Öyle fanatik olarak tüm maçları yakından takip etmedim. Aklıma geldikçe özetlerini biraz izledim. Hadi neyse, Fas-Senegal final maçını biraz izleyim bari dedim. İlk yarı biraz sıkıcı geldi ve devamını izlemedim. Ertesi gün haber başlıklarını gördüğümde ise meğer neler olmuş neler. Siz bu satırları okuduğunuzda ‘ya eskimiş bir haber’ diye düşünebilirsiniz ama ben eskimeyen konulardan bahsedeceğim bu maç vesilesiyle.

Rabat: Fas ev sahipliği yaptığı için, doğal olarak final de başkentte olacaktı. Dolayısıyla, Fas saha avantajını kullanıyordu. Bir sürü tartışmalı pozisyonlar bir kenara tam bir kargaşa, çirkeflik ve dedikodular sarmalına büründü maç. Hava yağmurluydu, bir zamanlar ben de Rabat’a girerken yağmur yağıyordu ve o günler aklıma geldi. Kalecinin top elinden kaymasın diye elini havlu ile silmesine bile tahammül edemediler. O da olmadı, PSV futbolcusu Saibari yedek kaleci ile asıl kaleci arasında dikildi durdu sanki ulvi bir davanın savunucusu gibi. Eğer görüntüler doğruysa, ertesi gün Senegalli kaleciden de özür dilemeye gitmiş. Buna karşın Faslı taraftarlar ise Senegalli taraftarların karabüyü yaptıklarını sosyal medyaya yayıyorlardı. O yüzden tepki vermişlermiş. Görüyor musunuz, tam bir mahalle kavgası gibi.

Gelelim işin en üzücü kısmına: her ikisi de Müslüman ülkeler. Bütün dünya sizleri izliyor. Oysa fairplay hak getire. Sane’yi seviyordum, kişilik özelliklerini de duyduktan sonra daha da bir sevdim. Bu maçta tam bir kaptanlık yaptı ve olgun bir insan gibi tavır takındı. Tüm maç bu havada devam edip turnuva Müslümanlara yakışır şekilde sona erseydi ne olurdu? Peki bitti mi, bitmedi?

Daha bir kaç gün öncesinden, Amsterdam ve Den Haag’da gösteriler için tedbirler alınmaya başladı. Çünkü kazansalar da kaybetseler de sokağa zaten döküleceklerdi. Ki öyle de yaptılar. 14 kişi tutuklandı. Açıkçası bundan önceki rezil turnuvada olduğu gibi en azından bu sefer de sarı yelekli Faslı kardeşlerin devreye gireceğini umuyordum ama olmadı maalesef. Ana gövde olarak bu tür rezillikleri yapmaya hazır tipler herhalde son 20 senedir hiç bitmiyor. O gençler büyüyor, iş ve ev dünyasına dalıyor ama onların arkasından çok marjinal yeni bir grup peyda olup, bütün kazanımlara limon sıkıyorlar. Yılbaşı akşamı da aynı şeyi yapmadılar mı?

Herkes neyin nasıl yapılacağını çok iyi biliyor. Ama şurası bir gerçek ki; toplumu değiştiren iyi niyetli ve samimi mühendisler yani gönüllüler her zaman marjinal kaldı ve yoruldular. Siz de biliyorsunuz, bu mühendis arkadaşlardan çok az bulunur. Bulunduğu zaman da hemen suyunu sıkar sistem ve 5-6 yıl sonra tükenmişlik sendromuna kapılarak ayrılmak zorunda kalırlar.

Sadece konuşmak yerine hep insanın inandığı değerlerin fiiliyata yansıması çok ama çok değerlidir. Doğru olduğunu düşünerek bir örnek vereyim bugünden: Senegal takım kaptanı Sane camiye gitmiş, namazdan sonra caminin tuvaletlerine gidip temizlemiş. Videoya çekildiğini görünce de sildirmiş, ama işgüzar vatandaş yine de yayınlamış. Ben de bayılırım tabii böyle hikayelere. Eğer bir Müslüman olarak cemaate hizmet etmek gibi bir işe niyet ettiysek, işe tuvaletleri temizleyerek başlayabiliriz. Eğer burada kibir devreye girecekse, mesele zaten kendiliğinden anlaşılmış oluyor.

Rasulullah: “Bugün içinizden oruçlu olan kimdir?” diye sordu,

Hz. Ebubekir: “Ben oruçluyum”, dedi. “Bugün sizden kim bir cenazenin ardından gitti?” “Ben gittim” dedi Hz. Ebubekir.

“Sizden bugün kim bir miskini doyurdu?” “Ben doyurdum” dedi. “Sizden bugün bir hasta ziyareti yapan kimdir?”

“Ben” dedi. “Bunlar bir kimsede toplandı mı, o insan muhakkak cennete girmiştir” buyurdu Rasulullah. (Sahih-i Müslim) Bırakın cenneti, yeryüzünde Rasulullah’a komşu olmakla ödüllendirildi bu güzel insan.

Konuyla ne alakası var? Çok alakası var. Bir Afrika Kupası’nda bile seküler Müslümanlığın izlerini görüyoruz, Amsterdam ve Den Haag’da protestolarda da görüyoruz. Bu iş dille ‘ben Müslümanım’ demekle olmuyor, Hz. Ebubekir örneğinde olduğu gibi, gündelik hayatta karşılığı varsa bu bir anlam ifade eder. Afrika’da ismini hatırlamadığım Müslüman ve Hristiyanların karışık olduğu ülkelerde Müslümanlarla ticaret yapmak istemeyenleri duyuyoruz oraya gidenlerden. Oysa Hristiyan bir papaz da diyor ki: “Evsiz kalsanız bir kiliseye sığınsanız sizi içeri almazlar. Ama bir Hristiyan olsanız ve bir camiye sığınsanız, sizi geri çevirmezler” Ez cümle: Doğrularda ısrar edip, sürekli öne çıkarmanın Rasulullah’daki toplum mühendisliği olarak görüyorum. Yukarıdaki seküler Müslümanlığın rahatsız edici etkilerinden söz ettik. Ama çözüm olarak özellikle doğrulara yoğunlaşmak, beraberinde toplumsal değişimi de getirecektir.

İslam’ın en büyük zenginliklerinden bir tanesi, yüzyıllardır dışa vurulamayan kendi yapısal özellikleri. Toplumlar içerisinde bunlar kesinlikle yaşanıyor ama yansıtılmıyor, gerçek olmayıp suni olarak yansıtılacaksa yansıtılmasın da. Ama negatif unsurlar her toplumda bilinçli olarak parlatılıp, zihinlerde kötü bir din algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Hasbelkader yukarıdaki futbol örneği de buna çok güzel bir katkısı oldu. Oysa, İslam’ın dünyaya vadettiklerinin daha biz %1’ni bile anlatamıyoruz. Böyle olduğu halde, ortada istatistikler olmasa bile, bir tarafta tesettürden çıkanlar varken, diğer taraftan yılların eski tabiriyle fevc fevc insanlar İslam’la şerefleniyorlar. Evet, şerefleniyorlar, çünkü onların İslam’a kattığı değerler mi yoksa İslam’ın onları şereflendirmesi mi önemli olan? Doğrusunu söylemek gerekirse her ikisi de yahu. Birinden diğerini tercih edemiyorum. Çünkü meşhur birisi İslam’la şereflenirse biz de o kadar mutlu oluyoruz sonuçta. Yeter ki, seküler Müslüman olmasınlar.

Ergün Madak    —◄◄