Bu akşam Leeuwarden’deki Filmhuis Slieker’de NAZA belgeselini izledim. Gazze’deki durumun son derece ciddi olduğunu ve bu vahim durumun devam ettiğini zaten biliyordum. Ancak bu belgeseli izledikten sonra duyduklarım karşısında sarsıldım; kelimenin tam anlamıyla dehşete düştüm.

Özellikle yüzleri ve kimlikleri gizlenerek röportaj yapılan İsrailli askerlerin anlattıkları son derece ürperticiydi. Benim gibi, duyduklarını zihninde görüntülere dönüştüren biriyseniz, anlatılanların ağırlığı insanın üzerine çok daha sert çöküyor.

Askerler, yaşadıklarını ve kendi ifadeleriyle, nasıl bir sistemin içerisinde hareket ettiklerini anlatıyorlar. Bazıları yaşananları tanımlamak için doğrudan “soykırım”, “Holokost” ve Filistinlilerin kalıcı olarak topraklarından uzaklaştırılması gibi ifadeler kullanıyor. Bunlar son derece ağır tanımlamalar. Ancak tam da bu nedenle, bu ifadeleri bizzat olayların içinde yer alan insanların ağzından duymak beni daha da derinden sarstı.

Saldırılar sırasında öldürülen sivillerden söz etme biçimleri de beni derinden etkiledi. “Yan hasar” ya da “ikincil kayıp” olarak ifade edilen bu insanların arasında çocuklar, anneler, babalar, aile fertleri ve hedef alınan yerlerin içinde veya çevresinde bulunan başka insanlar da var.

Beni en fazla sarsan ise, röportaj yapılan askerlerin anlattığına göre, bu insanların ölümünün zaman içerisinde nasıl duygusal bir mesafeyle, adeta bir askerî sistemin sıradan bir parçası hâline getirildiğiydi.

Belgesel, birçok insanın kabul etmekte ve anlamlandırmakta zorlanacağı bir gerçeklik ortaya koyuyor. Bu nedenle bu tür tanıklıkların insanlarda büyük bir şaşkınlık, öfke ve inançsızlık oluşturmasını da anlayabiliyorum. Ancak aynı zamanda bu görüntülerin ve tanıklıkların daha en baştan “sahte” veya “manipüle edilmiş” denilerek reddedilmek yerine ciddi biçimde araştırılması ve tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Belgeseli izledikten sonra zihnimde çok güçlü bir soru kaldı:

Meşru müdafaa nerede sona eriyor ve kolektif cezalandırma, insanların zorla yerlerinden edilmesi ve çok sayıda sivilin ölümünün bilinçli biçimde göze alınması nerede başlıyor?

Gazze’de yaşananları yalnızca 7 Ekim 2023 saldırılarının bir misillemesi olarak gören hiç kimse, ortaya çıkan devasa insani bedeli görmezden gelemez. Binlerce, on binlerce Filistinli sivil hayatını kaybetti; bunların arasında çok sayıda çocuk bulunuyor. Her rakamın arkasında bir insan, bir aile ve artık geri getirilemeyecek bir hayat var.

Bu belgeseli izledikten sonra benim için en önemli mesaj son derece açık:

Bu artık durmalı.

Gazze’de yaşananlar bağımsız biçimde araştırılmalı, tam bir şeffaflık sağlanmalı ve ciddi uluslararası suçların işlendiğinin kanıtlandığı durumlarda, uluslararası hukuk çerçevesinde sorumlular yargılanmalı ve hesap vermelidir. Hiç kimse hukukun üzerinde olmamalıdır.

Tam da bu nedenle NAZA belgeselinin izlenmesi ve tartışılması gerektiğini düşünüyorum. İnsanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemek için değil; tanıklıkları dinlemeleri, sorular sormaları ve ardından kendi değerlendirmelerini yapabilmeleri için.

Facebook/Roeldendulk