Saadet Rotterdam’dan Bayramlaşma Programı: “Kardeşlik, Adalet ve Dayanışma Vurgusu”

Saadet Partisi Rotterdam Bölgesi tarafından geleneksel hâle getirilen Bayramlaşma Programı, yoğun katılım ve güçlü mesajlarla gerçekleştirildi. Rotterdam’daki Saadet Lokalinde düzenlenen program; teşkilat mensuplarını, yöneticileri ve vatandaşları aynı sofrada buluşturdu.

Programa Türkiye’den Saadet Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Saadet Avrupa Teşkilatlanma Başkanı Emre Kuzhan ve Saadet Rotterdam Bölge Başkanı Erkan Koç konuşmacı olarak katıldı.

Programın sunuculuğunu Saadet Rotterdam Bölge Gençlik Başkanı Furkan Şerif Doğru yaparken, etkinlik, teşkilatın sadıklarından, fedakarlarından, dava erlerinden Yaşar Sevinç’in okuduğu Kur’an-ı Kerim ile başladı.

Kur’an tilavetinin ardından ev sahibi olarak ilk söz Erkan Koç’a verildi. Koç yaptığı kısa selamlama konuşmasında çalışmalarının hakkı hakim kılmak zere planlandığının altını çizdi.

Erkan Koç: “Bayramlar sevinçtir, ancak İslam coğrafyasında acılar dinmiyor”

Programın açılış konuşmasını yapan Saadet Rotterdam Başkanı Erkan Koç, bölge olarak yürüttükleri çalışmalar hakkında katılımcılara bilgi verdi. Bayramların Müslümanlar için sevinç ve kardeşlik günleri olduğunu vurgulayan Koç, İslam dünyasında yaşanan savaş ve zulümlerin bayram sevincini gölgelediğini ifade etti.

Koç konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Her bayram olduğu gibi bu yıl da İslam coğrafyasında yaşanan kirli ve kanlı savaşlar nedeniyle buruk bir bayram yaşıyoruz. Rabbim bizleri hakkın hakimiyeti için çalışan ve gerçek bayramlara ulaşan kullarından eylesin.”

Erkan Koç’un ardından söz alan Avrupa Saadet Teşkilatlanma Başkanı Emre Kuzhan bayramların özünün sadakat, teslimiyet, kardeşlik, sevinç ve dayanışma olduğunun altını  çizdi. Kuzhan yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

Emre Kuzhan: “Sadece üzülmek yetmez. Sadece izlemek yetmez. Sadece konuşmak yetmez. Vicdan sahibi insanların harekete geçmesi gerekir.”

“Kıymetli Milletvekilimiz, muhterem Bölge Başkanımız, kıymetli teşkilat mensuplarımız, Beyefendiler, aziz dava arkadaşlarım; hepinizi saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle mübarek Kurban Bayramınızı en kalbi duygularımla tebrik ediyorum. Cenabı Hak bayramımızı hayırlara, birlik ve beraberliğimize vesile kılsın. Sağlık, huzur ve bereket içerisinde daha nice bayramlara erişmeyi hepimize nasip eylesin. Bugün burada bizleri bir araya getiren Bölge Başkanımıza, yönetim kurulumuza ve bu programın hazırlanmasında emeği geçen bütün kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Bayram sevincimizi sizlerle paylaşmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Kıymetli kardeşlerim,

Bayram; sevinçtir. Bayram; kardeşliktir. Bayram; dayanışmadır. Bayram; iyiliğin, güzelliğin ve paylaşmanın yeniden hatırlandığı müstesna zamanlardır. Bayramlar bize yalnız olmadığımızı hatırlatır. Komşularımızı, akrabalarımızı, dostlarımızı, büyüklerimizi ve küçüklerimizi yeniden hatırlatır. Kırgınlıkların sona erdiği, gönüllerin birbirine yaklaştığı zamanlardır. Bugün burada aynı dava etrafında bir araya gelmiş kardeşler olarak bu bayram sevincini birlikte yaşıyoruz. Rabbimize hamdolsun.

Aziz Kardeşlerim,

Kurban Bayramı’nın merkezinde çok önemli bir hakikat vardır: Kurban, yakınlaşmaktır. Kurban kelimesinin kökü de zaten buna işaret eder. Allah’a yakınlaşmak, O’nun rızasına yaklaşmak, O’nun istediği kul olmaya yaklaşmak…

Peki Allah’a yakınlaşmanın yolu nedir?

Kurban kıssasına baktığımızda bunun cevabını Hazreti İbrahim Aleyhisselam’da görüyoruz. Her şey bir sözle başlıyor. Bir ahitle… Bir sadakatle… Bir bağlılıkla… Allah’a yakınlığın ilk şartı, Allah’a verilen söze sadık kalabilmektir. Çünkü sözüne sadık olmayanın teslimiyeti de eksik olur, sadakati de eksik olur. Bu sebeple kurban bize her şeyden önce sözümüzü hatırlatır. İnandığımız değerlere verdiğimiz sözü… Hak ve adalet mücadelesine verdiğimiz sözü… İnsanlığa hizmet etme sorumluluğumuzu hatırlatır.

Kurban aynı zamanda sadakattir. İbrahim Aleyhisselam’ın “Halilullah”, yani Allah’ın dostu olmasının sebebi sadece inanması değildir. Sevdiğini Allah yolunda feda etmeyi göze alabilmesidir. Sadakat; bedel ödemeyi göze almaktır. Sadakat; rahatını, zamanını, imkânını, gerektiğinde en sevdiğini hakikat uğruna ortaya koyabilmektir.

Tarih boyunca bütün büyük mücadeleler sadakat sahibi insanların omuzlarında yükselmiştir. Davasına sadık insanlar olmadan ne bir medeniyet kurulabilir ne de bir toplum ayakta kalabilir.

Kurban aynı zamanda teslimiyettir. Hazreti İsmail Aleyhisselam’ın tavrına baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Gerçek teslimiyet, yalnızca dil ile ifade edilen bir bağlılık değildir. İnsanın sevdiğinden, alıştığından, bağlandığından gerektiğinde Allah için vazgeçebilmesidir.

İşte söz, sadakat ve teslimiyet… Bunların neticesi ise bayramdır. Bayram; sözünü tutanların, sadakat gösterenlerin ve teslimiyet ortaya koyanların sevincidir.

Ancak kıymetli kardeşlerim,

Bugün dünya gerçeklerine baktığımızda içimiz burkuluyor. Gazze’de… Filistin’de… Irak’ta… Doğu Türkistan’da… Suriye’de… İran’da… Afrika’nın birçok bölgesinde… Dünyanın farklı coğrafyalarında… İnsanlar bayram sabahına bombalar altında giriyor. Çocuklar bayramlık yerine kefen giyiyor. Anneler evlatlarını toprağa veriyor. Mazlumlar gözyaşı döküyor. Aslında gökten bayramların inmesi gereken yerlere bombalar yağıyor. İnsanlığın vicdanını yaralayan bu tablo karşısında hepimizin sorumluluğu vardır.

Sadece üzülmek yetmez. Sadece izlemek yetmez. Sadece konuşmak yetmez. Vicdan sahibi insanların harekete geçmesi gerekir. Hak ve adalet için çalışan insanların çoğalması gerekir. İşte bizler de Saadet Partisi ve Saadet Avrupa teşkilatları olarak bunun için çalışıyoruz. İnsanlığın huzuru için çalışıyoruz. Adalet için çalışıyoruz. Mazlumların sesi olmak için çalışıyoruz. İnsan onurunun korunduğu bir dünyanın mümkün olduğuna inandığımız için çalışıyoruz.

Sözümüze bağlıyız. Davamıza bağlıyız. İnsanlığa karşı sorumluluğumuzun farkındayız. İnşallah büyük bir gayretle, büyük bir sabırla ve büyük bir kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.

Ve inanıyoruz ki; bir gün çocukların bombalarla değil bayramlarla uyandığı, Annelerin gözyaşı değil sevinç döktüğü, mazlumların değil zalimlerin korktuğu, İnsanlığın yeniden huzur bulduğu günlere hep birlikte ulaşacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle mübarek Kurban Bayramınızı tekrar tebrik ediyor, hepinize sağlık, huzur ve bereket diliyorum. Allah birlik ve beraberliğimizi daim eylesin. Hepinizi saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum…”

Necmettin Çalışkan: “Türkiye’de nüfusun önemli bir kısmı açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır”

Programın özel misafiri olarak Hollanda’da bulunan Saadet Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan da bir konuşma yaptı. Gazze eksenli bütün mazlum coğrafyalarda yaşanan zulüm ve haksızlıklara değinen Çalışkan, Siyonist ve emperyalist çetelerin ancak Milli Görüş iktidarıyla durdurulacağına dikkat çekti. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu sosyal, ekonomik, siyasi, ahlaki durumu geniş bir bakış açısıyla değerlendiren ve sorunları teşhis ve önerileriyle ortaya koyan Çalışkan konuşmasında şunlara değindi:

Bugün birçok araştırmaya göre nüfusun önemli bir kısmı açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Asgari ücret ve emekli maaşları, artan yaşam maliyetleri karşısında yetersiz kalırken, geniş kitleler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Buna karşılık lüks konutlar, yüksek fiyatlı araçlar ve büyük yatırımlar da dikkat çekmektedir. Bu durum, gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderek arttığını göstermektedir.

Ülkede servetin büyük bölümü küçük bir kesimin elinde toplanırken, geniş halk kesimleri ekonomik sıkıntılarla mücadele etmektedir. İcra dosyalarının sayısındaki artış, genç işsizliği ve geleceğe dair umutsuzluk da toplumsal sorunların büyüdüğüne işaret etmektedir.

Göç ve yabancı iş gücü konusu da tartışma yaratan başlıklardan biridir. Özellikle düşük maliyetli iş gücü nedeniyle yerli çalışanların iş bulmakta zorlandığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Bunun yanında vatandaşlık karşılığı yatırım uygulamaları da kamuoyunda sıkça tartışılmaktadır.

Ekonomik açıdan bakıldığında, devlet bütçesinde gelir ve gider arasındaki farkın büyümesi, borçlanma ihtiyacını artırmaktadır. Kamu harcamaları içerisinde faiz giderlerinin önemli bir yer tutması da ekonomiye yönelik eleştirilerin başlıca nedenlerinden biridir.

Dış politikada yaşanan dalgalanmalar, hukuk sistemine yönelik güven tartışmaları ve ekonomik sorunlar birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli daha verimli kullanabilmesi için kapsamlı reformlara ihtiyaç duyduğu yönünde görüşler öne çıkmaktadır.

Senin kendi insanın işsiz işsiz olduğu için dünyanın her tarafında iş aramaya gidiyor. Sen ne yapıyorsun, 500 dolara Hindistan’dan Srilanka’dan Filipinler’den sonra Bangladeş’ten Afganistan’dan İran’dan binlerce eleman getiryor, kendi insanını işsiz bırakıyor, yaban ellere muhtaç ediyorsun.. Toplumda büyük bir huzursuzluk var ama bir taraftan da göz yumuyor.

Özetle şu: Türkiye’de nüfusun %1’i Türkiye’deki servetin %41’ine sahip. Yani 86 milyon nüfusun  1 milyonu Türkiye’de servetin yarısının sahibi. Bunu da illere bölecek olsan 10 ile 20.000 arasında her bir ilçeye nüfus düşer. 10.000 tane üst gelir grubu insan var. Bunlar her şeyin sahibi ama nüfusun %1’i çok zengin. %15’e yakın da orta direk sayabileceğimiz, yüz bin liranın üzerinde gelire sahip ama diğer bir çoğunluk ise ne yazık ki açlık sınırının altında. %60’ı açlık sınırı altında kalan %25’i yoksulluk sınırında yaşamakta.

Başka ne var memlekette?

86 milyon nüfusu olan bir ülkede 26 milyon icrada haciz bekleyen dosya var. Bu da her iki kişiden birinin hacizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor bize.

Başka korkunç bir şey ile karşı karıyayız, nedir o? “Ev genci” diye bir şey çıktı duydunuz mu bilmiyorum.  10 yıl, 20 yıl, 30 yıl önce böyle bir tabir yoktu. Ev genci şu:  Üniversiteyi bitirmiş ya da 25 yaşına gelmiş, iş aramış, bulamamış, evlenme hayali kurmuş, yapamamış, artık hayattan bağını kesmiş. Yani iş arayan işsiz değil. Gelecekten umudunu dünyadan umudunu kesmiş. Ülkede 5,5 milyon genç var. Şu anda ki gerçekte büyük bir trajedi olarak sayılabilecek bir rakam bu.

Yine ürkütücü bir rakam daha vereyim sizlere: 2002 yılında Türkiye’ye de ceza evlerinde kalan insan sayısı 57.000 idi; bugün 440.000 kişi cezaevlerinde kalmakta. İnfaz yasasından çıkanlar hariç.

Ülkemiz dış politikada iç açıcı bir konumda değil. Dostluklarla başlayan komşuluk ilişkilerimiz  savaş halinde sürüyor. Etrafımızda bütün ülkelerle, komşularla da bir bir düşman oluyoruz. Ülkede hukuk olmadığı kadar anlamını yitirdi. Bütün mahkemeler talimatla ve duygusal bağlarla iş yapıyor.

Ahlak ve maneviyatın çöküşte olduğu ülkemiz maalesef ekonomik olarak da büyük bir çıkmaz ve çöküşün içinde. Herkes borç içerisinde. 86 milyonluk ülkede 250 milyon kredi kartının kullanılması demek, her iki kişiden birinin icralık ve borçlu olduğu anlamına gelir.

2026 yılı devletin bütçesi 16 trilyon. Yani devlet, 2026 yılı içerisinde bütün alanlardan 16 trilyon gelir hedefliyor. Gideri ne kadar, 19 trilyon. Yani bu yıl da denk bütçe yapılamadı ve devlet 3 trilyon açık verecek, bu yük de emeklinin, işçinin, memurun omzuna binecek. Türkiye, Başbakan merhum Necmeddin Erbakan hocamızın iktidarı olan Refah-Yol’dan bugüne kadar hiçbir gün denk bütçe yapmadı. Bundan dolayı faiz lobileri bu gidişattan memnun oldukları için bu iktidarı destekliyor ve iş başında tutuyor.

Evet, bizim gelirimizde giderimiz arasında 3 trilyon fark var. 16 gelir 19 gider. Peki giderler nereye gidiyor? Bir numaralı gider personeli gideri. 6,5 milyon personel var. Dünyada en fazla makam araçlarının ve personelinin bulunduğu ülkelerden birisiyiz. Bu bir israf ama bundan daha önemlisi Türkiye’nin en önemli gideri, faiz gideridir. AK Parti iktidara geldiğinde Türkiye’nin iç ve dış borcu 120 milyar dolar civarındaydı. Şimdi iç ve dış borç 700 milyar dolara dayandı. Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirmesi yapıldı. Özelleştirmenin tümünden 70 milyar dolar civarında bir rakam elde edildi. Bizim her sene faizdir dediğimiz para 65 milyar dolar. Artık milyar dolarlar, trilyonlar birbirine karıştı.

Bizim bu yılın bütçesinden 3 trilyon açığımız var. Aynı zamanda bu yıl gider kalemi içerisinde en fazla gideri faize ödüyoruz. Bu yılki gelirlerin 3 trilyonunu borçların faizine ödüyoruz. Ülkenin gelirleri faize gidiyor, israfa gidiyor, boş yatırımlara gidiyor ve yolsuzluğa gidiyor.

Birçok devlet başkanı tarifeli uçaklarla yolculuk yaparken bizimkiler uçak filosuyla gidiyorlar. 7 ayrı uçakla uçuyorlar, makam araçlarını bile taşıyan özel uçağımız var. Bu israfa hazine malı dayanmaz.

“Soykırıma rağmen İsrail ile işbirliği sürüyor. Bu da bizi çok üzüyor.”

Bundan dolayı bu milletin bizim camiamıza olan ihtiyacı bugüne kadar olduğundan çok daha fazla. Toplum tam bir facianın eşiğinde. Türkiye’de evlenme yaşı ortalama 34’e çıktı. Doğum oranı 1.3’lerde. TÜİK ve Birleşmiş Milletler araştırma raporlarına göre Türkiye’nin 2010 yılında nüfusunun 38 milyon olacak. Bu tek başına ekonomi ile alakalı değil. Hükümetler toplumun her sorununu çözmekle mükelleftir. Bu da toplumsal bir sorundur ve hükümetlerin işidir. Hükümetler, hukukun üstünlüğünden, adil bir şekilde işleyişinden, sosyal eşitlikten ve en önemlisi insanlara mutlu bir gelecek bırakmakla sorumludur.   Ne yazık ki bugün sosyal bir çürüme ve ekonomik bir çöküş ile karşı karşıyayız. Bundan dolayı da insanların gelecek umudu, hayali yok, korku içerisinde bir bekleyiş içerisindeler.

Bu çürümeyi, bu çöküşü, bu korkuyu ve bu tükenmişliği bitirmek bize düşüyor. Bunun için de her zamankinden çok daha fazla mücadele, gayret ile çalışmamız, insan gönlüne dokunmamız, kendimizi anlatmamız gerekiyor.

Bizim camia olarak hedefimiz iktidara gelmektir. Bizim amacımız, insanlığın saadetidir. Sadece ülkemizin, bölgemizin değil, bütün insanlığın saadeti temel hedefimizdir. Hiç ayrım gözetmeden bütün insanlara sesimizi ulaştırmak, onları kucaklamak hedefimizdir. Saadet Partisinin duruşu belli. Ülkenin ve insanımızın menfaati önceliğimizdir.

Erbakan hocamız bize şu üç şeyi öğretti: Birincisi görevimizin ne olduğunu. İkincisi sorunların temelini. Üçüncüsü de çözüm yollarını öğretti. Görevimiz, tarihimize, inancımıza, kültür ve değerlerimize sahip çıkarak yürümektir. Müslümanlık sadece namaz kılıp oruç tutmak değil,  adaleti, merhameti, liyakatı kuşanmak, dünya insanlığının sorunlarını kendi sorunun gibi görüp, çözüm yolu bulmaktır, bu yolda mücadele etmek, cihad etmektir.

Sorunların kaynağının Siyonizm olduğunu öğretti. İçtimai, iktisadi bütün sorunların temelinde Siyonizm var. Bununla mücadele edecek tek merci, kurum da Milli Görüştür.

Üçüncüsü de çözüm yolları. Çözüm de Milli Görüş davasına sahip çıkarak bütün insanlığın huzuru için çalışmaktır. Bunun için de önümüze kademeli olarak hayata geçirilmesi gereken üç görev ve hedef koydu: Yaşanabilir bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya.

İnsanlar o kadar rayından çıktı ki aklınız almaz. Kanunların koyduğu yasak ve kuralları insanlar artık takmıyor. Eskiden inanç değerlerimizden beslenenler günah kavramından korkarlardı, şimdi günahmış, harammış hiç umurlarında değil. Eskiden gelenekten beslenen otokontrol mekanizması dediğimiz ayıp” denen bir şey vardı, o da hayatımızdan kalktı. Artık ne yasak ne günah ne haram ne de ayıp hiç biri insanların umurunda değil. Çünkü bu toplumu bilinçli bir şekilde rayların dışına doğru çıkarttılar. İşte biz de insanımızın asli kimliğine geri dönmesi ve bir zamanlar şan verdiği o tarihi ile buluşturma mücadelesini veriyoruz.

Konuşmaların ardından misafirler katılımcıların sordukları soruları cevapladılar.

Konuşmaların ardından katılımcılara kurban etleriyle hazırlanan kavurmalar ikram edildi.

Program, sohbet, bayramlaşma Yaşar Sevinç’in yaptığı dua ile sona erdi.