Merhaba değerli dostlar, yemek- içmek, giyinmek ve barınmak insan için doğal ve temel (zarûri) ihtiyaçlardır. Bu imkân ve nimetler doğal ve kolay yoldan elde edildiği zaman kıymeti yeterince bilinmeye bilir. Fark edip şükredildiği zamanda ise sürekli artar. (İbrahim 7.)

Bununla birlikte eğer elimizdeki nimetlere karşı şükür ve kanaatımız yoksa Karun kadar zengin olsak dahi ruhen fakirlikten kurtulamayız. Çünkü bulunduğumuz makamdan daha yukarıda bir makam, bindiğimiz arabadan daha üstün bir araba ve oturduğumuz evden daha kıymetli bir ev görünce elimizdekinin değeri gözümüzden düşecektir. Bu sorunlu düşünceden kurtulmanın formülünü Efendimiz (sav.) çok güzel izah etmiş: “Sizden biriniz mal ve yaratılış itibariyle kendisinden üstün olan kimseye bakarsa, ardından kendinden daha düşük derecede olana baksın. (…) Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.”  (Müslim, Zühd 9)

İşte bütün mesele bu bakış açısını düzeltmek, değilse zenginlik ve fakirlik tamamen kişiye göre izafiyet (görecelik) gerektiren bir durum arz eder.

“Zenginlik, büyük servetlere sahip olmakta değil, az şeye ihtiyaç duymakta yatar.” der Epiktetos.

Bir gün Sokrates pazar yerinde gezerken, “Buna ihtiyacım yok, buna da ihtiyacım yok!.” diyerek hiçbir şey satın almadan tezgahları dolaşır ve “Ne kadarda çok şeye ihtiyacım yokmuş.” diyerek ironik bir tavırla maddi şeylerin esiri olmadığını ifade eder.

Eğer zenginliğin hakkını zekât, sadaka, infak ve ikram ederek veremiyorsak geriye kaçınılmaz olarak iki şık kalıyor. “Cimrilik ve israf.” Hakkı verilmeyen (gasp edilen) bu imkânların kişinin hayrına olmayacağını Allah cc. şöyle ifade ediyor: “O gün bunlar (stok yapılan paralar, mallar vs..) cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.” (Tevbe 35.)

Hz. Ali (r.a.) maldan mülkten bahsederken “Helalinde hesap, haramında azap vardır.” buyurmuş.

Efendimiz (sav.) ise bir insanın mal mülk olarak neye (ne kadarına) sahip olabileceğini, -taşınır taşınmaz tapulu tüm “Mal varlığı beyanı”nı -ibraz ediyor: “Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey âdemoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?” (Müslim, Zühd 3-4. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 31, Tefsîru sûre(102) 1; Nesâî, Vesâyâ 1)

Murat Altun                —◄◄