-sol’ hem de ‘merkez-sağ’ siyasi yapılarda varlık gösterebilmeliyiz. Toplum olarak dengeleyici bir unsur olma özelliğimizi koruyabilmeliyiz. Sağ partilerde aktif siyaset yapan siyasetçilerimize de destek verilmelidir.
Hollanda’nın artık aşırı uçların ve popülist söylemlerin etkisinden uzaklaşıp daha gerçekçi, daha kapsayıcı siyaset anlayışına yönelmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü anlamak yalnızca geçmişi değerlendirmek değil; geleceği doğru okuyabilmektir de.
Bir toplumu güçlü yapan yalnızca ekonomisi ya da siyaseti değildir. Asıl güç; değerlerine sahip çıkan, başarılı insanlarını hayattayken anlayabilen ve geçmişinden ders çıkarabilen toplumlarda ortaya çıkar.
Anlamak, sadece dinlemek değildir; emek verenin kıymetini bilmektir.
Anmak ise yalnızca hatırlamak değildir; bırakılan emaneti geleceğe taşımaktır.
İşte biz bunu başarabilirsek, her daim ümitvar olabiliriz. Kalın sağlıcakla,
Kaya Turan Koçak —◄◄
