Değerli okuyucular ve özellikle gençler!

Kur’an’da dönüşü ifade eden kelimelerden biri ‘evb’ kelimesidir. Bu da bir tür dönme, rücû’dur.

Bu kelime/dönüş sadece insanlar hakkında, ‘rücû’ kelimesi ise hem insanlar hem de iradesiz varlıklar hakkında kullanılır.

Bu kökten gelen ‘iyâbe’ dönüş demektir.

Kur’an’da bir âyette  geçiyor.

Her ne kadar bazı insanlar kendilerini yaratan bir güç olmadığına, ölünce de toprağa karışıp gideceklerine, yeniden dirilmeyeceklerine inansalar da hakikat onların zannettiği gibi değil…

Hayat dediğimiz veya insan hayatı dediğimiz şey varlıktır, yaratılmış bir şeydir. Yapılan bir şeyin (bir mamulün) yapıcısı olduğunu herkes kabul eder. Öyle ya o bir eşyadır, cansızdır, kendi kendine olmamıştır. Onu mutlaka bir yapan vardır.

Söz gelimi; bir masanız var. Masanın üzerinde bildiğiniz, yani sizin koyduğunuz eşyalar var. Bir müddet ayrılsanız, döndüğünüzde masanın üzerinde bir çift ayakkabı görseniz: “Bunları  buraya kim koydu?” diye sormaz mısınız?

Bu soruyu insan tarafından yapılan her şey hakkında sorabilirsiniz.

Zira deli akıllı herkes bilir ki bunların yapıcısı, taşıyıcısı, kullanıcısı, sahibi var ve o da insan adında bir öznedir.

Öyleyse hayat da var olduğuna göre onun da bir yapıcısı olmalı. O yapıcı/yaratıcı, hayattan daha güçlü olmalı. Tevhid (İslâm) inancına göre o yüce kudret Allah’tır (cc).

O yaratır ve yarattıklarına can veya hayat dediğimiz bir süre (ömür)  verir. Bu süreninin sonunun adı  eceldir. Herkesin, her canlının tayin edilmiş, belirlenmiş bir eceli vardır. Kısa veya uzun…

İnsanların da… Günü, yani ecel gelince insanlara emânet olarak verilen hayat, onu yaratan tarafından geri alınır. Yani hayat sahibi oluşta ve ecel hakkında,  kendi varlığı Yüce Yaratıcıya bağlı olan kişinin bir dahli, bir gücü yoktur.

Şu âyet bu muazzam gerçeği, bu geri dönüşü ‘iyâbe’ kelimesiyle bir daha haber veriyor.

“Şüphesiz onların dönüşü (iyâbe’niz) ancak bizedir. Sonra onların hesabı da bize aittir.” (Ğâşiye 88/25)

Burada Yüce Yaratıcının her an hayata ve her şeye hâkim ve müdahil olduğunu anlıyoruz. O’na rağmen, O’dan habersiz, O’ndan izinsiz hiç bir oluşum söz konusu değildir.

İnsan ne kadar yaşarsa yaşasın, geri dönüşü mukadder. Şüphesiz bu da Allah’ın hükmündedir, takdirindedir, yönetimindedir.

-Kur’an’a göre meâb (dönüş)

‘Evb’ kökünden gelen ‘meâb’ da dönüşü anlatır. Kur’an’da dokuz yerde geçiyor. Türkçeye “varılacak yer, dönüş yeri” şeklinde çevriliyor.

Dünya hayatında hoşa giden şeyler vardır. Ama Allah’ın katında olanlar daha güzel, değerli ve kalıcıdır.

“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer (meâb) ancak Allah’ın katındadır.” (Âli İmran 3/14)

Eğer insan dünya hayatında iman ettikten sonra kendisine hayat ve nimet veren Sahibinin rızasını  kazanacak şekilde yaşarsa, öldükten sonra Rabbinin katında kavuşacağı makam, dünyada arzu edilen her şeyden daha çok güzeldir.

Allah’ın âyetleri; “bir öğüttür. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri (meâb), kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.” (Sâd 38/49)

Güzel insanların, yani iman edip sâlih amel isleyenlerin, bu dünya hayatını Yaratıcının belirlediği ölçülerle yaşayanların dönüş yeri (meâb’i) çok güzel olacaktır.

“İnanan ve sâlih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri (meâb) vardır.” (Ra’d 13/29)

Kur’an diyor ki “yarışmak isteyenler bu sonuca rağbet ederek yarışsınlar”, ya da “imrenme duygusu olanlar, bu sonuca imrensinler”. (Mutaffifîn 83/26)

Dâvûd (as) iki kişinin davalarını kendisine arz etmesiyle denenmişti. O da Rabbinden bağışlanma diledi.

Bunun üzerine; “Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer (meâb) vardır.” (Sâd 38/25)

Rabbimiz Süleyman (as) hakkında da aynısını söylüyor: “Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer (meâb) vardır.” (Sâd 38/40)

Kur’an Rasûlüllah’ın sözüyle herkesin eninde sonunda Allah’a olacağını haber veriyor.

Allah (cc) Peygamberimize (sav) şöyle demesini emrediyor: “… Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de (meâb) yalnız O’nadır.” (Ra’d 13/36)

Cehennem de dönüş yeridir. Ama kötü, ürkütücü ve oraya hak edenler için… Âhirete inanmayanlar ve ona hazırlanmayanlar, dünyada canlarının istediği gibi yaşayanlar, azgınlaşanlar… Evet onlar da geri dönecekler. Ama dönüş yerinin, makamın, konak mekanının en kötüsüne, en korkunç olanına…

“Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar (tuğyan edenler) için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir (meâb’dır).” (Nebe’ 78/21-23)

Yukarıdaki âyetlerde dönüş yerinin güzelliği anlatılırken burada cehenneme de meâb-dönüş yeri deniyor. Burada dolaylı bir alay olduğu söylenebilir.

“İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri (meâb), Cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü (şerli) bir dönüş yeridir (meâb’dır).” (Sâd 38/55)

Bu âyetlerde de insanın eninde sonunda öleceğinin, yeniden dirilmek üzere Allah’a döneceğinin bir daha vurgulandığını görüyoruz.

Meâb bu vurgunun anahtar kelimesi… Bu dönüş kaçınılmaz… Hiç bir kuvvet buna engel olamaz. Ölümü umursamayanlar da, yeniden dirilişe iman etmeyenler de günün birinde geri dönecekler. Dönüş yeri kişinin bu dünyada yaptıklarına bağlı olarak ya güzel, ya da kötü olacaktır.

Zira doğum, yani buraya geliş, dönüşün de habercisidir. Doğum varsa ölüm de vardır. Geliş varsa gidiş de vardır. Zaten hayatın kendisi haykırıyor:

“Ey kendisinde emâneten durduğum kişi, ben seni terk edeceğim, sen bir gün geldiğin yere döneceksin… Seni buraya getiren güç, seni buradan götürmeye de muktedirdir.”                                   Hüseyin Kerim Ece —◄◄