Çocuğun farklı iletişim biçimlerini anlamak ve kapsayıcı eğitimi güçlendirmek üzerine

Bir çocuğun konuşmaması, onun söyleyecek hiçbir şeyi olmadığı anlamına gelmez.

Bazen bir çocuk kelimeler yerine resim yapar. Bazen aynı şekli tekrar tekrar çizer. Bazen arkadaşlarına katılmak yerine bir köşede kendi dünyasını kurar. Bazen sorulan soruya cevap vermez ama eline bir kalem aldığında anlatmaya başlar.

Otizmli çocuklarla çalışan bir görsel sanatlar öğretmeni olarak yıllar içinde şunu öğrendim: Çocuğu anlamanın ilk şartı, onun bizim kullandığımız dili kullanmasını beklememektir.

Hollanda’da yaşayan Türk aileleri açısından bu konu ayrıca önem taşıyor. Çünkü çocuk, yalnızca farklı bir gelişim biçimiyle değil, aynı zamanda iki dil, iki kültür ve zaman zaman birbirinden farklı eğitim anlayışları arasında büyüyebiliyor.

“Büyüyünce geçer” demek yerine çocuğu görmek

Türk ailelerinde çocuk yetiştirme konusunda aile bağları güçlüdür. Bu büyük bir avantajdır. Ancak bazı durumlarda çocuğun gelişimindeki farklılıkları kabul etmek zor olabilir.

“Babası da geç konuşmuştu.” “Biraz daha büyüsün, düzelir.” “Evde Türkçe konuştuğumuz için böyle olabilir.” “Televizyonu çok izlediği için iletişim kurmuyor.” Bu cümleleri farklı ailelerden duymak mümkündür.

Elbette her çocuğun gelişim hızı birbirinden farklıdır. Ancak çocuğun iletişiminde, sosyal etkileşiminde, oyununda veya davranışlarında belirgin ve sürekli farklılıklar gözleniyorsa, bunu yalnızca geçici bir dönem olarak görmek yerine profesyonel destek almak önemlidir.

Burada amaç çocuğa bir etiket koymak değildir. Amaç, çocuğun neye ihtiyaç duyduğunu erken anlayabilmektir.

İki dil arasında büyümek sorun mu?

Hollanda’da yaşayan Türk ailelerinin önemli bir bölümü çocuklarını iki dilli yetiştiriyor. Evde Türkçe, okulda ise çoğunlukla Hollandaca kullanılıyor.

Bu durum bazı ailelerde “Acaba iki dil çocuğumu zorlar mı?” sorusunu doğuruyor. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bir çocuğun iki dilli büyümesi ile gelişimsel farklılıklarının nedeni aynı şey değildir.

Aileler bazen çocuk Hollandaca konuşmaya başladığında Türkçeyi bırakabiliyor. Oysa çocuk için aile dili yalnızca kelimelerden oluşmaz.

Türkçe, büyükannenin sesi olabilir. Bir ninenin anlattığı masal olabilir. Bayramda söylenen bir cümle olabilir. Annenin çocuğuna söylediği bir şarkı olabilir.

Dolayısıyla ailelerin çocuklarıyla kendilerini en rahat ifade ettikleri dili kullanmaları, özellikle duygusal iletişim açısından değerlidir.

Peki ya çocuk konuşmuyorsa?

İşte burada sanatın başka bir kapı açtığını düşünüyorum.

Bir çocuğa “Bana ne hissettiğini anlat” dediğimizde cevap vermeyebilir. Ama önüne kâğıt ve boya koyduğumuzda farklı bir şey ortaya çıkabilir.

Bir renk seçebilir. Aynı çizgiyi defalarca çizebilir. Bir ev çizebilir. Bir insan figürünü yalnızca birkaç çizgiyle ifade edebilir. Ya da bizim anlam veremediğimiz şekilleri saatlerce tekrar edebilir.

Bunların her birini hemen yorumlamamız gerekmez. Çocuğun yaptığı resmi bizim için bir “test sonucu” hâline getirmek doğru değildir.

Bazen yapılması gereken yalnızca bakmaktır: Çocuk neyi seçiyor? Neyi tekrar ediyor? Hangi malzemeyle daha rahat çalışıyor? Birlikte çalışmaya ne zaman izin veriyor? Ne zaman uzaklaşıyor? Hangi etkinlik sırasında daha uzun süre dikkatini sürdürüyor?

Bu sorular, çocuğun dünyasına girmek için daha anlamlı bir başlangıç olabilir.

Sanat yalnızca yetenek geliştirmek değildir

Çocuklara sanat eğitimi verildiğinde çoğu zaman ortaya güzel bir ürün çıkarmaya odaklanıyoruz. Oysa özellikle farklı gelişim özellikleri olan çocuklarda süreç, sonuçtan daha önemli olabilir.

Bir çocuğun fırçayı tutması, boyayı seçmesi, bir yüzeye dokunması, bir çizgiyi takip etmesi veya bir resmi tamamlamaya çalışması öğrenme deneyiminin parçalarıdır.

Sanat etkinliği çocuğa aynı zamanda seçim yapma fırsatı verir.

“Bu rengi mi kullanacağım, diğerini mi?” “Büyük bir şekil mi yapacağım, küçük mü?” “Tek başıma mı çalışacağım, arkadaşımın yanında mı?”

Bazen eğitimde çocuğa çok fazla şey söylüyoruz. Oysa sanat, çocuğa biraz alan bırakabilir.

Türk ailelerinin başka bir ihtiyacı daha var: Anlaşılmak

Hollanda’da yaşayan Türk aileleri için özel eğitim süreci zaman zaman yalnızca çocuk açısından değil, ebeveyn açısından da yorucu olabilir.

Aileler farklı kurumlarla iletişim kurmak zorunda kalabilir. Okul sistemi, sağlık sistemi ve destek mekanizmaları hakkında bilgi edinmeleri gerekebilir. Üstelik aile evde Türkçe, okulda Hollandaca konuşulan bir ortamda kendisini iki farklı sistem arasında hissedebilir.

Bu nedenle kapsayıcı eğitim yalnızca çocuğa yönelik olmamalıdır. Aile de sistemin bir parçasıdır.

Öğretmen, ebeveynle açık iletişim kurmalıdır. Ebeveyn de çocuğunun okulda nasıl desteklendiğini anlayabilmelidir. Dil farklılığı varsa bunun için destek sağlanmalıdır.

Çocuğu değiştirmeden önce onu anlamaya çalışmak

Belki de en önemli soru şu: Biz çocuğun değişmesini mi istiyoruz, yoksa onun dünyasını anlamaya mı çalışıyoruz?

Bu ikisi aynı şey değil.

Bir çocuk sınıfta sürekli hareket ediyorsa hemen “yerinde duramıyor” diyebiliriz. Ama belki hareket ederek öğreniyordur.

Bir çocuk göz teması kurmuyorsa “bizi dinlemiyor” diyebiliriz. Ama belki söylediklerimizi başka bir yolla takip ediyordur.

Bir çocuk konuşmuyorsa “iletişim kuramıyor” diyebiliriz. Ama belki iletişim kurmak için henüz bizim yöntemimizi kullanmıyordur.

Öğretmenin görevi her zaman çocuğu standart bir kalıba sokmak değildir. Bazen öğretmenin görevi, kalıbı çocuğa göre esnetmektir.

Hollanda’da Türk çocukları için daha kapsayıcı bir eğitim mümkün

Bunun için büyük projelerden önce küçük değişiklikler bile önemlidir.

Okullarda görsel yönergeler kullanılabilir. Çocuğa cevap vermesi için daha fazla zaman tanınabilir. Sanat, müzik ve hareket etkinlikleri yalnızca “boş zaman etkinliği” olarak görülmeyebilir. Ailelerle iletişimde dil farklılıkları dikkate alınabilir. Türk ailelere yönelik bilgilendirme materyalleri artırılabilir.

Ve en önemlisi, otizm hakkında konuşurken çocuğu yalnızca tanısından ibaret görmemeliyiz.

Çünkü otizmli bir çocuk yalnızca “otizmli çocuk” değildir. O aynı zamanda merak eden, gülen, üzülen, üreten, oyun oynayan, öğrenen, hayal kuran bir çocuktur.

Belki çok iyi resim yapar. Belki müziğe duyarlıdır. Belki ayrıntıları herkesten önce fark eder.

Belki kelimelerle anlatamadığını renklerle anlatır.

Bizim görevimiz, onun bütün bu özelliklerini görebilecek kadar yavaşlamaktır.

Son söz

Yıllar içinde çocuklarla çalışırken şunu daha iyi anladım:

Her çocuk konuşarak anlatmaz.

Bazı çocuklar çizerek anlatır. Bazıları hareket ederek. Bazıları tekrar ederek. Bazıları sessiz kalarak.

Bazen yetişkin olarak yapmamız gereken en önemli şey, çocuğa daha fazla konuşmasını söylemek değil, onun zaten ne söylediğini fark etmektir.

Hollanda’da yaşayan Türk aileleri için kapsayıcı eğitim, yalnızca çocuklarımızın Hollanda eğitim sistemine uyum sağlaması anlamına gelmemeli. Aynı zamanda eğitim sisteminin de çocuklarımızın farklılıklarını görebilecek kadar esnek olması anlamına gelmeli.

Çünkü bir çocuğun sessizliği boşluk değildir.

Bazen o sessizliğin içinde henüz bizim öğrenmediğimiz başka bir dil vardır.

Ve belki sanat, o dili duymaya başlayabileceğimiz ilk yerdir.

Yazar hakkında

Gülcan Demirkan, Rotterdam’da yaşayan görsel sanatlar öğretmeni ve eğitim yazarıdır.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunudur ve özel eğitim alanında uzmanlaşmıştır. Çocuklar, gençler ve özel gereksinimli bireylerle sanat eğitimi çalışmalarının yanı sıra eğitim, otizm, kapsayıcılık ve yaratıcılık üzerine yazılar hazırlamaktadır. Yazıları ve illüstrasyonları Didactief ve Balans Kids gibi yayınlarda yer almıştır.…

İletişim, tepki ve önerileriniz için:

greywolfart@gmail.com