
Gazze’de, enkaz altında mahsur kalmış bir babanın kurtarma ekiplerine kendisini kurtarmamaları için yalvardığını duyduktan sonra gününe nasıl devam edebilirsin?
Hayattan umudunu kestiği için değil, enkazın altında kızlarının son nefeslerini duyabildiği için.
Küçücük elleri karanlıkta onun ellerini tutuyordu; sanki ona son bir kez daha yalvarıyorlardı. O, her zaman onların güvenli limanı olan babaydı, ama bu kez onları tozun ve parçalanmış betonun altından çıkarabilecek güce sahip değildi.
Enkazın üstünde yalnızca başı görünüyordu. Kurtarma ekiplerinin gözlerinin içine baktı; kendi gözleri korku ve çaresizlikten tükenmişti ve şöyle dedi: “Beni bırakın… Kızlarım burada… Onlar olmadan çıkmak istemiyorum.”
Hangi yürek böyle bir manzaraya dayanabilir? Hangi kelimeler, kızlarını birer birer kaybettiğini fark eden bir babanın acısını tarif edebilir? Ellerini soğuyana kadar tutarken, onları kurtaramayan, hatta son bir kez kucaklayamayan bir babanın yaşadığı acıyı hangi sözler anlatabilir?
Bu hikâyeyi duyduktan sonra gününe nasıl devam edebilirsin? Bir yerde, son dileği yalnız başına hayatta kalmamak olan bir baba olduğunu bilirken, nasıl huzur içinde sofraya oturabilir ya da önemsiz bir şeye gülebilirsin?
Ve insan vicdanını kemirmeye devam eden soru hâlâ aynı:
Dünya, yalnız bir babanın yardım çığlığını sonunda duyabilmek için daha ne kadar acıya tanık olmak zorunda?
Jan de Groen
https://www.facebook.com/photo/?fbid=27688242137446230&set=pb.100000614461836.-2207520000
