
Dikkat! Yazıyı sonuna kadar okuyunuz!
Böyle bir uyarı ile yazıya neden başladığımı az çok tahmin edersiniz. Son zamanlarda dikkatlerimiz çok dağınık ve odaklanmada zorlanıyoruz. Sosyal medyanın ve dijital çağın bize verdiği en büyük zararlardan biri budur sanırım. Kısa videolara ve kısa yazılara alıştırıldık farkında olmadan. Uzun yazıları, kitapları, makaleleri okumak büyük çaba gerektirir oldu. Arkadaşlarımla bu konu üzerinde konuştuğumuzda onlardan da aynı dönütleri alıyorum. Bir çok kişi dikkat dağınıklığından şikâyetçi. Film, dizi izlemenin bile sıkıcı olduğunu söylüyor gençler. Onun yerine kısa videoları takip ettiklerini, hatta videoları hızlandırarak izlediklerini biliyorum.
Bir işe başlıyoruz ama iki dakika sonra başka düşünceler geliyor aklımıza. Tam odaklanıp kitap okumaya, ders çalışmaya başlıyoruz ya da bir arkadaşımızla güzel sohbet edeceğimiz sırada, bir bildirim sesi geliyor telefondan, tüm dikkatimiz oraya kayıyor. Sanki kafamızın içinde binlerce sekme açık gibi. Düşünceler, planlar, duygular karmakarışık ve tabi bu sebepten ruhlarımız, kalplerimiz de yorgun!
Hayat o kadar hızlı akıyormuş gibi hissediyoruz ki, sanki hep bir yere koşacakmışız gibi, hep yapılması gereken işlerimiz planlarımız varmış gibi. Hiçbir şey bizi tatmin etmiyor, hep daha fazlasını, daha iyisini istiyoruz. Bu konuyla ilgili değerli yazar Kemal Sayar’ın ‘Yavaşla’ kitabını okumanızı tavsiye edebilirim. Kitapta yer alan bir cümle ‘Modern dünyada dikkate almamız gereken seçenekler artmıştır ve reddettiğimiz seçenekler, tüm albenileriyle bize uzaktan göz kırpmaya devam etmektedir. Seçmediğimiz alternatifleri ve onların muhtemel getirilerini zihnimizden atamadığımız için, seçtiğimiz şeyin bize yaşatacağı doyum yerine, seçmediklerimizin özlemiyle hayal kırıklığı hissederiz.’ Bu durum çocuklarda dahi geçerli.
Çocukların izlediği çizgi film seçenekleri o kadar çok ki, sürekli sonunu getirmeden diğer seçeneğe geçiyorlar. Böylece dikkatleri dağınık, konsantrasyonu düşük, tatminkar olmayan, mutsuz çocuklar yetişiyor. Seçeneklerimiz çoğaldı, istek ve arzularımızda aynı oranda arttı, modernitenin kalplerimizi zincirlemesine tanıklık edeceğimiz bir çağda yaşıyoruz. Akıllarımız telefona bağlı, kalplerimizin şarjı tükenmek üzere.
Bu durumdan dinî yaşantımız da etkiliyor. Hayatın hızlı akışında, araya sıkışan namazlarımız, buhar olup uçan dualarımız, belli belirsiz zikirlerimiz, âdeta ahiret yokmuşçasına yaşayışımız, Rabbimizle olan bağımızı olumsuz etkiliyor. Bu hızlı zaman akışının içinde en güzel mola yerleri olmalı oysa seccadelerimiz. Düşünmemiz, ahireti hatırlamamız, Rabbimizin huzurunda olduğumuzu hissettiğimiz en özel anlar namazda olduğumuz anlar olmalı.. ‘Yavaşla’ ve dur denilen nokta bu huzur anıdır. Onlarca uyarana maruz kalırken, yeniden kalp atışlarımızı hissetmenin bir yolu da zikir olmalı. ‘Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.’
Yorgun kalplerimizi sükûnete erdirmenin zamanı gelmedi mi? Zihnimizde açık kalan pencereleri bir bir kapamanın, endişeleri, korkuları ve arzuları dizginlemenin zamanı gelmedi mi? Öyleyse işe Rabbimizle olan bağımızı kuvvetlendirmeyle başlayalım.
Bizi O’na yakınlaştırmaktan alıkoyan her şeyin farkına varıp, aramıza mesafe koyalım. Ancak bu şekilde zihinlerimiz temizlenir, dikkatimiz toparlanır ve daha bilinçli bir hayat yaşayabiliriz. Yoksa dünya tüm cazibesi ile bizi kendine çekiyor ve kalplerimizi ele geçiriyor.
Malcolm X’in dediği gibi ‘Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter’. O uyanık biz olsak güzel olmaz mı?
Elif Bayraktar —◄◄
