
Sayın Metin Yazarel, felsefeyi nasıl tanımlıyorsunuz?
Metin Yazarel: Bana göre felsefe, varlığı ve hayatı anlamlandırma çabasıdır. Ancak burada önemli bir ayrım var. Felsefe sadece “neden oldu” sorusunu sormaz. Daha çok “ne amaçla oldu” sorusunun peşine düşer. Özellikle İslam düşüncesinde bu yaklaşım çok belirgindir. Çünkü İslam felsefesinde felsefenin karşılığı çoğu zaman “hikmet” olarak kabul edilir.
Hikmet derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?
Hikmet, bir şeyin arkasındaki derin anlam, amaç ve bilgeliktir. Burada hüküm ve hikmet kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. Hüküm, ortada bulunan karar veya sonuçtur. Hikmet ise o kararın arkasındaki ilahi amaçtır. İslam filozofları hükmü tartışmaktan çok hikmeti anlamaya çalışmışlardır.
Yani İslam filozofları Tanrı’nın kararlarını sorgulamıyorlar mıydı?
Onlar meseleyi farklı bir açıdan ele alıyorlardı. Tanrı bunu niçin böyle yaptı diye hesap soran bir yaklaşım yerine, bunun arkasındaki hikmet nedir? sorusuna odaklanıyorlardı. Amaç itiraz etmek değil, anlamaya çalışmaktı. Bu nedenle İslam felsefesi çoğu zaman bir yargılama faaliyeti değil, bir anlam arayışı olarak görülmüştür.
İslam felsefesi bu konuda hangi temel ilkeler üzerine kuruludur?
Üç temel başlıktan söz edebiliriz.
Birincisi, şeylerin, varlığın hakikatini bilme arayışıdır. İbn Sina ve Farabi gibi düşünürlere göre evrende hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Bir yaprağın düşmesinden yıldızların hareketine kadar her şey belirli bir düzen ve hikmet içerisinde gerçekleşir.
İkincisi, akıl ile vahiy arasındaki ilişkidir. İslam filozofları aklı vahyin rakibi olarak değil, tamamlayıcısı olarak görmüşlerdir. İbn Rüşd’ün meşhur benzetmesiyle din ve felsefe aynı memeden süt emen iki kız kardeştir. Din hükmü bildirir, felsefe ise o hükmün arkasındaki hikmeti araştırır.
Üçüncüsü ise ahlâktır. Hikmet sadece bilgi sahibi olmak değildir. Gerçek bilge, öğrendiği hakikati hayatına ve davranışlarına yansıtan kişidir.
Günümüzde insanların en çok sorduğu sorulardan biri kötülük problemidir. İslam filozofları bu konuya nasıl yaklaşmışlardır?
Aslında bu soru, hikmet arayışının merkezinde yer alır. İnsanlar deprem, hastalık, savaş ve ölüm gibi olaylarla karşılaştıklarında doğal olarak neden? diye soruyorlar.
İslam filozofları ise bu soruyu farklı bir düzleme taşıyorlar. Onlar Tanrı neden kötülüğü yarattı? sorusundan çok, kötülük gibi görünen şeylerin arkasındaki hikmet nedir? sorusuyla ilgileniyorlar.
İbn Sina’nın bu konudaki görüşleri nelerdir?
İbn Sina’ya göre kötülük aslında bağımsız bir varlık değildir. O, iyiliğin veya mükemmelliğin eksikliğidir.
Örneğin karanlık dediğimiz şey ışığın yokluğudur. Soğuk da ısının azalmasından ibarettir. Aynı şekilde hastalık da sağlığın eksikliğidir. Bu nedenle kötülük, başlı başına yaratılmış bir varlık değil, bir eksiklik durumudur.
Peki dünyadaki acılar ve sıkıntılar nasıl açıklanıyor?
Metin Yazarel: İbn Sina ve Farabi’ye göre dünyadaki iyilikler, kötülüklerden çok daha fazladır. Bazen küçük bir kötülük, çok daha büyük iyiliklerin ortaya çıkmasına vesile olabilir.
Ateş buna güzel bir örnektir. Ateş insanın elini yakabilir. Bu bir kötülüktür. Ancak ateşin faydaları anlamında, ateş olmasaydı insanlar ısınamaz, yemek pişiremez ve medeniyet bugünkü seviyesine ulaşamazdı.
Bu nedenle az sayıdaki kötülük, çok sayıdaki iyiliğin gerçekleşmesi için ilahî hikmetin tecellisi çerçevesinde anlaşılmalıdır.
Filozoflar bu durumu ilahi hikmet perspektifinden değerlendirmişlerdir.
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Benim kanaatim şudur: İyiliği anlayabilmek için kötülüğün varlığı belirli ölçüde gereklidir.
Karanlığı hiç görmeyen biri ışığın değerini bilemez.
Hastalığı yaşamayan bir kimse sağlığın kıymetini tam olarak kavrayamaz.
Hakeza açlık çekmeyen bir kimse ekmeğin bir nimet olduğunu anlayamaz.
Bu nedenle evrendeki bazı zıtlıkların insanın farkındalığını artıran bir işlev gördüğünü düşünüyorum.
Farabi’nin özgür irade konusundaki yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Farabi, ahlaki kötülüklerin kaynağını insanın yanlış tercihlerinde görür. Zulüm, yalan, hırsızlık ve ihanet gibi davranışlar insanın özgür iradesini kötü kullanmasının sonucudur.
Buradaki hikmet ise çok açıktır. İnsan robot olarak yaratılmamıştır. Seçebilme yetkisine sahip özgür bir varlık olarak yaratılmıştır. Eğer özgürlük varsa, yanlış tercih ihtimali de vardır.
Son olarak okuyuculara ne söylemek istersiniz?
Metin Yazarel: İslam filozoflarının bize bıraktığı en önemli miraslardan biri, olaylara büyük resimden bakabilme becerisidir.
Onlar evrende kusur aramaktan çok hikmet aradılar.
Hükme takılıp kalmak yerine hikmeti anlamaya çalıştılar.
Belki de insanı bilgeleştiren şey tam olarak budur: Her olay karşısında neden benim başıma geldi sorusunu sormadan önce, bu olayın arkasındaki hikmet ne olabilir? sorusunu sorabilmektir. —◄◄
