
Kıssadan hisse…
“Kimden öğrendin bu adil paylaşımı?”
Aslan, tilki ve kurt arkadaşlık kurup birlikte ormanda gezerlerken acıkmışlar. Hemen oracıkta aslan bir ceylanı avlayıp kurdun önüne bırakmış. “Hadi, şu ceylanı bir taksim ediver de, birlikte âfiyetle yiyelim.” demiş.
Kurt, büyük bir dikkat ve kemâl-i ciddiyetle, “Şu but senin, bu but benim, şu but da tilkinin.” şeklinde taksim ederken aslan sinirlenmiş, bir pençe darbesiyle kurdun işini bitirmiş. “Bre ahmak, sen kendini benimle nasıl eşit sayarsın? Sen benim çektiğim emeği çektin mi ki böyle bir taksimata cüret edebiliyorsun?” diye de arkasından kükremiş. Sonra tilkiye dönmüş ve “Hadi, şu taksimi sen yapıver de karnımızı doyuralım.” demiş.
Tilki; “Efendim, şu ön but, sizin sabah kahvaltınız olsun, arka budu da öğle yemeğinde âfiyetle yersiniz. Şu kalan kısmını da akşam yemeğinize ayıralım da aç kalmayasınız.” diye taksimde bulununca aslan; “Sen ne yiyeceksin o hâlde?” diye sorunca, “Efendim, ben çabuk doyarım zaten. Sizin yediklerinizden arta kalan kemiklerle, derisiyle idâre ederim.” demiş.
Aslanın çok hoşuna gitmiş bu cevap ve; “Aferin sana! Sen bu güzel(!) ve adâletli(!) taksimi nereden öğrendin?” diye sormuş. Tilki; “Bu taksimi, paylaştırmayı işte bir pençe darbesiyle yerde cansız yatan şu kurt kardeşten öğrendim efendim.” demiş.
Koalisyonu oluşturmaya çalışan partiler (D66, VVD, CDA) uzun bir aradan sonra hükûmet programını kamuoyuyla paylaştılar. Programı okuyunca niyeyse bu kıssayı anımsadım.
“Ekonomiye can katma” adı altında hazırlanan program, halkın canına kast etmiş zehirli bir öğün olarak gümüş tepside sunuldu.
Ekonomi canlanacak mı, ülkeye istikrar gelecek mi bilinmez amma bu program dar gelirlinin canına okuyacak, işçinin, emeklinin ümüğünü sıkacak, hanesini sıkıntıya sokacak. Alışmışlar ya sömürüye, dönemiyorlar geriye.
Savaş çığırtkanlığı yaparak NOTO’nun başına geçen eski başbakanlardan VVD’li Rutte, savunmaya katkı payını yüzde 3.5’lara çıkarmış ve bu da ülkelerin bu alana daha çok bütçe ayırmasına yol açmıştı.
Rob Jetten’in azınlık koalisyonu da 3.5 milyar gibi ağır vergi yükü getirerek, halkı inim inim inleterek savunmayı güçlendirecek. Emeklilik yaşını 70’e çıkarmayı planlayan halk düşmanı yıkım ekibi, sağlıktaki kişisel katkı payını da 460 euroya çıkarmayı planlıyor. Koalisyon ortaklarından zenginlerin partisi olan VVD işin içindeyse, fakir fukaranın, garip gurebanın varsın canı çıksın, kimin umurunda. Ülkede sayıları beş yüz binleri aşan yoksul insandan bahsederken, olmayan savaşların, satılması gereken silahların bedelini bize niye ödetirsiniz. Çünkü sizler de o silah sanayisi ve savaş çığırtkanlığı yapan emperyalist çeteyle ortaksınız.
İşsiz kalanların can simidi olan WW/işsizlik ödeneği 1 yıla düşürülmesi planlanırken, engellilik ödeneği WIA/Çalışma Kapasitesi Yasası’nda kesintiye gidiliyor. Bu programa göre işçi sınıfı daha çok çalışacak, insanlar hasta olmamak için her yolu deneyecek zira hasta daha çok ödeyecek, yaşlılar, engelliler daha az destek görecek. Hükûmet programı zengini daha zengin, fakiri daha fakir edecek bir zihniyetle hazırlanmış durumda. Bu programa müsaade verilirse, onaylanırsa, yetmiş yaşına kadar çalışmak zorunda bırakılacağız.
Belçikalı politikacı, hukukçu ve yazar olan Kim De Witte’nin kitabının başlığı da, bu programı özetler cinsten: “Çalış, Sus ve Öl.” Ve bize önerdikleri politika tam olarak da bu. Parlamentodaki partilerin bazıları açıklanan programa tepkililer ancak, yukarıdan alacakları talimatla bu programın onaylanıp, yürürlüğe konulacağını da biliyorum. Zira bundan önce de bu tür durumlara çok şahit olduk. “Ya emeklilik hakkımız başta olmak üzere diğer haklarımızı geri kazanırız ya da çocuklarımız bunu tamamen kaybeder ve geleceğimizi karartırız.” Bundan dolayı parlamentoda temsil edilen partiler başta olmak üzere bütün STK’lar büyük bir eylem yaparak bu programa tepki göstermeli ve iptali için bütün yasal yollar denenmeli. Savunma için 20 milyar euroya yakın bir bütçe ayrılacak. Rusya’nın gelip Hollanda’yı vuracağı korkusuyla böyle bir cinnet hâli yaşıyor Hollanda.
Programda sadece bunlar yok. Stikstof/Azot korkusuyla, tarım ve hayvancılığa da büyük bir darbe vurulması bekleniyor. Kur’an kurslarına yönelik yeni bir teftiş yasasının getirilmesi de, İslam okullarının kolay açılmasını sağlayan yasanın yeniden gözden geçirilmesi gibi pek çok anti demokratik söylem de bu programın içerisine dâhil edilmiş. Susmanın, korkmanın vakti değil, şimdi konuşmanın ve hak aramanın, eyleme geçmenin vaktidir. Susarsak, pusarsak bunun bedelini sadece bizler değil, geleceğimiz olan evlatlarımız da çok ağır ve acı bir şekilde öderler. 70 yaş emekliliğiniz hayırlı olsun. Daha nice yıllara inşallah.
Topluca gidiliyor ölümlere…
(Yaşayanlardaki hissizliğe, duyarsızlığa, ibret alamama hâline ithaftır).
Mevsim kış. Tabiatta ölüme doğru göç var. Atıyorlar üzerlerinde ne varsa, sanki kefen giymek için yapılıyor tüm hazırlıklar. Her şeyi gizleyen o bembeyaz örtü, kefen niyetine vücudu sarar. Ve ölü bir ağaç aylar sonra çiçek açar; can bulur, meyveye durur…
‘Her can ölümü tadacak’ ilahî buyruk gereği bir sırra doğru yol alıyoruz. İnsan için, ölüm ‘bitiş/tükeniş’ olamaz. Ölümsüzlük özlemi insanoğlunun bitmeyen umudu olagelmiştir. Öyleyse, ‘ölmeden evvel ölmeli, ölümü öldürenlerden’ olmalıyız. “Hoş geldin ölüm derken, merhaba hayat” diyebilmeliyiz.
Ölümü, ‘sevgiliye verilen randevu vaktinin gelip çattığı, sevgiliyle aradaki perdenin kalkıp O’na kavuşulduğu an’ eylemeliyiz.
Ölümsüzlük sırrını yakalamanın hazzı ile ölüme meydan okumalı ve “Ölüm, bize ne uzak ne yakın bize ölüm, Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm” diyebilmeliyiz.
Kaçıp gidiyorlar ellerimizden can dostlarımız, bizim yanmamız, sızlayıp, ağlamamız faydasız; onlar memnun ki yerlerinden dönmüyorlar seferlerinden… Kim bilir, bize de belki onlardan davetiye vardır. Derhâl başlatılmalı hazırlıklar. Ölümü görmezlikten gelerek, hayatı ebedileştireceğimizi sanıyor, ölümsüzlüğe açılan kapıdan ancak, ‘ölümle’ girilebileceğimizi akıl edemiyoruz.
Peygamberimiz (s.a.v)’in irtihali üzerine Hz. Ebubekir’in, onun yüzüne bakarak; “Öldün, bir daha ölmeyeceksin!” demesi, insanın ancak ölerek ölümsüz olan bir hayata kavuşabileceğinin mesajını veriyordu. Yok olup bittiğini sandığın yerde, var olmaktır; yeniden doğuştur ölüm. Ayrılık vakti değil, dosta, sevgiliye kavuşmaktır ölüm. Yeniden dirilişe giden yolun başlangıcıdır, ölüm.
Ve Mevlânâ’nın mısralarında tatlanır, şeker olur ölüm…
“Canı değil mi ki sen alıyorsun
Ölüm şeker gibi tatlanır.
Seninle olduktan sonra
Tatlı candan daha tatlıdır ölüm”…
Hayat, umut ve korku arası bir dengeye oturtulmalı. ‘Ölüm değil korkutan; hesap, kitap ve çaresizlik’ diyebilmeli, bu şuurla, her hareketimizin hesabıyla haşrolacağımızın idrakiyle nefes alıp vermeliyiz. Öyle ya; mazlum olarak gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalı ki, var olmanın, yaşamanın bir anlamı olsun…
İbret alalım ölümden, ve hazırlıklı olalım istedim. İncitmeyelim kimseyi, sevelim, sayalım, hoş görelim, dost olalım. Doğduğumuzda biz ağlarken yakınlarımız gülüyorlardı. Öyle bir ölümle göçelim ki buralardan, biz gülerek gidelim, onlar ardımızdan ağlasınlar…
Ölüm en etkin nasihat… En güçlü hakikat…
Bu vesileyle, 25 Ocak 2026 Pazar günü hakka, ebediyete uğurladığımız yeğenimiz Burak Turan’ı rahmetle anıyor ve acımızı paylaşan bütün dostlarımıza kalbi şükranlarımı sunuyorum. Burak’ın ardından cansız bir bedene dönen anne ve babasına da sabr-ı cemil, ecr-i cezil diliyorum.
“Okumazlarmış zât-ı âlileri…”
Limburg bölgesinde küçük bir kasabada bulunan büyük bir camiye düştü yolum. İşim gereği bu tür ziyaretleri çok sık yaparım. Gazete bırakır, namaz kılar, bulursam bir kaç inanmış ile sohbet ederim. Camiden girince bir masa üzerinde kitap sergisi karşıladı beni. Mutlu oldum, zira kitap demek okumak demek, aydınlanmak demektir. Kitapların yanına gazete bırakayım derken, lokalden biri geldi ve “o ney” diye sordu. Görmesine rağmen, gayriihtiyari olarak “gazete” dedim. “Biz okumuyoruz” dedi. Onca kitap yığınını gösterip, “peki bunlar ne için?” diye soramadım. Anladım ki, gazete bırakmamı istemiyor. “Peki” dedim ve namaz için camiye girdim. Namaz sonrası yakasına yapışıp, “derdiniz ne” diye sormak için aceleyle lokale indim, ama “okumayan” adam gitmişti. Çok zoruma gitti. Cami gibi bir yerde bu tür bir tutum sergilemek, açıkçası kolay hazmedilecek bir durum değil.
Her yılın son ayında abonelerimize ve gazete yolladığımız cami, cemiyet, kurum, kuruluş ve işyerlerine, gazetemizin arasında abone çeki yollanır. Yıllık bedeli sadece posta masrafı olan 20 euro talep edilir. Maddî durumu iyi olmayan Çoğu insanımız farklı yerlerden gazetemize ulaşıyor olsa bile 20 euroyu katkı, destek amaçlı yatırılar. Uzaklardan bir okurumuz da 100 euro yollamış. “Sizin 30 yıllık mücadelenize bizim de böyle katkımız olsun” diye… Teşekkürler sevgili okurumuz M. Y. Sizin bu duyarlı tavrınız umarız milyonluk ciro ile iş yapan iş adamlarımızın kulağına gider de, onlar da gazetecilerin bu kutlu yolculuğunda yanlarında olurlar.
Zenel Abidin Kılıç
