(Bu yazı 10 Nisan 2026 tarihinde Rotterdam Yurttan Sesler Korosu’nun (RYSK) Zuidplein Theater salonlarından birinde verdiği konserden sonra kaleme alındı. Rotterdam Klasik Türk Müziği Korosu’nun 9 Mayıs’ta, Amsterdam Türk Halk Müziği Korosu’nun ise 23 Mayıs’ta konseri var. Muhtemeldir ki başka kentlerde de Türk müziği konserleri düzenlenecek. Bu kısa yazıyla amacımız bu konserlere hazırlanırken daha dikkatli olmaya davet etmektir.)

Hollanda’da Türklere ait 3500 civarında vakıf ve dernek olduğu biliniyor. Türkler nerede bir boşluk görüyorlarsa orayı anında dolduruyorlar. Siyasal-dinsel alanda faaliyet gösteren özürgütlerle başlayan furyaya hayatın her alanına nüfuz eden diğer örgütler de katıldı. Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Tasavvuf Müziği koroları da bu türden örgütlenmeler… Bunlar da bütün büyük kentlerde ardı ardına konserler düzenliyorlar.

10 Nisan 2026 tarihinde Rotterdam Yurttan Sesler Korosu’nun (RYSK) bir konseri vardı Zuidplein Theater’da. Ben de büyük bir sevinçle ve bu sevince paralel bir beklentiyle konsere gittim. Salon tamamen doluydu, balkonda da neredeyse hiç boş koltuk yoktu. Anlaşılan koro üyeleri konser öncesi çok iyi reklam yapmışlar, biletlerin çoğunu belli ki kendi aralarında paylaşmışlar ve önceden satmışlar. Kendi tecrübemle sabit; Hollanda’da bilet satışlarını mekânın üzerine yıkarsanız (online satış, kapıda satış) salonun yarısını bile dolduramıyorsunuz.

Konserler müstakil sanatçılar için önemlidir, ama korolar için çok daha önemlidir. Bir sanatçı fırsat bulduğu her yerde, her zaman sesini, sanatını icra edebilir, ama bir koro her zaman ve her yerde sahne alamaz. Bir koronun aylarca süren hazırlıkları yalnızca ‘konser’ içindir. Böyle olduğu içindir ki her koro ‘konser başarısı’ ile değerlendirilir. Konser başarılı ise onca emek, onca hazırlık zaferle taçlandırılmıştır. Konser başarısız ise onca hazırlığın, emeğin hiçbir önemi kalmaz. Bundan dolayı, her koro final sahnesi olan ‘konser’e çok iyi hazırlanmak zorundadır. Deyim yerindeyse ‘su sızdırmaz’ bir anlayışla bu final gününe hazırlanmak gerekir. Bu ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor; her konserde benzer hatalar ve eksiklikler yaşanıyor. Rotterdam Yurttan Sesler Korosu’nun Zuidplein’deki konserinde de benzer yanlışları, eksiklikleri gözlemlediğimizden, bu konsere dair düşüncelerimizi birkaç başlık altında sıralamak zorunluluğu doğdu. Umulur ki bundan sonraki konserlerde, etkinliklerde aynı hatalarla, eksikliklerle karşılaşmayız.

Türkülerin seçimi

Adı ile müsemma bu korodan Türk Halk Müziği’nin o muhteşem zenginliğini 10 Nisan akşamı da o mükemmel salonda başarıyla sergilemesi beklenirdi. Ne yazık ki seçilen türküler bu beklentinin fersah fersah uzağındaydı. O akşam güftesiyle ve bestesiyle Türk Halk Müziği’nin vasat altı parçalarını dinlemek zorunda kaldık; damaklarımızda Türkü tadıyla ayrılamadık salondan. Belli ki, aylarca hazırlık yaparak dinleyici karşısına çıkan koro, son provaya kadar dışarıdan hiç kimseye akıl danışmamış. “Seçtiğimiz parçaları nasıl buldunuz” gibi bir soru hiç kimseye sorulmamış anlaşılan. Belki de koro içinde bile bu soru hiç sorulmadı ve bir ya da iki kişi “Bu türküleri icra edeceğiz, o kadar” gibi bir tavır içine girdi! Kim bilir! Ama, burada söz konusu olan bir koronun başarısından ziyade Türk Halk Müziği’nin temsili meselesidir. Bu müziği dinlemeye gelen bir Hollandalı için koronun icrası (performansı) değil, müziğin tadıdır, çekiciliğidir söz konusu olan. Bu bilinçle çıkmalıdır her bir koro dinleyiciler karşısına.

Sunucu ve koro şefi

Konser boyunca sunumu korodan bir genç erkek ile koro şefi birlikte üstlendiler. Sunucu genç genellikle Türkçe, istediği zaman da, salondan bu yönde bir talep geldiğinden, Hollandaca konuştu. Koro şefi olarak tanıtılan beyefendi de hem sunuculuk yaptı hem bağlama çaldı hem de ellerini sağa sola sallayarak koroyu idare etti. Batı’da bir koro şefinden (drigent) beklenen ‘ilgili parçaların notalarına uygun biçimde koroyu ve müzisyenleri yönetmesi’dir. 10 Nisan akşamı üç rolü birden üstlenen koro şefinin üçünü de yarım başardığına tanık olduk. Oysa koro dışından bir, hatta uyum içinde iki sunucu, iki dilde ne kadar da güzelleştirirdi ortamı. Bunu gönüllü olarak yapacak o kadar başarılı gençlerimiz var ki Rotterdam’da. Televizyonlarda Klasik Türk Müziği ve Türk Halk Müziği korolarının konserlerine bir bakın, orada da koro dışındandır bütün sunucular. Unutmayalım; bir konserin başarısı büyük ölçüde sunucunun başarısına bağlıdır.

Yurttan sesler

Koro iddialı bir ad taşıyor: Yurttan Sesler. O zaman da Türkiye’nin her yöresinden, yani her bölgesinden (kentlerinden değil) türküler bekliyorsunuz. Bunlarda da yöresel şivelerin, ağızların (dialect) tınısını duymayı arzuluyorsunuz. Azerice bir türkü, bir Kerkük hoyratı elbette çok güzel, ama bir Ege türküsü, Batı Trakya’dan bir türkü daha da güzel yapmaz mıydı bu renkliliği?

Çoksesli icra ve düzenleme

Türk Halk Müziği’ni geleneksel biçimde icra etti RYSK. 2026 yılında Hollanda’dan bir koronun ‘yenilik’ adına bir hüner sergilemesini beklerdiniz. Yani türkü icrasını gelenekselin bir ‘tık’ yukarısına taşımasını beklerdik bu korodan. Olmadı, ‘geleneksel’i ‘sıradan bir içerikle’ dinledik. Oysa 32 kişilik çok güzel bir koro ve ona eşlik eden çok başarılı bir çalgıcılar topluluğu vardı karşımızda. Kadın-erkek sesleri ayrı ayrı kullanılabilirdi; inişli çıkışlı, yükselen alçalan tempolarla türkülere çok daha güzel bir yorum katılmış olurdu. Bunun olabilmesi için de elbette buna uygun parçaların seçilmesi ve bestenin de seçilen güfteye uydurulması gerekirdi. Düzenlemenin tekdüze oluşu solo parçaların icrasında da kendisini gösterdi. Oysa öyle zenginlikler sunulabilirdi ki icralar sırasında. Örneğin; ben Azerice parçayı seslendiren kadın solistin yerine olsaydım hazırlıklar sırasında Kafkas Halk Dansları öğrenirdim ve icramı bu dansla zenginleştirirdim. Koro şefinin yerinde olsaydım, Hollanda’da Kafkas Halk Dansları toplulukları var, oradan bir kız bir erkek, iki kişiyi sahnenin sağından ve solundan dans ederek ortada buluştururdum. Bunlar için paraya pula da ihtiyacınız yok. Yığınla genç var birlikte çalışabileceğiniz. Düzenlemede kullanabileceğiniz bir diğer silah da ‘ışık’tır. Başlangıcı loş bir ışık altında mükemmel bir solo sesle, bir Uzun Hava ile yapmak, ardından ışığı çoğaltarak hareketli bir parçaya geçmek ne güzel olurdu… Koronun salondaki dinleyicilerle oluşturduğu birliktelik (interactie), ‘büyük koro’ yani, hakkını yememek lazım, şefin en büyük başarısıydı.

Güftelerin ekrana yansıtılması

Güftelerin (yani türkü sözlerinin) ekrana yansıtılması elbette çok güzeldi. Her güftenin altında da o türkünün hangi yöreye, hangi ile ait olduğu yazıyordu. Ama garip olanı, her güftenin altında ait olduğu il yazılıyken koro şefinin bir Erzurum türküsü için “Bu türkü hangi yöremize ait?” diye sormasıydı. Söz konusu türkünün Erzurum yöresine ait olduğu altında yazıyorken bu soruya ‘Erzurum’ diye yanıt vermedi salondakiler. Belli ki bir şaşırtmaca vardı bu soruda; öyle düşündü galiba Erzurum’u okuyup da sessiz kalanlar. Salonda bulunan Büyükelçimiz Erzurum’u okudu (ya da belki de gerçekten biliyordu bu türkünün o ilimize ait olduğunu) ve koro şefimizce alkışlatıldı. Bu yanıtla gurur duydu salondakiler Büyükelçimizle.

Düğün salonu gürültüsü

Seçilen parçalarla ve sunucunun da yönlendirmesiyle konserin daha başından itibaren bir ‘düğün salonu’ atmosferi egemen oldu konser salonunda. Elle tutulan düzensiz tempolara ıslıklar eşlik etti. Çalgıcıların hareketliliğe uyarak sesi yükseltmesiyle birçok Türk düğününde karşılaştığımız tablo ortaya çıktı. Çok yüksek bir desibelden gürültüye tanık olduk. Dingin bir ortamda Türk Halk Müziği’nin o harika ezgilerini dinlemeye gelen insanlar salondaki popülist havaya teslim oldular ve büyük hayal kırıklığı yaşadılar.

Konuk sanatçı

Koronun bir de konuğu vardı dışarıdan. Böylesine büyük bir koroya dışarıdan getirdiğiniz kişinin ya çok tanınmış bir sanatçı ya da sıra dışı bir yoruma sahip icracı, fark oluşturan bir kişi olmasını beklerdiniz. Konuk beyefendiye ve sanatına saygımız büyük, ama böyle bir konserde korodan solo yapan çok az insanı dinleyebildik. Her şeyi belirleyen, her şeye yön veren koro şefinin burada da koro elemanlarını hesaba katmadığı gibi bir izlenim oluştu içimizde. Halbuki nasıl da arzulardı her koro elemanı bir de solo söylemeyi ve alkışlanmayı.

Sonuç olarak

Yukarıdaki dostane tesbitler müzikte ve diğer alanlarda daha profesyonelce çalışmamız için uyarı mahiyetinde. Muhtemeldir ki salondaki dinleyiciler içinde çok daha fazlasını gözlemleyen, tesbit edenler olmuştur. Bu nedenle böylesi her etkinlikten sonra bir mail adresi vererek dinleyicilerin, izleyicilerin değerlendirmelerini almakta yarar var. Unutmayalım ki söz konusu olan sahnedeki RYSK mensubu 40 kişi değil, Türk toplumunun tamamına ait ortak değerlerimizdir. Bunların başarısından da, başarısızlığından da hepimiz sorumluyuz.

Erol Sanburkan