Islamitisch College (İslam Koleji) Yöneticisi/Genel Müdürü Hasan Göğüş, kuruma bağlı 6 ilkokul ve 2027 yılının ağustos ayında açılacak yeni ortaöğretim (Voortgezet Onderwijs) okuluna dair gazetemize açıklamalarda bulundu. 1989 yılında başlayan  eğitim-öğretim yolculuğu 40’ıncı yılını doldurmaya hazırlanıyor. Bu süreçte  yaşananları dinledik. Kalitenin, başarının, kimlik ve aidiyetinin  adresi hâline gelen okullara olan ilgi, güven, teveccüh her geçen gün artıyor.  Hasan Göğüş ile okullarla alakalı keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İlgiyle okuyacağınızı ve istifade edeceğinizi umuyoruz.

İslam Koleji hikâyesi nasıl başladı? Bugün geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslam Koleji hikâyesi 1989 yılında Schiedam’da El Furkan Okulu’nun kurulmasıyla başladı. O dönem büyüklerimiz, Hollanda’da yaşayan Müslüman çocukların kendi değerleriyle uyumlu bir eğitim alabilmesi için önemli bir adım attılar. Bu adım sadece bir okul açmak değildi, aynı zamanda bir inancın, bir sorumluluğun ve gelecek nesillere duyulan derin bir bağlılığın ifadesiydi. Bugün geriye dönüp baktığımızda, en başta şunu söylemek gerekir. Bu temeli atan büyüklerimize gerçekten minnettarız.

Onlar zor şartlarda, sınırlı imkânlarla ama büyük bir inanç ve kararlılıkla bu yapının temelini attılar. Bugün bizlerin daha güçlü, daha kurumsal ve daha etkili bir yapıdan söz edebilmesi, onların attığı sağlam temeller sayesindedir. Biz de kendimizi bu yolculukta sadece bir devam ettirici olarak değil, aynı zamanda bir emanet taşıyıcısı olarak görüyoruz. Bu emaneti daha ileriye taşımak, geliştirmek ve güçlendirmek bizim en önemli sorumluluğumuz.

Bugün geldiğimiz noktada Schiedam’da El Furkan, Ababil ve De Kubus, Delft’te De Nieuwe Maan, Maassluis’te De Reiziger ve Vlaardingen’de De Walvis olmak üzere toplam altı okulumuzla yaklaşık 1750 öğrenciye ve 250’ye yakın çalışanımıza hizmet veriyoruz. Okullarımızın isimleri ilk başta daha çok Kur’an’dan ve İslami literatürden seçilmişti.

Ancak zaman içerisinde özellikle Arapça bilmeyen ve yerel toplumdan gelen kişiler tarafından bu isimlerin anlamına dair sıkça sorular gelmeye başladı. Bu da bizi yeni bir düşünceye yöneltti. Yeni açılan okullarda isimleri Hollandaca tercih etmeye başladık.

Ancak bu, kimlikten uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Aksine, isimler yerel dilde olsa da mutlaka İslami değerlerimizle ve anlam dünyamızla bağlantılı olmasına özen gösteriyoruz. Bizim için büyümek önemli, ama asıl önemli olan, bu büyümeyi kaliteli, dengeli ve kimliğini koruyarak gerçekleştirmek.

Önümüzdeki dönemde en önemli hedefleriniz nelerdir? Ortaöğretim (Voortgezet Onderwijs) planınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Önümüzdeki dönemde en önemli hedeflerimizden biri ortaöğretime (Voortgezet Onderwijs) geçiştir. Bu bizim için sadece bir genişleme değil, aynı zamanda yıllardır inşa ettiğimiz eğitim anlayışının doğal bir devamıdır. Allah’ın izniyle 1 Ağustos 2027 tarihinde ortaöğretime ilk adımımızı atarak Schiedam’da Andalus Lyceum’u açmayı hedefliyoruz. Bu okulun ilham kaynağı Endülüs medeniyetidir. Endülüs, bir dönem sadece İslam dünyasına değil, Avrupa’ya da ilimle yön veren, düşünceyi geliştiren ve karanlık çağlara ışık tutan bir medeniyetti. Biz bu mirası sadece anlatmakla yetinmek istemiyoruz. Onu yaşatmak, hissettirmek ve öğrencilerimize deneyimletmek istiyoruz.

Bu nedenle eğitim yaklaşımımızda sadece teorik bilgi değil, anlam, bağ ve derinlik de önemli bir yer tutuyor. Örneğin Hollanda’da gymnasium öğrencilerinin eğitim kapsamında Roma’ya gitmesi gibi, biz de öğrencilerimize eğitim haftaları çerçevesinde Endülüs’e yönelik programlar düzenlemeyi hedefliyoruz. Öğrencilerimizin tarihi ve kültürel bir mirası yerinde görmesi, öğrenmenin kalıcılığını ve etkisini çok daha güçlü hâle getirir.

Bu doğrultuda öğrencilerimizi sadece bilgiyle donatmak değil, düşünen, sorgulayan, kimliğini bilen ama aynı zamanda dünyaya açık bireyler olarak yetiştirmek istiyoruz. Amacımız, ilkokuldan liseye kadar uzanan güçlü ve tutarlı bir eğitim hattı oluşturmak.

Eğitim kalitenizi nasıl tanımlarsınız? Bu kaliteyi nasıl sürdürülebilir kılıyorsunuz?

Bizim için kalite bir hedef değil, bir alışkanlıktır, daha doğrusu bir yönetim kültürüdür. Hollanda eğitim sistemi içinde “Inspectie van het Onderwijs” standartlarına tam uyumla çalışıyoruz, ancak bizim için esas mesele bu standartların ötesine geçebilmektir. Kaliteyi sürdürülebilir kılmanın en önemli yolu sistematik çalışmaktır.

Bu noktada PDCA döngüsünü, yani planlama, uygulama, kontrol etme ve iyileştirme sürecini çok aktif bir şekilde kullanıyoruz. Önce neyi başarmak istediğimizi netleştiriyoruz, sonra bunu sahada uyguluyoruz. Elde ettiğimiz sonuçları veri temelli analiz ediyor, eksikleri tespit ediyor ve sürekli iyileştirme yapıyoruz. Bu döngü hiçbir zaman durmuyor. Bunun yanında temel becerilere çok güçlü bir odak koyuyoruz. Okuma, yazma ve matematik gibi alanlar, eğitimin temelini oluşturur. Bu alanlarda güçlü olmayan bir öğrenci, diğer alanlarda da zorlanır. Öğretmenlerimizin gelişimine yatırım yapıyoruz, sınıf içi gözlemler yapıyoruz ve sürekli geri bildirim veriyoruz. Bizim yaklaşımımız basit ama nettir. Sorunları ertelemeyiz, görürüz, kabul ederiz ve çözeriz.

Kurum olarak gelişim alanlarınızı nasıl ele alıyorsunuz?

Her büyüyen organizasyon gibi bizim de gelişim alanlarımız var ve biz bunlardan kaçmıyoruz. Aksine, bu alanları açık bir şekilde görüp üzerine gidiyoruz. Özellikle liderlik gelişimi, kurumsal kültür ve insan kaynağı yönetimi bizim için çok önemli. Bunun yanında son yıllarda en çok odaklandığımız konulardan biri de temel beceriler, yani “Basisvaardigheden.” Bugün eğitimde en kritik meselelerden biri, öğrencilerin temel becerilerde güçlü olmasıdır. Bu nedenle bu alan bizim için sadece bir öncelik değil, stratejik bir zorunluluktur. Büyüyen bir yapıda en büyük risk, kaliteyi kaybetmektir. Biz bu riski çok ciddiye alıyoruz. Bu yüzden yöneticilerimizi geliştiriyor, öğretmenlerimizi destekliyor ve kararlarımızı veri ve gözleme dayandırıyoruz. Aynı zamanda kendimizi sadece bir eğitim kurumu olarak değil, iyi bir işveren olarak da görüyoruz. Çünkü güçlü bir eğitim, ancak güçlü bir ekip ile mümkündür.

Velilerle olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

Velilerle olan ilişkimiz bizim için çok kıymetli. Biz bu ilişkiyi sadece iletişim olarak değil, gerçek bir ortaklık olarak görüyoruz. Bu doğrultuda “Ouderbetrokkenheid 3.0” yaklaşımıyla çalışıyoruz. Yani veliler sadece bilgilendirilen kişiler değil, sürecin aktif bir parçası. Çocuk evde başka, okulda başka bir yaklaşım görürse gelişimi zorlaşır. Ama okul ve aile aynı dili konuştuğunda, çocuk çok daha sağlıklı bir şekilde gelişir. Bu nedenle velilerimizle açık, şeffaf ve güçlü bir iletişim kurmaya özen gösteriyoruz.

İslami kimlik ile modern eğitim anlayışını nasıl bir araya getiriyorsunuz?

Biz bu konuyu bir denge meselesi olarak değil, bir bütünleşme meselesi olarak görüyoruz. Hollanda müfredatını eksiksiz uyguluyoruz. Bunun yanında İslam’dan ilham alan bir eğitim anlayışıyla öğrencilerimize değer kazandırıyoruz. Burada en temel nokta şu: Bizim eğitim anlayışımızın merkezinde Kur’an ve sünnet vardır ve bu temel değerlerden taviz verilmez. Ancak bu, dünyaya kapalı olmak anlamına gelmez. Tam aksine, bu sağlam temel sayesinde öğrencilerimiz kendine güvenen, açık fikirli ve topluma katkı sağlayan bireyler hâline gelir. Kimlik bizim için bir sınır değil, bir güç kaynağıdır.

Sizi diğer okullardan ayıran en önemli özellik nedir?

Bizi diğer okullardan ayıran en önemli özellik, eğitime bakış açımızın bütüncül olmasıdır. Biz sadece akademik başarıya odaklanan bir kurum değiliz. Aynı zamanda öğrencilerimizin karakter gelişimini, değer dünyasını ve toplumsal duruşunu da en az akademik başarı kadar önemsiyoruz. Bizim için eğitim, sadece bilgi aktarmak değildir. Eğitim aynı zamanda bir insan yetiştirme sürecidir. Bu nedenle öğrencilerimizin sadece iyi notlar alan bireyler değil, aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayırt edebilen, sorumluluk sahibi ve topluma katkı sağlayan bireyler olarak yetişmesini hedefliyoruz. Bunun yanında bizi güçlü kılan üç temel unsur var: yüksek eğitim kalitesi, güçlü pedagojik yaklaşım ve değerler temelli eğitim anlayışı.

Bu üç alanın bir araya gelmesi, sürdürülebilir bir kalite ortaya çıkarıyor. Ama belki de en az bunun kadar önemli bir başka nokta daha var. Biz iyi bir işvereniz. Çalışanlarımızdan beklentimiz yüksektir, çünkü kalite tesadüfen oluşmaz. Ancak bunun karşılığında onlara güvenli, huzurlu ve saygıya dayalı bir çalışma ortamı sunarız. İnsanların kendini değerli hissettiği, gelişim fırsatı bulduğu ve bir ekibin parçası olduğunu hissettiği bir ortamda çalışması, doğrudan eğitimin kalitesine yansır. Bu nedenle biz çalışan memnuniyetini bir “ekstra” değil, eğitimin temel bir parçası olarak görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bir okulun gerçek gücü, içinde çalışan insanların gücüdür.

Öğrencilere yönelik destek ve gelişim programlarınız nelerdir?

Her öğrenci farklıdır. Farklı öğrenir, farklı gelişir ve farklı ihtiyaçlara sahiptir. Bu nedenle biz eğitimde tek tip bir yaklaşım benimsemiyoruz. Aksine, öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına göre şekillenen bir sistem kuruyoruz. Öncelikle ek desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler için güçlü bir destek yapımız var. Bu öğrenciler için küçük grup çalışmaları, birebir destekler ve hedefe yönelik programlar uyguluyoruz. Amaç, hiçbir öğrencinin geride kalmamasını sağlamak. Bunun yanında yüksek potansiyelli ve üstün zekâlı öğrenciler için de özel çalışmalar yürütüyoruz.

Bu öğrenciler için hem okul içinde hem de okul üstü programlar sunuyoruz. Onların potansiyelini ortaya çıkarmak ve doğru yönlendirmek bizim için çok önemli. Bu alanda üniversitelerle de iş birliği yapıyoruz. Özellikle TU Delft ve Erasmus Universiteit Rotterdam ile yürüttüğümüz çalışmalar, öğrencilerimize farklı bakış açıları kazandırıyor. Ayrıca günümüz dünyasında sadece akademik bilgi yeterli değil. Bu nedenle öğrencilerimize robotik, programlama ve teknik beceriler kazandırmaya da önem veriyoruz. Bu alanlar, onların gelecekteki dünyaya daha hazır olmalarını sağlıyor. Bizim hedefimiz çok net. Her öğrencinin kendi potansiyelinin en üst seviyesine ulaşmasını sağlamak.

Bir yönetici olarak sizi motive eden temel unsur nedir?

Beni motive eden en önemli unsur, yaptığımız işin taşıdığı anlamdır. Biz sadece bir kurumu yönetmiyoruz, aynı zamanda insan yetiştiriyoruz. Bu da beraberinde büyük bir sorumluluk getiriyor.

Bir çocuğun hayatına dokunmak, onun gelişiminde rol oynamak ve geleceğine katkı sağlamak, insanı hem motive eder hem de sürekli daha iyisini yapmaya zorlar.

Aynı zamanda yaptığımız işin sadece dünyaya değil, daha büyük bir anlam dünyasına da hizmet ettiğine inanıyoruz. İnsanın yaptığı işi bir sorumluluk, bir emanet olarak görmesi, onu daha dikkatli, daha adil ve daha samimi kılar.

Bu nedenle bizim motivasyonumuz sadece başarı elde etmek değil, doğru olanı yapmak, faydalı olmak ve iz bırakmaktır. Kısacası bizi motive eden şey, yaptığımız işin sadece bir meslek değil, bir anlam taşımasıdır.

Hollanda eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hollanda eğitim sistemi genel olarak güçlü, yapılandırılmış ve denetim mekanizmaları sağlam bir sistemdir. Bu sistem, okulların belirli bir kalite standardında çalışmasını sağlar.

Ancak son dönemde özellikle Nisan 2026’da yayımlanan “De Staat van het Onderwijs 2026” raporu, bazı önemli gelişim alanlarını da ortaya koymuştur. Özellikle temel becerilerde yaşanan baskı, fırsat eşitsizliği ve öğretmen açığı dikkat çeken başlıklardır. Bu durum bize şunu gösteriyor. Eğitimde kalite kendiliğinden oluşmaz. Sürekli takip, analiz ve iyileştirme gerektirir. Biz İslam Koleji olarak bu sistemin içinde sadece uyum sağlayan bir kurum olmak istemiyoruz.

Aynı zamanda kaliteyi artıran, iyi uygulamalar geliştiren ve örnek olan bir yapı olmayı hedefliyoruz. Yani sistemin bir parçasıyız, ama aynı zamanda o sistemi daha iyi hâle getirmek için sorumluluk da hissediyoruz.

Öğretmen açığına karşı nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz?

Hollanda’da öğretmen açığı ciddi bir konu ve bu sadece bugünün değil, geleceğin de önemli meselelerinden biri. Biz bu durumu sadece bir sorun olarak görmüyoruz, aynı zamanda çözüm üretmemiz gereken bir alan olarak görüyoruz. Bu noktada aktif olarak “zij-instroom” modelini uyguluyoruz. Bu model sayesinde farklı alanlarda üniversite veya HBO mezunu olan kişiler, bizim bünyemizde çalışmaya başlayabiliyor ve aynı zamanda öğretmenlik eğitimi alabiliyor.

Bu sürecin en önemli avantajlarından biri, kişi eğitime başladığı andan itibaren öğretmen maaşı almaya başlar.

Haftanın belirli günlerinde eğitimine devam ederken, diğer günlerde sınıf içinde pratik kazanır.

Maaşlar yaklaşık olarak 3600 eurodan başlar ve deneyim ile birlikte 6500 euro seviyesine kadar çıkabilir. Bunun yanında yılda yaklaşık 12 hafta tatil imkânı da vardır. Bu da iş-yaşam dengesi açısından oldukça önemli bir avantajdır.

Bu model sayesinde biz sadece öğretmen açığını kapatmıyoruz, aynı zamanda yeni, motive ve nitelikli öğretmenler yetiştiriyoruz.

Son olarak, neden eğitimciler İslam Koleji’ni tercih etmeli?

İslam Koleji’nde çalışmak sadece bir işte çalışmak anlamına gelmez. Bu, anlamlı bir yolculuğun parçası olmak demektir. Biz çalışanlarımıza sadece bir görev vermiyoruz. Aynı zamanda onlara gelişim alanı, sorumluluk ve etki imkânı sunuyoruz. İnsanlar burada sadece çalışmaz, aynı zamanda kendini geliştirir, katkı sağlar ve bir şey inşa eder.

Çalışma ortamımız huzurlu, saygıya dayalı ve destekleyicidir. İnsanların kendini güvende hissettiği, fikirlerini rahatça ifade edebildiği ve değer gördüğü bir ortam oluşturmaya önem veriyoruz. Aynı zamanda güçlü bir ekip yapımız var. Birlikte hareket eden, birbirini destekleyen ve aynı hedefe odaklanan bir kültürümüz var.

Bizim için en önemli prensiplerden biri şudur: Mutlu ve güçlü öğretmenler, güçlü bir eğitimin temelidir. Bu nedenle İslam Koleji, sadece çalışılacak bir yer değil, değer üretilen, katkı sağlanan ve iz bırakılan bir ortamdır.

Okullarla alakalı daha geniş bilgi için: www.scholenic.nl   —◄◄