Merhaba değerli dostlar,

Ramazanı şerif ayımız hepimize hayırlı ve bereketli olsun.

“Şerefi’l mekân bi’l mekin.” (Mekânın şerefi içindeki oturan (değerden) gelir.)demişler.

Nasıl ki Mekke şehri değerini Kabe’den, Medine ise Efenimiz’den (sav.) alıyorsa, ramazan ayıda değerini oruçtan ve daha önemlisi de Kur’an’dan alıyor. Nasıl ki Kur’an indiği geceyi (Leyletü’l Kadr.) bin aydan daha hayırlı kılıyorsa girdiği kalbide öyle değerli kılar. Buna mukabil, “Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” Hadisi de Kur’an’dan mahrumiyetin büyük bir ziyan olduğunu gösteriyor.

Oruç kültürel bir faaliyet değil önemli bir ibadettir. Bu bilinçle sadece Allah rızası için tutulmalıdır. Çünkü tüm amel ve ibadetlerin kıymetini ‘Niyet’ belirler. Oruç, kulun varlığından/canından Allah’a sunduğu özel bir ibadettir. İhlasla yapılan bu ibadetin ecir ve sevabını Allah ‘nasıl takdir’ ediyor diye eğer soracak olursak; Rabbimiz bir kutsi hadiste: “İnsanın yaptığı her ibadette kendine bir faydası vardır. Ancak, oruç yalnız benim rızam içindir ve onun mükâfatını verecek olan da Benim.” buyuruyor.

Anlaşılan o ki çok özel ve değer atfederek vereceği mükafatın diğerlerinden farklı bir ‘sürpriz’ niteliği var ki Efendimiz (sav.), “Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir…” buyurmuşlar.

Birçok ayette cennete girebilmenin yegane şartı ancak “Takva sahibi” olarak belirtiliyor. Orucun hikmeti de işte bu imkânı (Takva sahibi) olmayı sağlıyor.(Bakara 183.)

“Oruç sabrın yarısı. Sabırda imanın yarısı.” hadisi şerifinden yola çıkarsak sebep ve sonuç ilişkisi içinde: Cennete girmek için iman ve takvaya, takva ve sabrı elde etmek içinde oruç tutmaya ihtiyacımız var.

Oruç +sabır + takva= (ve netice) cennet.

İşte burada tüm ibadetlerde olduğu gibi orucun da niteliği üzerinde durmamız gerekiyor. Nasıl bir oruç?..

Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledilen bir Hadis-i Şerifte Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, kötü konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, ‘Ben oruçluyum’ desin…” buyurmuşlar.

Madem oruç dünyada kötülüğe, ahirette de ateşe karşı bir “kalkan” ise onun kutsallığını ve kerametini bozmadan ‘deldirmeden’ nasıl muhafaza edeceğiz?..

Kur’an’ın, “Takva Elbisesi” dediği bu “kalkanı” Hz. Yusuf gibi korumak gerekiyor. Adem babamız ve Havva anamız haram ağaçtan yiyince elbiselerinden sıyrılıp avret yerleri açılmadı mı. Şeytan onların kalkanını/ iffetini, Allah’a itaatini deldirip cascavlak üryan bıraktırmadı mı.

Bu önemli meseleyi bir misal ile anlatalım:

“İki evliya varmış, biri çobanmış, dağlarda yaşarmış, süt kesesi hep sütle doluymuş hiç akmaz ve hiç bitmezmiş, diğeri kunduracıymış şehirde yaşarmış.

Bir gün dağdaki evliya, şehirdeki evliyayı görmek için şehre gelmiş ve “merhaba” deyip süt koyduğu kesesini/ mendilini asıp oturmuş. “Merak ediyorum hangimiz daha iyi evliyayız?..” diye bir laf etmiş.

İki evliya havadan sudan sohbet ederken kunduracı evliya dükkâna gelen müşterilerle de ilgilenmeye çalışıyormuş, müşteriler genelde bayanmış, tek tek hepsiyle ilgileniyor ayaklarına ayakkabıları giydirip çıkarıyormuş.

Dağdan gelen evliya da seyretmiş tek tek güzel bayanları ve  birden kesesindeki süt akmaya başlamış…”

İşte böyle, kalpteki şehvet kaptaki sütü etkiliyor. Kalp bozulduğunda kalıp da bozuluyor.

“Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir” (Buhârî, İmân, 39; Müslim, Musâkât, 107)

Bu hikâyede olduğu gibi bizimde orucumuzu vs. ibadetlerimizi delip sızdıracak ve batıl/hiç edecek niyet ve tavırlarımıza dikkat etmek zorundayız.

Yani avamın oruçtan anladığı sadece açlık, susuzluk ve cinsel ilişkiden uzak durarak gözün, kulağın ve dilin orucunu ihmal etmekse (Havasın orucu) bunun bir faydası olmayacağını Efendimiz (sav.) bildiriyor: “Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz. Geceleri nice namaz (teravih ve teheccüd) kılanlar vardır ki namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mace, Siyam, 21)

Oruç tüm bedenle tutulur:

*Gözün orucu: Haramlara bakmamak.

*Kulağın orucu: Dedikodu ve tüm lüzumsuz lakırdılardan uzak durmak.

*Dilin orucu: Gıybet, yalan yanlış sözler ve gevezelikten uzak durup insanlara sataşmadan, incitmeden onu muhafaza etmektir.

Halbuki dedikodu/gıybet Allah’a göre, “insanı öldürüp etini yemek gibidir. Bundan tiksindiniz (değil mi)?” buyuruyor. (Hucurat 12.)

Temiz ve hoş gıdaları, meyveleri haram bilip (oruçluyken haramdır.) gıybet ederek insan etini yemek ne yaman bir çelişki ve ne kötü bir yamyamlıktır.

Bir de oruçluyken asabi ve agresif davranışta bulunup evdeki çocuklara ve eşine zulmedenler varmış. Böyle olanlara, “Kardeş sen oruç tutma!.. Aldığın abdest ürküttüğün kurbağaya (Kırdığın kalbe) değmiyor.” demeli.

İmsakla aldığımız bu nurdan elmas emanetini iftara kadar kırmadan kirletmeden taşımamız gerekiyor.

“Oruçlunun uykusu ibadettir, suskunluğu tespihtir, amelleri katlanır, duası müstecaptır, günahları bağışlanır.” (Kenzu’l-Ummal; -Beyhakî’den- h. No: 23562; -Deylemî’den- h. no: 23631)

Ve’l hasıl.. Ramazan ve oruç eli boş gelmiyor. Peki bu kadar kerim/cömert olan, af ve rahmetiyle, nimet ve bereketiyle sağnak sağnak yağan gök sofrası (maide)den nasibini alamayana ne demeli?.. Cebrail as. “Burnu yerde sürtülsün!..” demiş, Efendimiz’de (sav.) “Amin” demiş.

Böyle mübarek aya rağmen Rabbim bizi kem talih, nasipsiz bî-baht eylemesin.

“Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez, Bârân yerine dürr’ü güher yağsa semâdan.”

(Gökyüzünden yağmur yerine inci ve mücevher yağsa talihsiz olanın bahçesine bir damlası bile düşmez.) Ziya Paşa.

Murat Altun   —◄◄