
Hollanda, en güçlü omuzların en ağır yükü taşıdığı düşüncesine sıkı sıkıya bağlı kalmayı seviyor. Ancak 6 Mayıs 2026 tarihli, Hollanda Merkezi Planlama Bürosu’nun (CPB) “En yüksek ağaçlar daha az rüzgâr alır” başlıklı yeni raporu başka bir tablo ortaya koyuyor: tam da en üst gelir grubunda vergi yükü göreli olarak azalıyor.
Bu, yalnızca mali uzmanları ilgilendiren teknik bir ayrıntı değil. Bu durum, geçim güvencesinin, erişilebilirliğin ve toplumsal katılımın özüne dokunuyor.
Engelli bireyler, kronik hastalığı olanlar ya da düşük gelirli insanlar giderek daha sık neden desteğe ihtiyaç duyduklarını açıklamak zorunda kalırken, rapor büyük servetlerin ve şirket kârlarının emek gelirine kıyasla daha avantajlı biçimde vergilendirildiğini ortaya koyuyor. En yüksek gelir grubundakiler, gelirlerinin büyük bölümünü maaştan değil, sermayeden ve kârlardan elde ediyor. Bu nedenle, orta sınıfta çalışan birçok insana kıyasla oransal olarak daha az vergi ödüyorlar.
Bu durum rahatsız edici
Çünkü “kendi yaşamını yönetme” ve “imkânlar ölçüsünde topluma katılım” söylemini kullanan aynı devlet, insanların topluma katılabilmesini sağlayan düzenlemelerde aynı anda kesintiye gidiyor. Örneğin, belirli sağlık giderlerinin vergiden düşülmesi konusundaki tartışmayı düşünün. Birçok insan için yardımcı araçlar, ulaşım ya da ek enerji giderleri bir lüks değil; bağımsız yaşayabilmenin zorunlu koşullarıdır.
Bu çelişki giderek daha görünür hâle geliyor: emek ağır biçimde vergilendirilirken, servet çoğu zaman vergiyi erteleyen ya da azaltan mali düzenlemeler içinde daha akıllıca konumlandırılabiliyor. CPB, eşitsizliğin tam da bu noktada büyüdüğünü gösteriyor.
Tekerlekli sandalye kullanan ve bu alanda kişisel deneyime sahip biri olarak, büyüyen bu uçurumun ne anlama geldiğini her gün görüyorum. İnsanlar, toplumsal katılım artık basitçe çok pahalı hâle geldiği için toplumdan geri çekiliyor. Gönüllü çalışmalar, spor, sosyal ilişkiler ya da küçük bir girişimcilik hayali; motivasyon eksikliğinden değil, mali güvensizlik yüzünden ortadan kayboluyor.
Benim de işimin yanında bağımsız girişimci olmayı seçmem, bu gerçekliğin bir sonucu. Herkes girişimci olmak zorunda olduğu için değil; giderek daha fazla insan, yavaş yavaş geri çekilen bir devlet karşısında kendi güvence mekanizmalarını oluşturmak zorunda hissettiği için.
Bir toplum, sonunda en güçlülerine nasıl davrandığıyla değil, en kırılgan yurttaşlarının ne kadar rüzgâra maruz kalmasına izin verdiğiyle değerlendirilir. Bu yüzden Hollanda’nın kendisine şu soruyu sorması gerekir: Eşitsizliği düzelten bir vergi sistemi mi istiyoruz, yoksa onu daha da büyüten bir düzen mi?
