
Bir dildeki yabancı kelimeler yalnızca dilbilimsel ödünçlemeler değildir; toplumlar arasındaki temasların, merakların, korkuların ve güç ilişkilerinin tarihsel kayıtlarıdır. Hollandacada bulunan Türkçe kökenli kelimelere bu gözle bakıldığında, Hollandalıların Türkleri hangi alanlarda tanıdıkları ve nasıl tasavvur ettikleri kısmen görülebilir. Bununla birlikte bu kelimeler, Türk toplumunun gerçekliğini bütünüyle değil, Hollanda toplumunun seçici bakışını yansıtır. Başka bir ifadeyle Hollandacadaki Türkçe kelimeler, Türklerin kim olduğunu anlatmaktan çok, Hollandalıların Türklerde ne gördüğünü gösterir.
Öncelikle “Türkçe kökenli kelime” ifadesinin dikkatli kullanılması gerekir. Bu kelimelerin bazıları öz Türkçe olmadığı hâlde Avrupa dillerine Osmanlı Türkçesi aracılığıyla geçmiştir. Farsça veya Arapça kökenli bir kelime, Osmanlı dünyasının siyasal ve kültürel etkisi sayesinde Hollandacaya ulaşmış olabilir. Kiosk kelimesinin arkasında “köşk”, janitsaar kelimesinin arkasında “yeniçeri”, pasja kelimesinin arkasında “paşa”, odalisk kelimesinin arkasında ise “odalık” bulunmaktadır. Benzer şekilde tulp, tulband, yoghurt, kaviaar, kaftan ve horde gibi kelimeler Türkçe veya Türkçe aracılığıyla Avrupa dillerine taşınmıştır. Hollandacadaki eski Türkçe alıntılar üzerine yapılan araştırmalar, bey, bergamot, jakhals, janitsaar, kiosk, kolbak, pasja ve salep gibi daha birçok örneğe işaret etmektedir.
Bu kelimelerin ilk grubu, Osmanlı’nın askerî ve siyasal gücüyle bağlantılıdır. Sultan, pasja, janitsaar, horde ve yataghan gibi kelimeler, Avrupa’nın karşısında güçlü, örgütlü ve tehditkâr bir Osmanlı imajının bulunduğunu gösterir. Türk, bu tarihsel hafızada sıradan bir yabancı değil; ordusu, hükümdarı, sarayı ve kendine özgü yönetim düzeni bulunan büyük bir gücün temsilcisidir. Dolayısıyla eski Hollandaca söz varlığındaki Türk imajının temelinde zayıflık değil, korku uyandıran bir güç bulunmaktadır.
İkinci kelime grubu saray, ev hayatı, giyim ve estetikle ilgilidir. Kiosk, divan, sofa, kaftan, tulband, kilim, harem ve odalisk gibi kelimeler, Türk dünyasının Avrupalıların gözünde gösterişli, zarif, fakat aynı zamanda egzotik ve gizemli bir medeniyet olarak algılandığını düşündürür. Buradaki Türk imajı, askerî Türk’ten farklı olarak saraylarda yaşayan, renkli kumaşlar kullanan, bahçeler ve köşkler kuran Doğulu insandır. Ancak bu hayranlık, çoğu zaman gerçek toplumu tanımaktan çok oryantalist bir meraka dayanmıştır. Osmanlı toplumu gündelik gerçekliğiyle değil, sarayı, haremi ve ihtişamı üzerinden temsil edilmiştir.
Bu ilişkinin en çarpıcı örneği tulp, yani laledir. Günümüzde Hollanda’nın en güçlü millî sembollerinden biri sayılan lalenin adı ve Avrupa’daki kültürel serüveni Osmanlı dünyasıyla bağlantılıdır. Kelimenin eski Türkçedeki tülbend ile ilişkili olduğu ve çiçeğin Avrupa’da açılmış bir sarığa benzetildiği belirtilmektedir. Lale soğanlarının on altıncı yüzyılda Osmanlı topraklarından Aşağı Ülkeler’e taşınması, bugün Hollandalı kabul edilen bir sembolün kültürler arası dolaşım sonucunda doğduğunu göstermektedir. Lalenin Türk kökeninin zamanla unutulması ise başarılı kültürel aktarımın kaynağını görünmezleştirebildiğini gösterir.
Üçüncü alan yiyecek ve içeceklerdir. Yoghurt, kebab, döner, baklava, börek, ayran, pide ve lahmacun gibi kelimeler, özellikle yakın dönemde Türklerin Hollanda’daki gündelik görünürlüğünü artırmıştır. Bu kelimeler sıcaklık, lezzet, ikram ve misafirperverlik gibi olumlu çağrışımlar taşımaktadır. Bununla birlikte Türk kültürünün yalnızca yemek üzerinden tanınması bir daralmaya da işaret eder. Türk, Hollanda toplumunda aşçı, lokantacı veya döner satıcısı olarak görünürken; bilim insanı, düşünür, sanatçı ve entelektüel olarak aynı ölçüde kelimelere ve imgelere yansımamaktadır. Mutfak, kültürel kabulün kapısını açmakta fakat bazen insanı folklorik bir tipe indirgemektedir.
Eski Hollandaca deyimlerde daha olumsuz bir hafıza görülür. “Bir Türk gibi sigara içmek”, “Türk gibi dövüşmek” veya “Türkler kıyıda” anlamındaki ifadeler; Türkü kaba, saldırgan, sert ve tehlikeli gösteren tarihsel kalıplar üretmiştir. Hatta eski kullanımlarda turken fiili eziyet etmek veya öfkeli davranmak anlamına gelebilmiştir. Ancak bunların büyük bölümü günümüzde kullanım dışı kalmış eski ifadelerdir; çağdaş Hollanda toplumunun Türkler hakkındaki ortak kanaati gibi sunulmaları doğru olmaz.
“Liever Turks dan paaps” —“Katolik olmaktansa Türk olmak yeğdir”— sözü ise Türk imajının ikili niteliğini gösterir: Türk bir taraftan dinî öteki, diğer taraftan İspanyol-Katolik baskısına karşı yararlanılabilecek siyasal bir müttefiktir.
Sonuç olarak Hollandacadaki Türkçe kelimeler üç farklı Türk imajı ortaya koymaktadır: Korkulan güçlü Osmanlı, merak edilen egzotik Doğulu ve yemekleriyle gündelik hayata katılan çağdaş göçmen. Fakat kelime hazinesindeki eksiklikler de en az mevcut kelimeler kadar anlamlıdır. Türklerin düşünce, bilim, edebiyat ve modern sanat alanlarındaki varlığı Hollandacaya aynı ölçüde yansımamıştır. Bu nedenle kelimelerin çizdiği tablo, Türk toplumunun tam bir portresi değil; savaş, ticaret, göç ve tüketim yoluyla oluşmuş seçilmiş bir görüntüdür. Dilin aynası gerçeği gösterir, fakat onu daima kendisine bakan toplumun açısından yansıtır.
Kadir Canatan —◄◄
