“Biz birbirimizin pilini bitiriyoruz, pilini”

Daha önce paylaştıysam, bir hikâye borcum olsun…

Rahmetli Erbakan Hoca’mın bir fıkrası geldi aklıma:

Milletvekilinden aldığı “el feneri”ni sigarasına tutuyor köylü… Üç dakika, beş dakika, on, on beş dakika, yarım saat…

Milletvekili “alaycı” edayla “Be adam; bu elindeki ışık verir ama ne çıradır, ne kibrittir ne de çakmak. Bununla sigara yanmaz ki!.. Akılsızlık etme de ver şu feneri!..”

Köylü bakıyor, adama…

Ve diyor ki; “Asıl akılsız sensin, sen!.. El feneriyle sigaranın yanmayacağını biliyorum da. Benim derdim başka!.. Ben senin pilini tüketiyorum, piliniiii!…”

Hollanda’nın izbelerinde erimek…

Hollanda’nın küçük bir kasabasında yaşayan genç bir dostumu ziyaret ettim. Dostumun, ergenlik çağına girmiş bir kızı bir oğlu var. Çok az Türkün yaşadığı kasabada herkes birbirini tanıyor. Çocukların aile içerisindeki davranışları, insanlarla ilişkileri, Hollandalı arkadaşlarıyla olan münasebetlerini çok yadırgadım. Karşımda sanki iki Hollandalı genç vardı. Bu kasabada bir de camimiz var ama, burada yaşayanların cami ile irtibatları hayli düşük. Cami imamı ve yönetimine burada büyük görevler ve sorumluluklar düşmekte.

Camiye gelmeyen insanların ayağına cami hizmetlerini götürmeliler, dinimizle, dilimizle, tarih ve kültürümüzle o gençliği tanıştırmalı, buluşturmalılar. O küçücük kasabada, uçuruma doğru sürüklenen o gençlerin ellerinden tutmalı, Kur’an ışığını önlerine yakmalılar.

Aksi hâlde, yüklendikleri misyonun altından kalkamazlar, bunun vebalinden, sorumluluğundan kurtulamazlar, hesabı veremezler. Hollandalıların bile kurtulmak için sığınak aradığı, fersah fersah kaçtığı bu karanlık ortam çocuklarımızı yutmadan, onlara mezar olmadan, biz elimizi uzatalım. Bu gidişat çocuklarımızın erimesini, bitmesini ve kaybolup yitmesini hızlandırıyor.

Dilini, dinini, kimliğini kaybetmiş bir nesil oluşuyor; bunun müsebbipleri biz olmayalım. Bu acı gerçek karşısında bizler de bir sonraki dosya konumuzu “Gençlik ve Aidiyet” olarak belirledik. Nereye ait olduğumuzu anlamak, bu bilinçle donanmak adına gençlerle sohbetler etmeyi planladık. Önümüzdeki sayıda uzmanları ve sivil toplum örgütlerini dinleyeceğiz… Yukarıdaki kıssaya dönecek olursak, biz ‘uyum ve katılım’ safsatalarıyla kendi pilimizi bitiriyor, eriyor, tükeniyor, kayboluyor olmayalım sakın…

Bu sayıda “Evliliği” dosya hâlinde işleyelim istedik. Her şeyin değiştiği, değiştirildiği ve birilerinin şekillendirdiği bir dünyada evlilik mefhumu da eskiyle kıyaslanamayacak derecede kabuk, kimlik, renk değiştirdi.

Birbirlerini hiç görmeden evlenenler, fotoğraflarla eş seçenler, ailesinin beğendiği ve tavsiye ettiği kişiyle evlenenler bir ömür boyu mutlu olurlarken; severek evlenenlerin akıbeti maalesef ayrılıklarla, boşanmalarla neticeleniyor.

Eskilerin nikâh akdine bağlılığı, evlilikte eşine sadık kalışı, ahlâk güzelliği, sorumluluk hissi, merhamet, sevgi, saygı, sabır, güven, hoşgörü, özveri duyguları çok mu fazlaydı bilinmez ama bu duyguların yoğunluğu yuvayı ayakta tutan iksirler olsa gerek.

Evliliği yatak odasına indirgeyen bir anlayışın bu kurumu uzun süreli hâle getirmesi mümkün değil. Yuvanın sıcaklığını değil de girdiği yatağın sıcaklığını arayanlar, yatağın az biraz soğuması ile başka yataklar aramaya mahkûmdurlar.

Bir çift gözün yürekte bıraktığı iz anlık, günlük, yıllık olmamalı. Bu yolculuğa çıkanlar anne ve babalarının evliliğini örnek alarak çıkıyorlar. Bu yüzden ebeveynler olarak her hâl ve hareketimize azami dikkat etmemiz gerekiyor. Onların yanlış adımları bizi çıkmaz sokağa sokuyor, bedeli ağır olan borçlar ödetiyor.

Rahmetli anam komşusu Esme Hanım’dan bulgur kaynatmak için “kazan” istemeye gitmiş Esme Hanım’ın kızını görünce kazanı unutup “kızını” bana istemişti. Anam, “kazan” ile “kızan”ı karıştırmış demedik; biz de ana isteğini yerine getirdik, çocuk denilecek bir yaşta evlendik  -ufak-tefek sorunları saymazsak- mutlu-mesut 40 yıllık bir evlilik hayatını devirdik.

Şimdilerde yaşları 40 dayanmış gençlerin ne evlilik hayali ne de istek ve beklentisi var. Soruyorum “evlilik düşüncen var mı yeğenim?” “Bu işler aceleye gelmez emmi” diyor. “Ulen oğlum, yolun yarısına getirmişsin yaşı, kel etmişsin başı, ağartmışsın sakalı, saçı, daha neyin acelesinin hesabı bu. Çocuğun ‘dede mi diyecek sana?’ demek istiyorsun” diyemiyorsun.

Evliliğe çıkacak olanları özel bir eğitim ve kursa tabi tutmalı, karşılarına çıkacak engebeli, yokuşta, virajda nasıl hareket edecekleri öğretilmeli. Onlar bu ehliyeti alırlarsa, bir de yüreklerinde Allah vergisi olan merhamet, güzel ahlâk, sabır, adalet gibi duyguları varsa; gençlerin evlilikleri, yuvaları cennete döner.

Evlilik olmazsa olmaz mı?

İnsanlık için evlilik, önemli bir ihtiyaçtır. Mutluluk, kişinin aile yuvasında bulunur. Saadet aramak için bütün dünyayı dolaşan insan, döne-dolaşa onu yine kendi evinde bulabilir. Aile yurdu dışında, başıboş şahsi özgürlükler peşinde koşanlar, bu yolda boşuna yorulurlar, bir türlü mesut olamazlar. Beşeriyetin sıhhatli hayatı ve devamı ancak evlilik iledir. Cemiyetin temeli, aile hayatıdır.

Yakın bir dostumun alışveriş yaparken sevmediğim bir huyu var. Karar vermede zorlanan bu dostum bir şeyi almaya karar verdiğinde, kasiyere aldığı ürünü uzatırken, tekrar bir gözden geçirir ve bana dönerek “olmazsa, sevmezsem değiştiririm” der.

Bu söz beni çok rahatsız eder, ama dostum dediğini yapar 3-5 gün sonra aldığı ürünü değiştirmek için beni tekrar arar. Ben de hep şunu söylerim: “Alacağın bir şeyi kullanacağına, taşıyacağına inanarak al. Kafandan ‘olmazsa değiştiririm’ düşüncesini sil at. Aksi takdirde, ömrün aldıklarını değiştirmekle ve severek kullanabileceğin bir ürüne sahip olmamakla geçecek” derim, ama nafile…

Şimdiki evlenenler de, benim bu dostumun düşüncesiyle hareket ederek evleniyorlar sanki…

“OLMAZSA/SEVMEZSEM DEĞİŞTİRİRİM!” Halt edersin! Ve ediyorlar da…

Yazarlarımızın konuyla ilgili yazılarını ilgiyle okuyacağınızı ve hayli istifade edeceğinizi umuyorum. Sizin de konuyla alakalı görüş ve düşünceleriniz varsa lütfen paylaşın, yayımlayalım.

Hollanda nereye gidiyor?

İbn-i Haldun’un ‘devletlerin yıkılışı’ tezinin her gün biraz daha gerçekleştiğini görmekteyiz. Bakın ünlü bilgin tezinde neleri savunuyor:  “Siyasal iktidar, gücünü aldığı halka baskı yapar ve vergi yükünü artırırsa gücünü kaybeder ve devletin yıkılmasına ortam hazırlar. Ülkenin ekonomik gelişmesini hızlandıramayan ve baskıcı yönetimi sürdürmek isteyen siyasal iktidarın, ülkesi yoksullaşır ve er geç devlet yıkılır. Çünkü: Baskıcı iktidar, kitleler üzerindeki kontrolü sürdürmek için kamu masraflarını artırır, böylece artan masraflar bürokrasinin lükse dalmasına yol açar. Bu durum, devlet gelirlerinin artırılmasını gerektirir. Bunun için de ilave vergi konur. Vergi yükünün artışı, kitlelerin çalışma hevesini kırar ve üretim azalır. Gelirinden fazla harcamayan devlet çöker…”

Ünlü bilgin, asırlar öncesi bugünün Hollanda’sının ve hatta pek çok ülkenin resmini çekmiş sanki. Bu tesbit üzerine fazla söze ne hacet… Siyasal iktidar sahipleri umarız, ünlü bilgine kulak verirler… Yoksa hep birlikte, sadece siyasal iktidarların bitişine değil, koskoca devletlerin de tarihin çöplüklerine atıldıklarına şahit olacağız…

Amerika öldürüyor, İsrail soykırıyor…

Günde 50 insanın hayatına mal olan Amerika ve İsrail’in günlük terör bilançosu doruk noktalarda. İnsan hakları savunucularının ağızlarına kilit vurulmuş… Kalpleri mühürlenmiş, gözlerine mim çekilmiş… Kulakları sağır, vicdanları körelmiş…. Ölüm yağıyor masum ve mazlumların başından. İkiyüzlü medya görmezden geliyor vahşeti. Öldürülenler ‘terörist’ damgası yiyor katiller güruhundan… İsrail’e yönelik bir savunma hadisesi bile, Batı basınında bütün sayfayı kaplarken; onlarca Filistinlinin ölümü küçük bir haber olarak bile bir köşede yer almıyor.

Kafasına şarapnel parçası isabet eden 6 aylık bebek de, 2 yaşındaki çocuk da aynı yaftayı yiyor… ‘TERÖRİST!..’ Size ‘alçak’ bile diyemiyorum zira, alçaklık bile bir seviye ifadesidir… Siz var ya siz… Rabbimin tarifiyle; Kur’an’da tarifi yapılan ve adı konulan ‘BELHÜM ADALLARSINIZ’ Yaptıklarınızın hesabı er-geç sorulacaktır!..

Amerika’nın kucağında oturup, övgü dolu sözlerle onun kanlı, kirli sicilini temizleyen ve Müslümanlara Amerika’yı sevdirmeye çalışanlar da yaptıklarının hesabını vereceklerdir. Güçlendiğini sandıkları makamlarından tepetaklak indirilecekler ve kanlı, kirli paralarla doldurulan kasalarına tepelerinin üstüne gömüleceklerdir.

Ne çok ihtiyacımız var huzura, barışa, adalete, merhamete; hep birlikte insanca yaşamaya… Eli kalem tutacaklar silah tutmaya, fikir satacak olanlar uyuşturucu satamaya, sevgiyi yeşertecek olanlar kin gütmeye başladı, sonuç ortada… 16 yaşındaki bir çocuk okulu kana buladı…

Zeynel Abidin Kılıç—◄◄