Dr. Halil Özak yazdı: Federal Almanya’daki göçmenlerin tarihi neredeyse Federal Almanya’nın kuruluş tarihine yakın, bazıları hâlâ misafirlik olgusundan söz ediyor…

Federal Almanya Başbakanı, hâlâ tartışılan ifadelerle, “Sokakların görünümü, sokakların fotoğrafı” diyerek, göçmenleri toplumda yine düşmanlaştırdı. Onları hedef haline getirdi.

Bu iş kapandı, bitti mi? Hayır. Hıristiyan demokrat partiler CDU ve CSU’nun içinde göçmenliği, göçü, Almanya’nın bir göçmen toplumu olmasını kabullenmeyen, kabullenmek istemeyen çok güçlü bir kanat var.

Bu kanattaki göçmen karşıtlığı, örneğin CDU’nun (Hıristiyan Demokrat Birlik) vücudunun bir kesimini kaplamış bir kurt gibi, sürekli kendisini gösteriyor. CDU sorunları çözmede yetersiz kalınca, bütün olumsuz gelişmelerden göçmenleri sorumlu tutuyor. Aynı Bavyera eski Başbakanı ve CSU (Hıristiyan Sosyal Birlik) eski Başkanı Horst Seehofer gibi. Seehofer, Almanya’nın sorunları artınca, “Bütün sorunların anası göçmenlik” diyerek “suçluyu” bulmuştu.

Merz’in göçmenlere saldırısının üstü, bugün küllenmiş gibi görünse bile, bu sükûnet uzun sürmez. CDU tarafından göçmenlere saldırılar yakında yine başlar.

Zaten Merz’in yarattığı bu hava, bu durum yeni değil. CDU, siyasette ne zaman sıkışsa, en az 50 yıldır göçmenleri bir araç olarak kullanıyor. Friedrich Merz de partisinin yolunda devam ediyor.

“Sokakların görüntüsü”, CDU için yeni bir kavram değil. Sokakların görüntüsü, CDU içinde uzun yıllardır göçmenlere karşı kullanılan bir kavram oldu. 1990’ların başında CDU, Federal Cumhurbaşkanlığına Saksonya Eyaleti Adalet Bakanı Steffen Heitmann’ı aday göstermişti. Heitmann da Stuttgart kentinde istasyon çevresindeki Königsstrasse’de dolaştıktan sonra, “O kadar çok yabancıyla karşılaştım ki, oradan sessizce sıvışmak, ortadan kaybolmak istedim” diyerek Merz’in yaptığı gibi sokaktaki göçmenleri bir tehlike olarak göstermişti.

Yumuşatılmış AfD dili

Aslına bakılırsa, Merz’in “sokakların görüntüsü” kavramını kullanması bugün sadece göçmen karşıtlığıyla sınırlı değil. Merz bu yolla CDU’nun AfD’ye kaptırdığı seçmenleri tekrar kazanmak istiyor. Bunu yaparken de AfD gibi “Remigration” (bütün göçmenlerin Almanya’dan zorla atılması) demese de, biraz daha yumuşatılmış bir AfD dili kullanıyor.

Merz konuşuyor ama boş konuşuyor. Söylediklerinin bir anlamı yok. “Sokakların görünümü, sokakların fotoğrafı”… Bunlar soyut kavramlar.

Kaldı ki, sormamız gerekiyor: Sokakta olanlar kimler? Ben, sen, bütün CDU-CSU’lular, herkes sokakta. Almanya’daki 84 milyona yakın bir nüfus şöyle veya böyle her zaman sokakta. Fakat Başbakan Merz birkaç bin kişiden söz edermiş gibi, ağzını her açtığında, hep “göçmenler de göçmenler” diyor, onları ötekileştiriyor, aşağılıyor.

Unutmayalım ki, Merz’in olumsuz gösterdiği insanlar, toplumun yüzde 30’undan daha fazlasını oluşturan, en az 25 milyonluk göçmen bir nüfus.

Onun sözünü ettiği “şehir fotoğrafında” 25 milyon göçmen kökenli de var mı, yok mu? Sadece bir grubu kastediyorsa eğer, neden açıkça belirtmiyor da muğlak bırakıyor? Kendisine toplumun çeşitli kesimlerinden tepkiler gelince de, mültecilere ve göç arka planına sahip insanları ima ederek, “Evet çalışanlar da var, benim sözünü ettiklerim çalışanlar değil. Biz şehirlerin görüntüsünü bozanların Almanya’ya girişlerini engelledik, engelliyoruz. Gelmiş olanları da Almanya’dan çıkarıyoruz” diyor.

Almanya’dan çıkarılmak istenen göçmenlerin sayısı ne kadar, 50 bin mi, 100 bin mi? Ne kadarı yasal olarak Almanya’dan çıkarılmalı ki, sokakların görüntüsü düzelsin?

Başbakan Merz’ in kastettiği, olumsuz gördüğü ve gösterdiği kişiler kimler?

– Sokakta boş boş dolaşan göçmenler mi, Alman kökenliler mi?

– Başvurusu reddedilen mülteciler mi?

– Evsiz, sokakta yaşayan Almanlar ve göçmenler mi?

– Uyuşturucu madde bağımlıları mı?

– Emekli aylığı yetmediği için, sokakta şişe toplayıp satan emekliler mi?

Kim sorumlu?

Sokakların görüntüsünü bozanlar göçmenler, mülteciler mi? Eğer onlar boş boş dolaşıyor ise, iş verin çalışsınlar, “boş boş” dolaşmasınlar. 2015 yılında Almanya’ya gelen mültecilerin en az yüzde 64’ü sosyal sigortalı işlerde çalışıyorlar, hiç öyle boş boş dolaşmıyorlar.

Göç ve göçmen sorunları üzerine çalışma yapan bilim insanlarının ortak tespitlerine göre, Almanya’nın her yıl 400 bin çalışan göçmene gereksinimi var.

Bir diğer alan: Eğer insanlar sokaklarda yağmurdan, kardan korunmak için köprü altlarında, derme çatma çadırlarda yaşıyorlarsa, demek ki evleri yoktur. Konut sıkıntısının sorumlusu ne Alman kökenliler ne de göçmenlerdir. Federal hükümetler yıllarca yeni konut yapımını ertelediler, dar gelirli ailelerin kirasını ödeyebileceği yeterli sayıda konut yapmadılar. Almanya’da her yıl en az 400 bin yeni konuta gereksinim varken, ancak 250 bin konut yaptılar. Eksik kalan, yapılmayan 150 bin konutun, ortaya çıkan konut sıkıntısının sorumlusu, önceki ve şimdiki hükümetlerdir.

Eğer yeterli sayıda konut yapılmaz ise, evsiz barksız sokaklarda yatan insanların sayısı her yıl daha da artacaktır.

Ya uyuşturucu sorunu? Uyuşturucu, sadece kriminel bir sorun değil, çok yönlü toplumsal bir sorundur. Uyuşturucu ile ilgili olanlar da sadece göçmenler değildir. Uyuşturucuyu hem kullanan hem de satanlar Almanlar ve göçmenlerdir.

Şehirlerin bazı semtlerinde uyuşturucu satışını engellemek göçmenlerin işi olamaz. Bu, devletin, devletin yaptırım gücünü elinde tutan federal hükümetin, yani Federal Başbakan Friedrich Merz’in görevidir.

Asıl sokak enstantaneleri

Almanya’da sokaklarda, emekli aylıkları normal bir yaşam için yetmediğinden, ellerindeki torbalar ve satış arabalarıyla, boş bir şişe bulmak için bir çöp speteinden diğerine koşuşturan, genellikle yaşlı insanlar da var. Bu durum onların değil Alman devletinin ayıbıdır. Böyle bir manzaranın Almanya sokaklarında yaratılmasının nedeni Alman hükümetleridir.

Dünyanın en zengin dört ülkesinden biri olan Almanya’da, ister Alman ister göçmen kökenli olsun, genellikle yaşını başını almış emekliler şişe toplamak zorunda kalıyorlarsa, bunun sorumlusu göçmenler olamaz. Böyle bir durum federal hükümetin, Friedrich Merz’in utancıdır.

Fakat toplumun çeşitli kesimlerinden tepkiler gelince, Başbakan Merz, özür dileme bir yana, göçmenlere saldırının dozunu daha da arttırdı. Bir bütün olarak göçmenleri, özellikle göçmen kökenli gençleri kadınlara, genç kızlara saldıran tacizciler olarak gösterdi.

Bu utanılacak bir söylem biçimidir. Göçmen kökenli milyonlarca genci töhmet alında bırakmaktadır. Böyle bir söylem, Almanya başbakanına yakışmayan ucuz bir siyasi manevradır.

Ancak bu tür söylemler sadece Merz’e özgü değil. Hem CDU’lu hem de onun Bavyera’daki kardeş partisi CSU’lu politikacılar başta gelmek üzere, diğer partilerden bazı politikacılar da toplumu Almanlar ve göçmenler şeklinde ayrıştırıcı söylemlere başvuruyorlar.

Burada AfD’nin sözünü etmeye gerek yok, çünkü AfD tamamen göçmen karşıtlığı üzerine kurulmuş bir partidir. Göçmen karşıtlığı AfD’nin günlük gıdası gibi.

Göçmen ülkesi olmayı kabullenemediler

Bu ayrıştırıcı davranışın altında yatan temel neden, bu partilerin ve onların yöneticilerinin göçmen ülkesi olma olgusu kavramamış veya içselleştirmemiş olmalarıdır.

70 yıldan fazladır var olan bir göçmenlik olgusuna karşın, kafalarda hâlâ var olan, biz ve onlar, yerliler-yabancılar anlayışıdır. Göçmenler suç işlemez, yasaları ihlal etmez diye bir sav yok. Bazı göçmenler de, tıpkı bazı Almanlar gibi uyuşturucu kullanıyor, hırsızlık yapıyor, kavga çıkarıyorlar. Hatta Polis Sendikası’nın (GdP) verilerine göre dolaşımda olan 20 milyon ruhsatsız silahtan birkaçına da sahip olabilirler.

Bir Alman kökenli suç işlediği zaman suç suçtur, yasal gereği neyse değerlendirmesi yapılıp, kapanıyor. Ancak göçmen kökenli biri aynı suçu işleyince, serzenişlerin, yakınmaların sonu gelmiyor. Bazı olaylar sosyal medyada, hatta yöresel veya merkezi sözlü ve yazılı basında yer alıyor. Başlıyor “Misafir olmanın da kuralları vardır, misafirlik hukuna uyulmalı, ülkenin yasalarına uyulmalı” söylemleri… Bunlardan geçilmiyor.

Siyasal İslamcıların ve dincilerin iktidarda olduğu ülkelerden kaçıp, Almanya’da şeriat devleti kurmak isteyen kendini bilmezler, aymazlar hariç, ayrı hukuk, ayrı kurallar, ayrı bir anayasa isteyen göçmen kökenli birini gördünüz mü? Hayır böyle göçmen kökenliler yoktur.

Birçok Alman politikacısı ve toplumda onların söylemlerini tekrarlayanlar, suç işleyen Alman ve göçmen kökenliye aynı ölçütlerle bakamıyorlar.

Göçmen kökenlilerin de Almanlar gibi farklı sosyalizasyona sahip, farklı eğitim almış, olaylar karşısında farklı davranış biçimleri gösteren bireyler olduklarını unutuyorlar.

Göçmenlerden aynı torna tezgâhından çıkmış, aynı davranış biçimlerini gösteren, Alman yasalarının koyduğu kurallara göre değil, Alman kökenli kişilerin kafalarındaki kurallara göre hareket eden bireyler olmalarını istiyorlar.

Bir de işe “misafirlik” olgusunu karıştırmıyorlar mı, tam evlere şenlik! Göçmenler gelmiş 70 yıldan fazla bir zamandır evin içine yerleşmiş, Federal Almanya’daki göçmenlerin tarihi neredeyse Federal Almanya’nın kuruluş tarihine yakın, bazıları hâlâ misafirlik olgusundan söz ediyor.

Misafir işçi treni kalkalı çok zaman oldu.

Bugün artık sorulması zorunlu olan soru, “Acaba göçmenlerle bir arada yaşayabilir miyiz?” değil, “Göçmen ve Alman kökenliler olarak nasıl daha barışçıl, daha renkli, daha uyumlu bir arada yaşayabiliriz?” olmalıdır.

@aa

Dr. Halil Özak

ARTI49