Putin, Çin ziyaretinde dünyada jeopolitik gerilimlerin yükseldiği, ortak çıkarlarını ve uluslararası düzeni savunmak üzere stratejik ilişkilerini derinleştirecekleri, tek taraflılığa karşı birlikte hareket edecekleri mesajını verdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin ziyaretinde dünyada jeopolitik gerilimlerin yükseldiği, güç kullanımının ve bölgesel çatışmaların arttığı dönemde ortak çıkarlarını ve uluslararası düzeni savunmak üzere stratejik ilişkilerini derinleştirecekleri, tek taraflılığa karşı birlikte hareket edecekleri mesajını verdi.

Putin, İran ve Ukrayna’da savaşların sürdüğü, küresel güç ilişkilerinde ve jeopolitik dengelerde değişimlerin yaşandığı eşikte, ABD Başkanı Donald Trump’tan günler sonra Çin’i ziyaret etti.

Çin ve Rus liderler, ziyarette Trump’ın ikinci iktidar döneminde tek taraflı tarife artışları, egemenlik talepleri ve güç kullanımıyla uluslararası ortamı Amerikan çıkarları lehine yeniden şekillendirme çabalarına karşı çok kutuplu dünya düzeni ve eşitliğe dayalı uluslararası ilişkiler modeline bağlılıklarını vurguladı.

Ziyarette iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve farklı alanlardaki işbirliğini derinleştirme konusunda hemfikir olan taraflar, 2001’de imzalanan ve ikili ilişkilerinin yanı sıra Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) de temelini oluşturan “Çin-Rusya İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması”nın süresinin uzatılmasında mutabakata vardı.

“Orman kanunu” ve “çok merkezli dünya”

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rus lider ile düzenlediği basın toplantısında, dünyada tek taraflılık ve hegemonya arayışlarının yükselişte olduğu ve uluslararası alanda güçlü olanın haklı sayıldığı “orman kanununa” dönüş tehlikesinin bulunduğuna işaret ederek, Pekin ile Moskova’nın bu koşullarda uluslararası eş güdümü ilerletmeleri, küresel yönetim sisteminin reformuna öncülük etmeleri gerektiğini belirtti.

ABD’nin yeni müdahalecilik politikasını üstü örtülü eleştiren Çin lideri, “Bugün dünya barışçıl olmaktan uzak. Tek taraflılık ve hegemonya ciddi tehdit yaratıyor, uluslararası düzeni orman kanunu tarzı güç ve hakimiyet çekişmesine tehlikeli şekilde yakınlaştırıyor.” dedi.

Şi, “Çin ve Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri ve sorumlu büyük ülkeler olarak, Birleşmiş Milletlerin otoritesini, uluslararası eşitliği ve adaleti korumalı, tüm tek taraflı zorbalık eylemlerine, tarihin seyrini değiştirmeye ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını inkar ederek faşizmi ve militarizmi diriltmeye yönelik tüm girişimlere karşı çıkmalı.” ifadelerini kullandı.

Rusya-Çin işbirliğinin uluslararası alanda istikrar faktörü olduğunu vurgulayan Putin de “Tüm aktörlerin çıkarlarının dengelendiği çok merkezli bir dünyayı oluşturmanın karmaşık süreci yolunda ilerliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Rus lider, dünyada gerginliklerin hakim olduğu dönemde Çin ile BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve G20 gibi çok taraflı platformlarda yakın iletişimi ve işbirliğini sürdüreceklerini dile getirdi.

Hegemonyaya karşı çok kutuplu dünya çağrısı

Liderler, görüşmenin ardından çok kutuplu dünya düzeni ve yeni model uluslararası ilişkilerin inşasına dair ortak bildiri yayımladı.

Bildiride Çin ile Rusya’nın çok kutuplu dünya düzeni ve eşitliğe dayalı uluslararası ilişkiler modelinin oluşturulmasından yana olduğu vurgulanarak, şunlar kaydedildi:

“Küresel hegemonya kabul edilemez ve yasaklanmalı. Hiçbir devlet veya devlet grubu uluslararası ilişkileri kontrol etmemeli, diğer ülkelerin kaderini belirlememeli ve kalkınma imkanlarını tekeline almamalı. Küresel yönetişim ve düzenleme sistemi, tüm devletlerin siyasi karar alma süreçlerine eşit şekilde katılımını ve bundan faydalanmasını güvence altına almalı.”

Orta Doğu’da savaş ve enerji işbirliği

ABD ile İsrail’in İran’a saldırıları ile başlayan ve İran’ın misillemeleriyle tırmanan savaşa ilişkin Çin tarafı, çatışmalara derhal son verilmesi ve müzakerelere dönülmesi çağrısı yaparken iki tarafın ortak açıklamasında Hürmüz Boğazı’ndaki krize ilişkin, uluslararası gemiciliği kesintiye uğratan, küresel tedarik zincirlerinin bütünlüğünü tehdit eden tek taraflı eylemlerden duyulan endişe dile getirildi.

Rus lider Putin, Orta Doğu’da krizin devam ettiği dönemde Rusya’nın enerji kaynaklarında güvenilir tedarikçi, Çin’in de bu kaynakların sorumlu müşterisi olmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Savaşın Hürmüz Boğazı’nda yol açtığı kesinti, ithal ettiği ham petrolün yaklaşık yüzde 45’ini, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30’unu bölgeden alan Çin açısından tedarik sıkıntısı yaratırken Rusya’dan boru hatlarıyla ithal ettiği petrol ve doğal gazın stratejik önemini artırdı.

Orta Doğu’daki savaşın küresel enerji krizine yol açtığı dönemde Rus tarafı, enerji konusunda büyük bir anlaşma beklentisiyle Pekin’e geldi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov, ziyaret sırasında Rus devlet kanalı Rossiya-24’e yaptığı açıklamada iki ülkenin enerji alanında “önemli bir şey” üzerinde anlaştıklarını açıkladı.

“Sibirya’nın Gücü 2”

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da gazetecilere yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesinin güzergah ve inşaat dahil temel parametreleri konusunda genel anlayışa ulaştıklarını bildirdi.

İlk kez 2006’da ortaya atılan, Rusya’nın Arktik ve Sibirya sahalarından Çin şehirlerine yılda 50 milyar metreküp doğal gaz sağlaması öngörülen proje, fiyat konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle uzun zamandır sürüncemede kaldı.

Projenin takvimine ilişkin henüz net bir tarih bulunmadığını ifade eden Peskov, bazı detayların netleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Çin tarafı, boru hattı konusunda anlaşmaya varılıp varılmadığına ilişkin henüz açıklama yapmadı.

İran, Kuzey Kore, Altın Kubbe

Taraflar, ziyarette iki ülke arasında kapsamlı stratejik eş güdüm ortaklığının geliştirilmesine dair yayımladıkları açıklamada, ikili ilişkilerin yanı sıra uluslararası ve bölgesel krizlere ilişkin ortak tutumlarını dile getirdi.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları ile başlayan savaşın Orta Doğu’da istikrara zarar verdiğini vurgulayan taraflar, Gazze’de sürdürülebilir ateşkesi desteklediklerini bildirdi.

Pekin ile Moskova, Kuzey Kore’ye yönelik diplomatik izolasyon ve ekonomik yaptırımlara karşı olduklarını vurgulayarak, nükleer sorunun müzakerelerle çözülmesi gerektiğini belirtti.

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi ve Küba’ya yönelik ablukasına doğrudan değinmekten kaçınan taraflar, Latin Amerika ve Karayip ülkelerine dış müdahaleye ve bu ülkelerin iç işlerine karışılmasına her ne sebeple olursa olsun karşı olduklarının altını çizdi.

İki ülke, Washington’ın “Altın Kubbe” füze kalkanı projesinin stratejik istikrara açık bir tehdit teşkil ettiğini, ayrıca ABD ve müttefiklerinin Arktik bölgesini askerileştirmesinden kaygı duyduklarını dile getirdi.

Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşma

Çin-ABD ilişkileri, Trump’ın ilk döneminde ticaret ve teknoloji alanlarında başlayan, sonrasında eski Başkan Joe Biden’ın döneminde jeopolitik cepheleşmeye dönüşen güç rekabeti nedeniyle son yıllarda giderek daha fazla gerilimli seyir izlemişti.

ABD ile jeopolitik gerilimler, Ukrayna’daki savaş nedeniyle ABD ve müttefikleri karşısında benzer meydan okumalarla karşı karşıya bulunan Rusya ile Çin’i yakınlaştırmıştı.

Pekin, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Batı yaptırımlarının hedefindeki Moskova ile başta enerji olmak üzere ekonomik ilişkilerini geliştirmişti. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, 2023 ve 2024 yıllarında 240 milyar doları aşarken Rusya’nın ihraç ettiği ham petrol ve doğal gazın yaklaşık yarısı Çin tarafından satın alınmıştı.

İran’daki savaşın Hürmüz Boğazı’ndan enerji akışında sebep olduğu kesinti de Çin’in petrol ve doğal gaz tedariki açısından Rusya’nın önemini artırmıştı.

“Kapsamlı stratejik eş güdüm ortaklığı”

Çin ile Rusya, ikili ilişkilerini “yeni dönemde kapsamlı stratejik eş güdüm ortaklığı” olarak tanımlıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daimi üyesi iki ülke, ABD’li ve Batılı müttefiklerinin ağırlığına karşı küresel sorunlarda çoğu zaman birbirini destekleyen politika tercihlerini ortaya koyuyor.

İki ülke, kuruluşuna öncülük ettikleri Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi çok taraflı platformlarda da işbirliğini sürdürüyor.