Hiç düşünmediler bir gün yabancı bir ülkede yalnız kalacaklarını…

Bir tren garında, bir fabrika kapısında ya da küçücük bir bavulla başlayan gurbet hikâyeleri vardı onlarında…

Kimi köyünden koparıldı, kimi çocuklarının geleceği için gözyaşını içine akıttı.

Ve bugün…

Belki de en çok unutulan onlar oldu.

Bu yazımda birazda Ayşe teyzelerden, Fatma teyzelerden, Esma halalardan söz edelim…

Hani şu yıllarca sırtında hayatın yükünü taşıyan ama adı pek anılmayan kadınlardan…

Ayşe teyze, 70’li yılların ortasında çocuklarıyla birlikte köyünden koparılarak Hollanda’ya getirildi.

Ne dili biliyordu ne de bu soğuk memleketin insanını…

Ama içinde bir tek şey vardı: “Çocuklarım okusun, ezilmesin…”

Eşine destek oldu.

Bazen yarım ekmek birkaç kuruş daha ucuz diye yarım saat yürüdü, pazarın sonuna doğru gidip ucuz diye alış verişini yaptı.

Kendisi yemedi, çocuklarına yedirdi.

Kendisi giymedi, çocuklarına giydirdi.

Aklı hep köyündeydi…

Toprağında, komşularında, çocukluk anılarında…

Unutmaya çalışsa da memleketini hiç unutamadı.

Ama dimdik durdu.

Aileyi ayakta tutan görünmez direklerden biri oldu.

Kimsenin alkışlamadığı kahramanlardan…

Fatma teyzenin hikâyesi de farklı değildi.

Sabahın köründe kalkıp çaput fabrikasının yolunu tuttu.

Evde çocuk büyüttü, eşinin yükünü hafifletti, yoklukla mücadele etti.

Bir ömür “idare etmekle” geçti hayatı.

Kendi hayallerini hep erteledi.

Çünkü onun nesli önce kendini değil, ailesini düşündü.

Bir de Esma hala vardı…

Okuma yazması bile yoktu.

Otobüs tabelalarını okuyamadı, resmi evrakları anlayamadı, hakkını arayamadı.

Yıllarca korkuyla yaşadı.

Yanlış bir şey yaparım diye sustu.

Bir yere gitmesi gerektiğinde çocuklarını bekledi.

Doktora derdini anlatamadı.

Devletin verdiği haklardan habersiz yaşadı.

Belki de yıllarca yardım alabilecekken alamadı.

Şimdi yaşlandılar… hayatları anamın dediği gibi “bir şahpaz atınan goca bir çınar ağcının gölgesinden geçer  gibi geçti geçti”

Eşlerinin çoğu vefat etti.

Çocukları büyüdü, torunları oldu.

Ama aradaki kültür farkı büyüdükçe büyüdü.

Torunları artık başka bir dünyanın çocukları oldu.

Eskiden sofralar kalabalıktı…

Şimdi konuşmalar birkaç kelimeye sığdı:

“Nasılsın?”

“İyiyim…”

“Tamam…”

Hepsi bu kadar…

Türkiye’de akrabaları evleri var ama bağları artık eskisi gibi değil.

Yaşıtlarının çoğu vefat etti.

Giden geri gelmedi.

Kalanlarla da sağlık izin vermiyor artık.

Kimi Alzheimer’e yakalandı…

Kiminin dizleri tutmuyor…

Kimisi yalnızlıktan sessizce içine kapanıyor…

Onlar için sosyal kısıtlamalar gün geçtikçe daha da ağırlaşıyor.

Kültürel etkinliklere katılamıyorlar.

Toplumsal dayanışmayı yeterince kuramıyoruz.

Bizler ise bizim teyzelerimize, halalarımıza, analarımıza sahip çıkamıyoruz.

İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz?

Birçoğunun Hollanda’daki haklarından, hukukundan neredeyse hiç haberi yok.

Toplumsal çalışmalar yetersiz.

STK’lar bazen duyarsız, bazen geç kalıyor.

Ve onlar yine unutuluyor…

Gelirleri düşük…

Bazılarının hiç emekliliği bile yok sadece devletin verdiği yaşlılık maaşı var wao.

Türkiye’de küçücük bir evi olduğu için destek alamayanlar var.

Bir ömür çalışıp hâlâ korku içinde yaşayan insanlar bunlar…

Üstelik bu mesele artık Hollanda’daki üniversitelerde araştırma konusu olmuş durumda.

Akademisyenler bizim annelerimizin, teyzelerimizin yalnızlığını inceliyor.

Ama biz hâlâ birbirimizle uğraşıyoruz…

“Kimin sözü daha büyük, kimin parmağı daha uzun” tartışmalarındayız.

Kendi adıma utanıyorum desem, abartmış olmam…

Belki bir gün hep birlikte şöyle diyeceğiz:

“Sizlerden özür diliyoruz…

Size sahip çıkamadık…”

Ama korkuyorum ki o gün çok geç olacak.

Avşar kökenli biri olarak şunu yürekten söylemek istiyorum:

Analarımız… Teyzelerimiz… Halalarımız…

Size gurban olayım…

Bu vesileyle STK’lara sizin sesinizi duyurmaya çalışıyorum.

Biliyorum sağlık sorunlarınız var…

Ev sorununuz var…

Gelir sorununuz var…

Ama hele o yalnızlığınız yok mu…

İnanın insanın yüreğini parçalıyor.

Siz bu toplumun görünmeyen kahramanlarısınız.

Bugün burada rahat yaşıyorsak, bunda sizin alın teriniz, sabrınız ve fedakârlığınız var.

Ve belki de artık en çok ihtiyaç duyduğunuz şey; bir yardım değil…

Sadece “Hatırlanmak ve elinizi tutan biri veya birilerinin olduğunu bilmek”

Oktay Ünlü