
Almanya’da televizyon sunucusu ve oyuncu Collien Fernandes’in eski eşinin yapay zekâ ile üretilmiş sahte videolar ve çıplak görüntülerini internette yaydığını öne sürmesi ülkede dijital cinsel şiddet konusunu yeniden gündeme taşıdı. Fernandes’in iddiası, kadınların dijital ortamda maruz kaldığı şiddetin boyutuna dair geniş bir kamuoyu tartışmasına da yol açtı.
Tam da bu bağlamda Federal Meclis’te Almanya Başbakanı Friedrich Merz’e, kadınları bu tür saldırılardan korumaya yönelik planları soruldu.
“Şiddetin Kaynağı Göçmenler” Vurgusu
Başbakan Merz’in bu soruya verdiği cevap ise hem göçmenleri şaşırttı hem de Meclisteki AfD dışındaki partilerden tepki gördü.
Merz, konuşmasında “Toplumumuzda hem dijital hem de fiziksel alanda patlayan bir şiddet var. Ancak, Bu şiddetin kayda değer bir kısmı Almanya’ya gelen göçmen gruplardan kaynaklanıyor.” ifadesini kullanırken, özellikle sol partiler sıralarından yüksek sesli tepkiler geldi. Kadınlara yönelik şiddetin nedenleri ve çözüm yollarının tartışıldığı oturumda, konunun göç ve köken eksenine kaydırılması eleştiri konusu oldu.
Somut Önlem Eksikliği Eleştirisi
Merz’in açıklamalarında dikkat çeken bir diğer unsur ise kadınları dijital şiddetten korumaya yönelik somut politika önerilerinin neredeyse hiç yer almaması oldu. Sosyal medya platformlarının sorumluluğu, yapay zekâ ile üretilen içeriklerin denetimi ya da mağdurların korunmasına yönelik mekanizmalar hakkında herhangi bir detay verilmemesi eleştirilerin merkezine oturdu.
“Kadınlara Yönelik Şiddetin Tek Bir Toplumsal Kesime İndirgenemez”
SPD Meclis Grup Başkanı Matthias Miersch, Merz’in açıklamalarını “Başbakanın konuya ilişkin yetersiz cevabı” olarak nitelendirdi. Miersch, kadınlara yönelik şiddetin tek bir toplumsal kesime indirgenemeyeceğini belirterek “Kadınlara yönelik şiddet geniş bir perspektifle ele alınmalı, belirli bir gruba indirgenmemelidir.” ifadelerini kullandı.
Miersch ayrıca, “Kadınlara yönelik şiddetin ne dini ne de milliyeti vardır” diyerek sorunun toplumsal bir mesele olduğuna dikkat çekti.
“Göçmenlere Karşı Genelleyici Bir Kışkırtma”
Sol Parti (Die Linke) Grup Başkanvekili Clara Bünger, Şansölye’yi “göçmenlere karşı genelleyici bir kışkırtma yapmakla” suçladı. Bünger, yaptığı açıklamada, “Friedrich Merz şiddetin gerçek nedenlerinden dikkatleri başka yöne çekiyor ve bu şekilde tehlikeli bir söylemi besliyor” dedi. “Özellikle kadınlara yönelik şiddet söz konusu olduğunda refleks olarak göçü işaret edenler, yapısal şiddeti küçümsüyor ve onu etkili biçimde mücadele etmek yerine hafife alıyor” ifadelerini kullandı.
“Aşırı Sağcıların Söylemi Kusursuz Şekilde İfade Edildi”
Alman Federal Meclisi’nin eski Başkanvekili Aydan Özoğuz ise Merz’in açıklamalarını X platformunda şu sözlerle değerlendirdi:
“Ne gün ama! Kadınlara yönelik şiddeti göçle açıklayan bir Federal Başbakan. Nüfusun yaklaşık üçte birine sürekli olarak hepsinin potansiyel suçlu olduğunu ima eden biri. Bu ülkenin başbakanı düzeyinde, aşırı sağcıların söyleminin bu kadar kusursuz şekilde karşılık bulması utanç verici.”
Yeşiller Partisi milletvekili Lamya Kaddor ise şu ifadeleri kullandı:
“Ülkenin yarısı Collien Fernandes vakasını tartışırken, Şansölye’nin aklına ‘patlayan şiddetin’ sorumlusu olarak göçü göstermekten başka bir şey gelmiyor mu?! AfD’yi daha ne kadar güçlendirmek istiyor?!”
“Irkçılık Üzerinden Siyaset” Eleştirisi
Sol görüşlü siyasetçi Jutta Ditfurth ise Merz’e çok daha sert sözlerle yüklendi. Ditfurth, Merz’in kadınlara yönelik dijital şiddet vakasını “ırkçılığı körüklemek için araçsallaştırdığını” savundu.
Ditfurth, Almanya’da kadınların maruz kaldığı şiddetin büyük çoğunluğunun göçmenlerden değil, Alman erkeklerden geldiğini belirterek, tartışmanın yanlış bir zemine çekildiğini ifade etti.
Jutta Ditfurth: “Bana Saldıranların Yüzde 95’i Öz Alman”
Konuya ilişkin olarak Frankfurter Rundschau gazetesine açıklamalarda bulunan ve ırkçılık karşıtı ve feminist yaklaşımıyla tanınan Ditfurth, şu ifadeleri kullandı:
“Alman erkeklerin kadınlara yönelik şiddetini görmezden mi gelmek istiyoruz? Evet. Erkeklerin çoğu bununla yüzleşmekten rahatsız oluyor. Kendilerini sorgulamıyorlar. İçinde bulundukları çevre de inkâr etmelerine yardımcı oluyor. Bu erkekleri savunan, kadınlara karşı aşağılayıcı davranışlar sergileyen erkeklerle birlikte hareket eden kadınlar da var. Çoğu zaman kendilerinin de yaşadığı şeyleri bastırıyor ve güçlü olduğunu düşündükleri kişilerle ittifak kuruyorlar. Hayatı boyunca cinsel şiddete maruz kalmamış tek bir kadın tanımıyorum. 10 ya da 11 yaşlarındayken bir arkadaşımın babası tarafından cinsel tacize uğradım. Bu olaydan sonra da bitmedi. 1980’lerde bir CDU’lu belediye meclis üyesi beni şehir parlamentosunda alenen cinsiyetçi ifadelerle aşağıladı. Kendisi aktif bir Hristiyandı, oldukça ‘Alman’dı, göçmen değildi. Hayatım boyunca karşılaştığım cinsiyetçi saldırgan erkeklerin yüzde 95’inin göçmen değil, ‘öz Alman’ erkekler olduğunu tahmin ediyorum.”
