
Devlet denildiğinde çoğumuzun aklına önce kurumlar, binalar, resmi yazılar ve prosedürler gelir. Oysa devleti gerçek anlamda görünür kılan şey, o kurumların içinde görev yapan insanların vicdanı, merhameti ve görev aşkıdır.
Geçtiğimiz günlerde yaşanan küçük ama anlamı büyük bir olay, bunu bir kez daha hatırlattı. Öğle saatlerinde noter işlemi için Rotterdam başkonsolosluğuna gelen bir vatandaşın tanıklığı, aslında sadece o güne ait bir hatıra değil; kamu hizmetinin nasıl yürekle yapılabileceğinin de güzel bir örneğiydi. Güvenlik kontrolü sırasında sıra biraz uzamıştı. O sırada birkaç günlük bebekleriyle pasaport işlemi için bekleyen genç bir aileyi fark eden bir konsolosluk görevlisi hanımefendi, havanın serin ve rüzgârlı olduğunu görünce duruma hemen müdahale etti. Ancak bunu yaparken sadece aileyi içeri davet etmekle yetinmedi. Sırada bekleyen diğer vatandaşlara son derece nazik bir dille durumu izah ederek müsaadelerini istedi. Bekleyen vatandaşlar da bu ince düşünceyi anlayışla karşılayarak aileye öncelik verilmesine gönülden destek oldular. Böylece hem mağduriyet önlendi hem de kimsenin hakkına girilmediği hissi oluşmadan, karşılıklı saygı ve nezaket içinde örnek bir kamu hizmeti sergilendi.
Belki resmî prosedürlerde yazmayan küçük bir davranıştı bu.
Ama vicdanın, nezaketin ve insanlığın yazdığı kurallarda çok büyük bir anlam taşıyordu.
İşte kamu hizmetinin gerçek değeri de tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü bazen bir tebessüm, bazen sıcak bir “Buyurun, sizi bekletmeyelim” cümlesi, insanların devlete olan güvenini yüzlerce resmî açıklamadan daha güçlü şekilde pekiştiriyor.
Konsolosluklar, yurt dışında dalgalanan ay yıldızlı bayrağımızın temsil edildiği en önemli kurumlardır. Oraya gelen her vatandaş, aslında kendi devletinin kapısını çalmaktadır. O kapının ardında karşılaştığı anlayış ve samimiyet ise ülkesine dair taşıdığı duyguları doğrudan etkiler.
Üstelik bu fedakârlıklar yalnızca mesai saatleriyle sınırlı değildir.
Konsolosluk çalışanlarının büyük bölümü, çoğu zaman görünmeyen ama büyük özveri gerektiren görevleri de sessizce yerine getirir. Gece yarısı yolda kalan, pasaportunu kaybeden ya da acil yardıma ihtiyaç duyan vatandaşlar için mesai saatleri dışında konsolosluk kapılarının açıldığına defalarca şahit olunmuştur. Acının en ağır yaşandığı zamanlarda, cenazelerin vakit kaybetmeden memlekete ulaştırılabilmesi için hafta sonu görev başına geçen, resmî tatilleri önemsemeden evrak hazırlayan, telefonlara cevap veren nice görevli vardır.
Bunlar çoğu zaman haber olmaz.
Gazetelerin manşetlerine taşınmaz.
Sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılmaz.
Ama o hizmetten faydalanan insanların hafızasında ömür boyu silinmeyecek izler bırakır.
Çünkü kamu görevi sadece evrak düzenlemek değildir.
Kamu görevi, gerektiğinde bir annenin endişesini hafifletmek, bir babanın çaresizliğine ortak olmak, yolda kalmış bir vatandaşın umudu olmak, gurbet elde cenazesini vatanına uğurlamaya çalışan bir ailenin yükünü paylaşabilmektir.
İşte gerçek devlet anlayışı tam da budur.
Bir ülkenin itibarı yalnızca ekonomik gücüyle ya da diplomatik başarılarıyla değil, vatandaşına gösterdiği ilgi ve şefkatle de ölçülür.
Bu nedenle, görevini sadece meslek olarak değil, vicdani bir sorumluluk olarak yerine getiren tüm konsolosluk çalışanları takdiri hak ediyor. Çünkü onlar, kimi zaman resmi bir mühür basarken, aslında insanların gönüllerine de güven mührü vuruyorlar.
O öğleden sonra yaşanan o küçük iyilik, belki birkaç dakikalık bir davranıştı.
Ama gösterdi ki; devlet bazen büyük binalarda değil, bir görevlinin ince düşüncesinde, bir annenin yüreğini rahatlatan şefkatinde ve “Önce siz buyurun” diyebilen insanlığında hayat buluyor.
İyi ki görevini yalnızca yapmakla kalmayıp ona gönlünü de katan insanlar var.
Çünkü güçlü devlet, önce insanına değer veren devlettir. Ve o değeri yaşatanlar da, görevlerini özveriyle yerine getiren isimsiz kahramanlardır
Sevgiyle kalın!
Halil Yanar —◄◄…
