Almanya ile Türkiye’nin 1961’de imzaladığı İş Gücü Anlaşması iki ülke ilişkilerini bir anlamda akrabalığa dönüştürdü. Peki anlaşma imzalandıktan 65 yıl sonra, Almanya’ya gelen ilk kuşak Türkler bugün ne durumda?
https://p.dw.com/p/5Og4g

Mekân bilinçli olarak seçilmişti: Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Henrik Wüst, Eylül ortasında Düsseldorf Havalimanı’nda düzenlenen törenle 65 yıl önce burada uçaktan inen insanlara teşekkür etti. Memleketlerini geride bırakıp bilinmez bir yolculuğa çıkan ve sonunda Almanya Federal Cumhuriyeti’nin refahına katkıda bulunan ilk kuşak misafir işçilere.

Türkiye ile Almanya arasında 30 Ekim 1961 yılında imzalanan İş Gücü Alımı Anlaşması, Türkiye’den gelişleri geçici bir süre için öngörüyordu. Ancak 1973’te iş gücü alımının durdurulmasına kadar yalnızca Türkiye’den 870 bin kişi Almanya’ya geldi. Maden ocaklarında ağır işlerde çalıştılar, fabrikalarda üretim bantlarında parça başı iş yaptılar ya da fabrika salonlarını temizlediler.

Çoğu Türk işçi Almanya’da kaldı ve ağırlıklı olarak Düsseldorf, Köln ya da Duisburg gibi kentlerde kendilerine yeni bir yuva kurdu. Wüst, bu insanların katkısını şu sözlerle övdü:

“Ülkemizi daha çeşitli, daha açık ve daha güçlü hâle getirdiler.”

Eyalet Başbakanı Wüst, hedefe henüz ulaşılmadığını da vurguladı:

“Ancak isim, ten rengi ve din artık hiçbir rol oynamadığında hedefimize ulaşmış olacağız.”

Duisburg-Essen Üniversitesi’ndan Türkiye uzmanı Prof. Dr. Hacı Halil Uslucan’a göre, Almanya bu hedeften 65 yıl sonra hâlâ bir ölçüde uzak. DW’nin sorularını yanıtlayan Uslucan, Türklere yönelik ayrımcılığın hâlâ oldukça yaygın olduğunu söylüyor. Buna karşın iş gücü alımı anlaşmasını temelde bir başarı hikâyesi olarak değerlendiriyor:

“Birçok alanda başarı elde ettik. Örneğin eğitim yoluyla toplumsal yükseliş yaşandı. Bugün çok sayıda üniversite mezunumuz var, mesleki anlamda yükselenlerimiz var. Siyasette de yükseliş yaşandı. Örneğin Baden-Württemberg Eyaleti Başbakanı Cem Özdemir.”

Göçmenlerde yaşlılık yoksulluğu daha yüksek

Uslucan’ın kendisi de bunun en iyi örneklerinden biri. Babası 1971’den sonra Berlin’e gelerek tekstil sektöründe çalıştı, iki yıl sonra eşini ve iki oğlunu da yanına aldı.

Hacı Halil Uslucan, psikoloji alanında doktora yaptı ve bugün Duisburg-Essen Üniversitesi’nde Modern Türkiye Araştırmaları Profesörü. Son dönemlerdeki araştırma konularından biri, iş gücü alımı anlaşmasının o dönem gelen birçok misafir işçiyi bugün de etkileyen karanlık yönlerinden biriyle ilgili: Yaşlı göçmenlerin yalnızlığı. Ancak emeklilik çağındaki bazı Türkiye kökenlileri zorlayan tek sorun yalnızlık değil.

Uslucan araştırmaların ortaya koyduğu tabloyu şöyle anlatıyor:

“Çalışmalar, yaşlılıkta yoksulluk oranının göçmenlerde iki kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. Almanlarda bu oran yüzde 12 ila 14 arasındayken göçmenlerde yüzde 25 ila 30 arasında. İlk kuşak çok ağır fiziksel işlerde çalıştığı için göçmenlerde iş göremezlik ve erken emeklilik oranı da belirgin biçimde daha yüksek.”

Uslucan’a göre emeklilik yaşından 10 yıl önce işsiz kalma olasılığı da göçmenlerde iki kat daha yüksek:

“Ayrıca aylık gelirleri daha düşük, çalışma hayatları sık sık kesintiye uğramış ve düşük ücretli sektörlerde çalışmışlar. Bunun sonucunda emekli maaşları düşük.”

Emekli maaşı 360 euro daha az

Alman Emeklilik Sigortası’nın, “Mediendienst Integration” (Uyum Medya Hizmetleri) adlı kuruluş için yaptığı özel değerlendirme çarpıcı rakamlar ortaya koyuyor.

Almanya’da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı emekliler, Alman emeklilere kıyasla ortalama yaklaşık 360 euro daha az emekli maaşı alıyor.

2025 sonunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı emeklilerin aylık ortalama maaşı 890 euro iken Almanlarda bu rakam bin 250 euroydu. Daha dikkat çekici olan ise yaşlılıkta temel güvence yardımı alanların oranı: Haziran 2026’da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında bu oran Almanlara kıyasla üç kattan fazlaydı: Yüzde 9,3’e karşı yüzde 2,7.

Düsseldorf’taki Hans Böckler Vakfı’ndan sosyal bilimci Eric Seils, DW’ye birçok misafir işçinin Almanya’ya görece ileri yaşlarda geldiğini ve bu nedenle emeklilik sistemine daha kısa süre prim ödeyebildiğini anlatıyor:

“En önemli neden elbette geçmişteki ücretler ve çalışma hayatının geçmişi. Almanya’ya gelen misafir işçiler çoğunlukla doğrudan fabrikaya, madene ya da inşaata gittiler. Buralarda yüksek saat ücretleri almadılar. Çünkü eğitim düzeyleri çoğu zaman Almanlardan daha düşüktü.”

Seils’e göre, 1970’lerin başında başlayan sanayisizleşme ve petrol krizi de birçok misafir işçinin işini kaybetmesine yol açtı:

“Böylece klasik sanayi işletmelerinde görece iyi işler azaldı. Eğitim düzeyi düşük olanlar, eğitimli insanlara göre daha kolay işsiz kaldı. Almanlarda da durum aynıydı. Çalışma hayatı kesintiye uğradığında bunun sonuçları doğal olarak bir noktada emekli maaşına yansıyor.”

Türkiye’den gelen ilk kuşak işçiler, madenler ve fabrikalar gibi ağır işlerde yıllarca zor koşullarda çalıltı.

Misafir işçiler kendilerini geliştirme fırsatı bulamadı

Göttingen Georg-August Üniversitesi bünyesindeki Sosyolojik Araştırmalar Enstitüsü’nden (SOFI) Janina Söhn de göçmenlerde yaşlılık yoksulluğunu araştırdı. Söhn’ün vardığı sonuç, göç etmiş insanların neredeyse üçte birinin yoksulluk riski altında bulunmasının Almanya açısından büyük bir sorun olduğu yönünde:

“Bu grup, örneğin zaten yüksek yoksulluk riski taşıyan kadınlara kıyasla bile daha ağır etkileniyor. Tek başına yaşayan göçmen kadınlara baktığımızda ise gerçekten çok kötü, alarm verici rakamlarla karşılaşıyoruz. Aile desteği olmasa durum çok daha üzücü olurdu.”

Almanya, uzun süre “geçici” olarak görülen işçi kuşaklarının kalıcı hâle gelmesinin ardından, 2000’li yıllarda dil ve uyum kurslarıyla yılların açığını kapatmaya çalıştı.

Emeklilik çağında birkaç euro ek gelir elde etme imkânı da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı birçok kişi için oldukça sınırlı. Bunun nedeni kimi zaman düşük mesleki yeterliliklerinin buna imkân vermemesi, kimi zaman da gençlik yıllarında yaptıkları ağır fiziksel işler nedeniyle artık çalışabilecek durumda olmamaları. Federal İş Ajansı’nın verilerine göre bu grubun emeklilik çağındaki istihdam oranı Almanların yalnızca yaklaşık yarısı düzeyinde: Yüzde 5,2’ye karşı yüzde 10,8.

Söhn bu tabloyu şöyle değerlendiriyor:

“Aslında burada bir dizi dezavantaj ve hayat boyunca yaşanan zorluk bir araya geliyor. Misafir işçi kuşağını Almanya buraya getirdi ve onlar burada en ağır işleri yaptı. Bu sırada yerli çalışanların bir bölümü eğitim ve mesleki gelişim sayesinde bu işlerden çıkabildi.”

Misafir işçilere ise mesleki gelişim imkânı sunulmadığını belirten Söhn sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Her ekonomi için her zaman gerekli olan bu ağır işleri yapan insanlar bunun bedelini sağlıklarıyla ödedi.”