
Geçtiğimiz günlerde beni, Utrecht Üniversite bünyesinde yürütülen bir araştırma için aradılar. Konu oldukça dikkat çekiciydi: Hollanda’da yaşayan yaşlı göçmenlerin durumu, gelir seviyeleri ve özellikle AIO (Aanvullende Inkomensvoorziening Ouderen) yani düşük gelirli emeklilere sağlanan ek destek.
Araştırmacı genç, Karel. Bilgiliydi, donanımlıydı. Soruları derindi. Ama konuşmanın ilerleyen anlarında fark ettim ki, aslında iki farklı dünyadan konuşuyorduk. O bizi tanımıyordu, biz de bulunduğumuz ülkeyi…
Bu durum beni şaşırtmadı. Çünkü gerçek şu: Hollanda’da yıllardır yaşıyoruz ama Hollandalıları tanımıyoruz. Aynı şekilde onlar da bizi.
Karel, daha önce Faslılar, Surinamlılar ve diğer göçmen gruplarla görüşmeler yapmış. Türk toplumu üzerine ilk görüşmesini benimle yapıyordu. Sorular ilerledikçe sadece ekonomik değil, kültürel bir mesafenin de ne kadar derin olduğunu gördüm.
Örneğin;
Bu insanlar ne yer, ne içer?
Dinî bayramları nasıl kutlar?
Millî değerleri nedir?
Hatta daha da ötesi…
Rotterdam’da yerlerde gördüğümüz “brandgrens” neden var?
Crooswijk’teki Schuttersveld ismi nereden geliyor?
Kralingen’deki yel değirmenlerinden biri (De Lelie) dünyaca biliniyor (çünkü içerde bir tarih) var ama biz çok yakınında yaşayıp farkında bile değiliz…
Bu sadece onların bize uzaklığı değil; bizim de yaşadığımız topluma olan uzaklığımız.
Ama asıl çarpıcı olan kısım burası değildi.
Görünmeyen Bir Gerçek: 30 Bin Kişi Sessizce Mücadele Ediyor
Bugün Hollanda’da en az 30 bine yakın birinci nesil Türk göçmen, yani bizim annelerimiz, babalarımız, amcalarımız, teyzelerimiz ciddi maddi sıkıntı içinde yaşıyor.
“Bu insanlar istatistik değil. Her biri bir hayat.”
Ve en acısı şu:
Bu insanların büyük bir kısmı hakları olan desteklerden habersiz, bilgi eksikliği.
AIO gibi desteklere başvuramıyorlar çünkü:
- Türkiye’deki mal varlıkları inceleniyor
- Uzun süre Türkiye’ye gitmeleri kısıtlanıyor
- Dil engeli var
- Bürokrasi ağır
- Ve çoğu zaman nasıl başvuracaklarını bilmiyorlar
Bir de işin AOW (yaşlılık maaşı) boyutu var.
Hollanda’da tam AOW alabilmek için 50 yıl kesintisiz yaşamak gerekiyor. Ancak birinci nesil göçmenler buraya genellikle daha geç yaşlarda geldi. Çoğu kişinin 10 ila 20 yıl eksiği var. Her eksik yıl için %2 kesinti uygulanıyor.
Bu da şu anlama geliyor:
Zaten düşük olan gelir, daha da düşüyor.
“Yani sistem var… ama erişim yok.”
Bir Neslin Hikayesi: Fedakârlık ve Eksik Kalan Hayatlar
Bu insanlar buraya neden geldi?
Çalışmak için.
Ailelerine bakmak için.
Türkiye’deki sevdiklerine destek olmak için.
Ama bu süreçte kendi geleceklerini ihmal ettiler.
- Türkiye’de ailelerine para gönderdiler
- Burada çocuklarını büyüttüler
- Ama kendileri için birikim yapamadılar
- Emeklilik planı kuramadılar
Dönüş hayalleri vardı.
“Bir gün döneriz” dediler.
Ama o gün çoğu zaman hiç gelmedi.
Bir Öneri: Daha Adil Bir Sistem Mümkün
Yapılan araştırmanın sonunda ben de kendi görüşümü paylaştım.
Bence artık şu gerçek kabul edilmeli:
Bu insanlar bu ülkeye emek verdi. Bu ülkenin kalkınmasına katkıda bulundu. Ve bugün insanca bir yaşamı hak ediyor.
Bu yüzden önerim net:
- AOW eksiklikleri tüm birinci nesil için otomatik olarak kapatılmalı
- AIO gibi karmaşık ve sınırlayıcı ek gelir sistemleri kaldırılmalı
- Herkese eşit ve yeterli bir temel emeklilik geliri sağlanmalı
Çünkü bu sadece ekonomik bir mesele değil.
Bu bir insanlık meselesi.
Son Söz
O telefondan sonra yapılan yüz yüze görüşmesi bir araştırmaydı…
Ama benim için bir yüzleşmeydi.
Biz bu ülkede yaşıyoruz.
Ama ne bu ülkeyi tanıyoruz…
Ne de bu ülke bizi gerçekten tanıyor.
Ve en önemlisi:
Bizim büyüklerimiz, bu toplumun sessiz kahramanları, hayatlarının en zor döneminde yalnız bırakılıyor.
Artık bu sessizliği bozmanın zamanı geldi.
Hollanda’da sayıları 1500’ü aşan STK’ları, camileri, vakıfları, dernekleri ve diğer kurum ve kuruluşları; bu ve benzeri konularda daha aktif olmaya, sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyor.
Oktay Ünlü–◄◄
