
(Yeni yazı dizimizde, siyaseti, partileri, seçilenleri, seçenleri inceleyeceğiz, sorgulayacağız ve eleştireceğiz ve tavsiyelerde bulunacağız)
Hollanda’da siyaset; hele de biz Türkler için Türkiye’deki siyasete hiç benzemeyen bir siyaset olayı mevcuttur. Belediye çalışmaları ciddiye alınmıyor. Belediyeler bulunduğun şehirde seni ilgilendiren eğitim sağlık güvenli gibi alanlarda çalışma yapar, kanunlar çıkartır, kanunlar değiştirir ve kanunlar düzenler. Böyle önemli olan bir yapıda nasıl ve ne şekilde yer alınmalıdır.
Halk olarak…
Bizler halk olarak, siyasilerden yapması, çözmesi, vaat etmesini bekler buna göre sandığa gidip gitmeyeceğimize karar veririz. Seçilmek isteyen kişilere bakıldığında genellikle dar ve ucu açık cevaplar ile halkın duymak istediğinin tersine, yeterli evlerin olamayışı, okullar, sağlık gibi konularla seçmene bir şeyler anlatmaya çalıştıklarını seyrederiz. Bu doğal, siyasilerin konuşması gereken konulardır…
LAKİN,
“Durum nedir, acaba hedefe ulaşılmasında takip edilen yol doğru mudur, nereye ulaşılmalıdır?” diye bu siyaset olayını irdelemek derinlemesine kurcalamak gerekmez mi?
Mantar gibi yerden biten irili ufaklı gönüllü kuruluşları bağrında tutan Türk topluluğu neden bu konuya gerekli ilgiyi vermiyor, neden halkı Hollanda siyaseti hakkında bilgilendirmiyor en azından bu alanda çalışmalar yapılmıyor? Bu konuda akla şu soru da takılmıyor değil: Acaba bu gönüllü kurumlar siyasetten anlamıyor mu, anladıkları tek şey “adamcılık”mı; yani benim adamım girsin, gerisi “Allah Kerim”mi diyor? Yoksa bunun arkasında aranması gereken başka bir şey mi var?
Seçilenlere değil, seçenlere ya da toplumun oluşturduğu irili ufaklı kurumlarına bir soru sorarak konuyu açmak isterim: Bulunduğunuz şehrin meclis toplantılarına katıldınız mı?
Meclistekilerin çalışma, tartışma ve nihayetinde karara bağlamada mecliste nelerin döndüğünü hiç seyrettiniz anladınız mı?
Seçilenler söz alarak meclis kursusunu işgal edebilir uzun uzun konuşabilir ve bu da dinleyenlerin bazen gönüllerini fetheder, gururla dinlenir ve hatta yasak olmasına rağmen bazen alkışta alabilir.
LAKİN,
Seçilenler,
Sonuç ne? Seçildik, meclise girdik, önümüze konan dosyadaki formları; belediyenin park alanlarında ücretsiz park, belediyenin bilgi arşivlerine girme, kod ya da anahtarları almak, her ay belediye aylığını almak ve formlarını doldurduk; işimiz tamam mı olmuş oluyor?
Hedef!..
Seçilen ne yapabilir, hangi konumda olursa güçlü olur, hangi konumda “Üç dönüm bostan, yan gel yat oğlum OSMAN” konumuna düşer?..
Meclis çalışmaları yalnız seçilmekle olmuyor, seçildikten sonra asıl işin başladığı görülür. Meclisler, kararları çoğunlukla alır, koalisyonlar ihtiyaç hasıl olduğunda muhalefetin güçlü üyeleri ile konuşarak bazı maddelerde yardım sorar. Mecliste tüm üyelerin yarıdan bir fazla sayıya ulaşmasıyla maddeler karara bağlanır. OY çoğunluğuna ulaşmayan hiçbir madde meclisten geçmez. Konuşmacı ya da maddeyi sunan kişi ya da parti, allame-i cihan dahi olsa, konuşur konuşma kayda geçer yerine oturur; bu durum gürültüden başka hiçbir mana taşımaz. Her ay aylığını alır, 4 senesini doldurur.
İşin gerçeği içinde, bulunduğumuz siyasi ortam tam da budur.
Hollanda’da lider çıkmaz çünkü alınan kararlar çoğunlukla(poldermodeli) alınır ve kararların gerçek sahibi olmaz. İştahla, büyük gayretle meclise gönderdiklerimizin bu çoğunluk olayında ta baştan 1-0 geride başlar. Yani muhalefette başlanır. Aynı zamanda Türkleri(Müslümanları) ilgilendirebilecek konuda diğer partiler “sizin partiniz orda o ilgilensin” tavrı ile başlar ve dört yıl bu hikâye ile biter. Çünkü “kendi partiniz var ve ona OY verdiniz” der misali ilgilenilmesi gereken maddeler, yeterli ilgi ve gerekli değişimlere uğramadan meclisten memurların hazırladığı şekilde geçer. Yani seçtiğimiz kişinin gelen maddeler konusunda değişiklik yaptırmada çoğunluğa ulaşacak meclis gücü yoktur. Genellikle uygulamada şu yol denenir: Koalisyon partileri çoğunlukta olduğundan dolayı, muhalefetten genellikle destek beklemez: Çok az konularda muhalefetin desteğine ihtiyaç duyulur ve bu ihtiyacı siyasetteki memurların desteğiyle koalisyon, hani muhalefet partisini rahatsız edeceğini bilir. Yani orada da söz söyleme hakkımız yok denecek kadar azdır.
Mahmut Yazıcı
(Devam edeceğiz)
Editörün notu:
Her seçim bir öncekinden önemlidir. Çünkü kaybedilen 4 yıl vardır ve bir daha aynı hataya düşmemek için önümüze konulan sandıklarda ülke ve halkı için çalışacak olan yeni siyasileri, partileri seçme yoluna gideriz. Siyasete ve siyasetçiye olan güvenin yüzde 17’ler düştüğü bir ülkede oy verme oranı da her geçen seçimde azalmakta. Her seçmen farklı gerekçelerle sandığa gitmeme sebebini açıklıyor. Hangi sebeple olursa olsun böyle bir ceza ve tepki yöntemi çok yanlıştır. Siyasileri cezalandırmanın en uygun yolu, yöntemi sandığa giderek yapılandır.
Sevgili Mahmut Yazıcı, yıllardır bu alanda mücadele eden, doğru bildiğini söyleyen, bölgenin ve bölge insanının menfaati için çalışan; bu alanın uzmanlarından bir kardeşimiz. Hollanda’daki gidişatın her geçen gün aleyhimize işlediği bir süreçten geçiyoruz. Mahmut kardeşimiz, bu gerçeği görenlerden, içi sızlayanlardan ve bir şeyler yapılması gerektiğine inananlardan. Bundan böyle, bilgi, birikim, donanım ve tecrübelerinden hareket ederek önümüze bir yol haritası çizecek.
Mahmut Yazıcı, seçmen olarak sorumluluklarımız nelerdir, STK’lar olarak yükümlülüklerimiz nelerdir, siyasiler ve seçilenler olarak görev ve mükellefiyetleri nelerdir, bunları yazacak, analiz edecek ve bir gündem oluşturacağız. Seçilecek olanların her 4 yılda bir bize görünmesi, verilen sözlerin yerine getirilmemesi, halka hesap vermemesi siyasetçilere olan güveni sıfırlıyor. Bunun yanında sebepsiz sandığa gidilmemesi, STK’ların hesap sormaması, oy verenlerin seçtiklerini takip etmemeleri de siyasilerin duyarsızlığını, tutarsızlığını, nemelazımcılığını tetikliyor. İşte bu yazı dizi ile bunlara son vereceğiz. Tabi ki bu konuda sizin de katkılarınızı bekliyoruz.
…
