Evlilik, sosyolojik bağlamda iki bireyin hayatlarını birleştirmesi olarak görülse de, hukuki ve ekonomik boyutta tarafların, ailelerin ve toplumsal normların kesiştiği oldukça karmaşık bir sözleşmedir. Türk toplum yapısında evlilik süreci, nişanlılık aşamasından düğün merasimine ve evlilik birliğinin kurulmasına kadar uzanan geniş bir yelpazede ilerlemektedir. Ancak bu süreçte ailelerin müdahaleleri, ekonomik beklentiler ve geleneksel pratikler, hukuki boyutta ciddi uyuşmazlıklara ve hak kayıplarına zemin hazırlayabilmektedir. Bu yazımızda, ailelerin evlilik kararına müdahalesinden düğün takılarının aidiyetine kadar uzanan görünmeyen hukuki engelleri, Türk Medeni Kanunu (TMK) ve güncel Yargıtay içtihatları ışığında inceleyeceğiz.

Evlenme Kararında İrade Özerkliği ve Aile Müdahalesinin Sınırları

Evlenme özgürlüğü, temel insan haklarından biri olup, bireylerin kendi özgür iradeleriyle hayat arkadaşlarını seçme hakkını güvence altına almaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 11. Maddesi kapsamında erginlik yaşına ulaşmış (18 yaşını doldurmuş) ve ayırt etme gücüne sahip her birey, kendi iradesiyle evlenebilir ve bu durumda anne, baba veya üçüncü bir kişinin rızasına hukuken ihtiyaç bulunmamaktadır. Ergin bireylerin evlilik kararlarına yönelik aile müdahaleleri, hukuki bir dayanaktan yoksundur.

Ancak yasal temsilcinin (anne-baba) onayı, belirli yaş grupları için hukuki bir geçerlilik şartıdır. TMK’nın 124. maddesi uyarınca, olağan evlenme yaşı on yedi yaşın doldurulmasıyla başlar ve bu yaştaki bireyler ancak yasal temsilcilerinin izniyle evlenebilirler.

Olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebebin varlığı hâlinde ise hâkim, on altı yaşını doldurmuş kişinin evlenmesine izin verebilir. Bu durumlarda anne-babanın onayının hukuki niteliği, sınırlı ehliyetsiz konumundaki küçüğün eksik olan iradesini tamamlayan bir “tamamlayıcı irade beyanı”dır.

Bireylerin evlenmeye kendi serbest iradeleri dışında, aileleri tarafından zorlanması hukukun korumadığı ağır bir ihlaldir. TMK’nın 151. maddesi uyarınca, kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı, namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile “korkutularak” evlenmeye razı edilen kişi, bu evliliğin iptalini (nispi butlan) dava edebilir. Zorla evlendirme sadece medeni hukukun değil, ceza hukukunun da konusudur. Evlendirme kastıyla kişinin hürriyetinin kısıtlanması, Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçu kapsamında iki yıldan yedi yıla kadar hapisle cezalandırılır. Aynı zamanda, mağdurun iradesi dışında ısrarla takip edilerek evliliğe zorlanması, TCK madde 123/A’da düzenlenen ısrarlı takip suçunu oluşturmaktadır. Rıza kavramı, evliliğin kurucu unsurudur; baskı veya tehdit ile sağlanan görünürdeki rıza, hukuken yok hükmündedir.

Nişanlılık Sürecinde Hukuki Haklar ve Ailelerin Müdahalesi

Türk Medeni Kanunu’na göre nişanlanma, aralarında evlenme engeli bulunmayan kişilerin karşılıklı evlenme vaadinde bulunmasıdır. Ancak nişanlılığın evlenme dışında bir sebeple (nişanın atılması vb.) sona ermesi, tarafların ve sürece dahil olan ailelerin maddi-manevi hak taleplerine yol açmaktadır.

Hediyelerin Geri İstenmesi:

Nişan bozulduğunda ilk akla gelen uyuşmazlık, tarafların ve ailelerin birbirlerine taktıkları hediyelerin akıbetidir. TMK’nın 122. maddesi gereği, nişanlıların veya anne-babalarının diğer tarafa verdiği “alışılmışın dışındaki” hediyeler geri istenebilir. Yargıtay içtihatlarına göre giysi, ayakkabı veya kozmetik gibi kullanılmakla eskiyen eşyalar alışılmış hediye sayılırken; altın, bilezik, set takımları gibi maddi değeri yüksek ziynet eşyaları istisnasız olarak “mutat dışı” kabul edilir ve iadesi zorunludur. Hediyelerin iadesini talep edebilmek için karşı tarafın kusurlu olması gerekmez; nişanın bozulmuş olması yeterlidir.

Maddi ve Manevi Tazminat ile Ailelerin Müdahalesi:

Nişanı haksız yere bozan taraf, kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın evlenme amacıyla yaptığı dürüstlük kurallarına uygun harcamaları (düğün salonu kaporası, davetiye vb.) maddi tazminat olarak ödemekle yükümlüdür. Nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat talep edilebilmesi için ise, TMK madde 121 uyarınca, kusursuz tarafın kişilik haklarının ağır bir şekilde ihlal edilmiş olması gerekmektedir (örneğin şiddet, aldatma veya kişinin toplum içinde küçük düşürülmesi). Sadece nişanın bozulmasından duyulan doğal üzüntü, manevi tazminat için yeterli değildir.

Ailelerin sürece müdahalesi açısından hukuki durum oldukça nettir: Nişanın bozulmasında aileler yoğun baskı yapmış veya sebep olmuş olsalar dahi, maddî ve manevî tazminat davası doğrudan kusurlu nişanlının anne-babasına karşı açılamaz; muhatap yalnızca nişanlıdır. Ancak anne-babalar, nişan sürecinde kendi ceplerinden yaptıkları evlilik amaçlı harcamalar ve taktıkları olağandışı hediyeler için bizzat dava açma hakkına sahiptirler.

Evlilik Öncesi Ekonomik Kaygılar ve Mal Rejimleri Sözleşmeleri

Modern toplumlarda evliliğin sürdürülebilirliğini etkileyen temel faktörlerden biri ekonomik güvenliktir. Türk toplumunda, evlilik öncesi “mal rejimi sözleşmesi” yapılması çoğunlukla bir güvensizlik, aşkı öldüren bir detay veya boşanmayı baştan kabullenmek olarak algılanmaktadır. Ancak hukuki analize göre bu algı tamamen yersizdir. Mal rejimi sözleşmesi, güvensizliğin değil; finansal şeffaflığın, tarafların mülkiyet haklarına saygının ve evlilik içi ekonomik korkuların azaltılmasının bir teminatıdır.

Türk Medeni Kanunu, 1 Ocak 2002 itibarıyla eşler arasında aksine bir sözleşme yapılmadıkça “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi”ni yasal mal rejimi olarak kabul etmiştir. Bu sistemde, evlilik süresince emek karşılığı elde edilen gelirler (maaş, tasarruflar) boşanma halinde eşit paylaşılır; evlilik öncesi mallar ve miras ise “kişisel mal” sayılarak paylaşım dışı tutulur. Eşler ekonomik kaygılarını gidermek amacıyla, noter huzurunda yapacakları bir evlilik sözleşmesi ile kanunun sunduğu diğer rejimleri (Mal Ayrılığı, Paylaşmalı Mal Ayrılığı, Mal Ortaklığı) seçebilirler. Özellikle “Mal Ayrılığı Rejimi”, her eşin kendi malvarlığı üzerinde tam tasarruf ve mülkiyet hakkına sahip olmasını sağlayarak, ticari risklerin diğer eşin malvarlığına yansımasını engeller ve ekonomik özerklik arayan çiftler için güçlü bir hukuki güvence sunar.

Düğün Takıları Üzerindeki Mülkiyet Çatışmaları (Nisan 2024 İçtihat Değişikliği)

Düğün merasimlerinde takılan ziynet eşyaları, boşanma davalarının en ihtilaflı konularından biridir. Yargıtay’ın yıllarca süregelen yerleşik içtihadına göre, düğünde kime ne takılırsa takılsın (aksine bir anlaşma veya örf adet yoksa) tüm altın ve takılar kadına bağışlanmış sayılıyor ve kadının kişisel malı kabul ediliyordu. Ancak bu kural, değişen ekonomik dengeler ışığında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 04.04.2024 tarihli (Esas: 2023/5704, Karar: 2024/2402) emsal kararıyla köklü bir şekilde değiştirilmiştir.

Güncel Yargıtay kararına göre düğün takılarının aidiyeti şu kriterlere göre belirlenmektedir:

  1. Cinsiyete Özgü Takılar: Belirli bir cinsiyete özgü olan takılar, kime takılırsa takılsın o cinsiyete ait sayılır. (Örneğin; kadın bileziği, gerdanlık kadına; erkek saati veya erkek yüzüğü erkeğe aittir).
  2. Cinsiyetsiz Altınlar: Her iki cinsiyetin de kullanımına veya yatırımına uygun olan çeyrek altın, tam altın gibi ziynet eşyaları kural olarak düğünde kime takıldıysa onun mülkiyetine geçer. Geline takılanlar gelinin, damada takılanlar damadın kişisel malıdır.
  3. Takı Sandığı (Kutusu): Düğün sırasında cinsiyetsiz altın ve paraların ortak bir takı sandığına atılması durumunda, bu mallar eşlerin paylı (ortak) mülkiyetinde kabul edilerek yarı yarıya paylaştırılır.

Ancak eşler arasında takıların paylaşımına dair önceden yapılmış bir anlaşma varsa veya bulunulan yörede güçlü bir yerel örf ve adet kanıtlanabiliyorsa, Yargıtay bu anlaşma ve örflere öncelik vermektedir. Boşanma aşamasındaki ziynet alacağı davalarında ispat yükü, kural olarak eşyaların kendisinde olmadığını iddia eden tarafa aittir. Kadına özgü takıların kadının uhdesinde olduğu yasal bir karine kabul edilmekte, aksini (zorla alındığını veya bozdurulduğunu) iddia eden kadın bunu kesin delillerle ispatlamak zorunda kalmaktadır.

Sonuç olarak, evlilik sadece duygusal bir bağ değil, irade özerkliği ve malvarlığı kurallarına dayanan katı bir hukuki sözleşmedir. Ailelerin yasal sınırları aşan müdahaleleri, nişanlılık masraflarından doğan tazminat süreçleri ve değişen içtihatlarla şekillenen düğün takıları paylaşımı; bireylerin bu kuruma adım atarken yasal hak ve sorumluluklarını tam anlamıyla bilmelerini zorunlu kılmaktadır.

Daha fazla bilgi ve hukuki yardım için bize ulaşın!

İletişim bilgileri:

Av. Arb. Esin Çiftçi

Türk Hukuku Projeleri Koordinatörü

+31 (0) 6 28 94 45 79

av.esinciftci@turkhukuku.nl

+31 (0) 88 808 78 88

info@turkhukuku.nl www.turkhukuku.nl

Goudse Rijweg 380, 3031 CK Rotterdam

Zuidermolenweg 23 B, 1069 CE Amsterdam

Volkerakstraat 10, 6826 GM Arnhem

Esin Çiftçi—◄◄