Dünya Kupası tüm futbolseverlere ve katılan ülkelere, milletlere heyecan getirdi.

Sinemalar, programlar ve bahisler açıldı. Dünya Kupası televizyon reklamları ve kampanyaları âdeta yarış hâline geliverdi.

Birden İran–ABD–İsrail savaş hattı duraklayıverdi. “Ateşkes” dediler, sonra müzakereler “barış” getirdi dediler. “Hürmüz Boğazı ha açıldı ha kapandı” derken, petrol fiyatları da şişe şişe bir hâle geldikten sonra düşüşe geçiverdi. “Oh be, dünya varmış!” dedirtti âdeta.

“Savaş bitti” demek yerine, “Şimdilik kapandı, raflara kaldırıldı” desem daha doğru analiz etmiş olurum.

Orta Doğu Projesi yolunda giderse ve NATO-ME (Middle East) gerçekleşip güvenlik ağı kurulursa, proje bir safhayı daha atlamış olacak.

Dünyanın şımarık oğlu, yaramazı da doğru durmayacak gibi ya… Neyse, o da sonra belli olacak. Bakalım Orta Doğu’da bizleri daha neler bekliyor?

Sürprizlerle dolu Dünya Kupası maçları, beklentileri ve bahisleri altüst etti.

Siz daha önce “Yeşil Burun Adaları” diye bir ülke duymuş muydunuz?

Evet, ben duymuştum. Çünkü Rotterdam’da “Kaapverdililer” yaşıyorlar. Maçları sürprizlerle geçen bu ülke, başarılı bir grafik çizerek dünyaya adını duyurdu.

Birkaç Afrika ülkesi de büyük çıkış yaparken, Japonya ve ABD önemli sürprizlere imza attı.

Maçlardaki motivasyonları, çabaları ve ter dökmeleri alkışı hak ediyor. Bir futbolsever olarak “maşallah” diyorum. Sonradan öğrendiler ama gerçekten iyi bir futbol takımı oluşturup alımlı bir futbol sergiliyorlar.

Aynısını “bizim çocuklar” diyerek lanse edilen “Millî Takımımız” ise Türk milletine büyük hayal kırıklığı yaşatıyor. Bize ve milletimize yakışmayan karakterler ve kendilerini “yıldız” sanan futbolcularla kurulan bu takım, şu ana dek gördüğüm en kötü millî takımlardan biri oldu.

Daha çok ekmek yemeleri gerek. Öyle milyonlarca dolarlık televizyon kampanyalarına çıkıp klip çekerek olmuyor bu işler.

Balon patladı. Montella başarısız bir teknik direktör. Derhâl istifa etmesi gerekir!

Kuzey Makedonya’yı ben de amatör takımımla yenerim vallahi!

Neyse, tahminim Fransa veya Meksika’nın Dünya Kupası’nı kazanacağı yönünde. Biz de heyecanla maçları izlemeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

Bu arada hakemler gerçekten uygulamaları iyi yönetiyor ve yerinde kararlar veriyorlar. FIFA organizasyonunu tebrik ederim. Hak, adalet ve kontrol mekanizması (kameralarla) takır takır işliyor.

“Hollanda Kraliyet Devleti” denince sizce akla gelen kelimeler nelerdir?

Peynir, yel değirmenleri, lale, turuncu ve adalet sistemi…

Lahey (La Haye, Den Haag, ’s-Gravenhage) olarak bilinen şehirde Dünya Adalet Sarayı bulunmaktadır. Hak ve hukuk denince, dünya kamuoyunun aklına Hollanda gelirdi.

Artık öyle değil.

Adliye mekanizması gün geçtikçe zayıflıyor. Sistem iyi ama personel eksikliği var. Mahkeme kararları basit veya karmaşık dosya ayrımı yapılmaksızın bir ila iki yıl arasında çıkıyor. Avukatlara ve vatandaşlara doğrudan kapasite yetersizliği olduğu söyleniyor.

Ne demek “kapasite problemi?”

Binlerce genç hukuk fakültelerinden mezun oluyor. İş yerleri ve pozisyonlar da dolduruluyor.

Sorun aslında orada değil. Hollanda, eğitim ve tecrübe aktarımı konusunda gerileme yaşıyor.

O beyaz saçlı, bilge insanlar var ya; onlar hızlı bir şekilde emekliye ayrılıyor. Bilgi birikimi adalet saraylarından tatil köylerine, Kanada’ya veya Avustralya’ya akıyor ve orada kalıyor.

Bilgi ve birikim çarkı artık eskisi gibi işlemiyor; Hollanda tıkanıklık yaşıyor.

Yeni hükûmet adalet ve iltica konularını öncelikli ele almaz ve yeterli bütçe ayırmazsa vay hâlimize…

Pozitif olan bir şey var: Kurulmuş sistemden taviz verilmiyor.

Yani torpil verip dosyanı öne aldıramazsın. Hâkim veya savcıyla görüşüp işini yürütme ihtimalin de yoktur. Hâkimin veya savcının adı, telefonu ya da ulaşabileceğin bir aracı kişi bulunmaz bu sistemde. Sekreterya kapalı bir sistemle işler.

İşte bunları örnek alsak çok iyi olur, değil mi?

Karar bekle, avukatın yazışmasını bekle, dosya sırasını bekle, savcının ve hâkimin kararını bekle…

Sabır taşı mı bu insan?

Sınav sonucunu bekle, diploma törenini bekle, yolda bekle, gümrüklerde bekle, benzinliklerde sıranı bekle, vinyet almak için sıra bekle. Uçağa bineceksin, bavul kontrolünü bekle. Pilot kuleden uçuş iznini bekler. Bir de hava şartlarını beklersin!

Beklemekle ömrümüz geçip gidiyor.

Evet, şimdi hatırladım o güzel atasözümüzü: “Sabrın sonu selamettir, sabır hayra alamettir.”

Unutursam eğer sizlere yazı yazmayı, hatırlatın bana…

İyi tatiller dilerim.

Saygı ve selamlarımla,

Ahmet Yıldırım            —◄◄