UCM’de Başsavcı Karim Khan hakkında yürütülen soruşturma, bağımsız yargıçların “ihlal yok” kararına rağmen siyasi düzlemde sürdürülüyor. Süreç, mahkemede hukuk ile devletlerin siyasi tutumları arasındaki gerilimi yeniden görünür kılıyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından Başsavcı Karim Khan hakkında yürütülen disiplin süreci, bağımsız yargı organlarının açık ve oy birliğiyle verdiği “ihlal yok” kararına rağmen sonlandırılmadı. Mahkemenin yürütme organı olan Taraf Devletler Bürosu tarafından yapılan oylamada, üye devletlerin çoğunluğu Khan hakkında soruşturmanın sürdürülmesi yönünde görüş bildirdiği haberlere yansıdı.

Bu gelişme, yalnızca bireysel bir soruşturmanın seyri açısından değil; aynı zamanda UCM içinde hukuki değerlendirmeler ile devletlerden gelen siyasi baskı arasındaki gerilimin görünür hâle gelmesi bakımından da kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Bağımsız Heyet Karim Khan’ı Akladı Ama Taraf Devletler Soruşturmayı Kapatmıyor

Sürecin hukuki boyutunda en belirleyici aşama, Birleşmiş Milletler İç Gözetim Dairesi tarafından yürütülen kapsamlı soruşturmanın ardından yaşanmıştı. Yaklaşık 150 sayfalık rapor ve 5 binden fazla sayfalık ek delil, Taraf Devletler Meclisi (Assembly of States Parties – ASP) tarafından görevlendirilen üç bağımsız uluslararası yargıç tarafından incelenmişti.

Yaklaşık üç ay süren değerlendirme sonucunda hâkim heyeti, Mart 2026’da oy birliğiyle, “olgusal bulguların ilgili hukuki çerçeve kapsamında herhangi bir suistimal veya görev ihlali teşkil etmediği” sonucuna ulaştı. Ceza hukukunun en yüksek ispat standardı olan “makul şüphe ötesi” ölçütüne dayanan bu değerlendirme, iddiaların hukuki olarak karşılık bulmadığını açık biçimde ortaya koydu.

Ancak bu açık hukuki sonuca rağmen, Taraf Devletler Bürosu tarafından yapılan son oylama farklı bir tabloyu işaret ediyor. 21 üyeli büroda 15 ülke, hâkimlerin değerlendirmesine rağmen Khan’ın “bir tür suistimalde bulunmuş olabileceği” yönünde siyasi olmakla eleştirilen bir kanaat ortaya koydu. Belçika, Japonya, İtalya ve Polonya gibi ülkelerin yer aldığı bu çoğunluk, bağımsız yargı panelinin vardığı sonucu bağlayıcı kabul etmeyerek kendi değerlendirmesini yapma yoluna gitti.

Buna karşılık Senegal, Güney Afrika, Kenya ve Sierra Leone gibi ülkeler ise hâkim heyetinin bulgularına bağlı kalınması gerektiğini savundu. Uganda ile Bosna-Hersek’in çekimser kaldığı oylama, UCM içinde yalnızca hukuki değil, aynı zamanda jeopolitik bir ayrışmanın da ortaya çıktığını gösterdi.

Süreç Devam Ediyor: Nihai Karar Haziran Ayında Çıkacak

Yapılan oylama nihai bir karar niteliği taşımıyor. Büro’nun önümüzdeki günlerde Khan’a resmî bir bildirimde bulunması ve savcının bu bildirime 30 gün içinde yanıt vermesi bekleniyor. Diplomatik kaynaklara göre, Büro’nun “suistimal” olarak değerlendirdiği fiilin niteliğine ilişkin nihai kararın Haziran 2026 başında verilmesi öngörülüyor.

Bu süreçte iki olasılık öne çıkıyor: Büro ya “ciddi suistimal” tespiti yaparak Khan’ın görevden alınması için tüm üye devletlerin oyuna başvuracak ya da daha hafif bir ihlal değerlendirmesiyle disiplin yaptırımları uygulayabilecek. İlk senaryoda 125 üyeli mahkemede en az 63 devletin desteği gerekirken, ikinci senaryoda karar doğrudan Büro tarafından alınabilecek.

“Hangi Suistimal?” Sorusu Yanıtsız Kaldı

Sürecin en dikkat çekici yönlerinden biri ise, Büro çoğunluğunun hangi eylemi “suistimal” olarak değerlendirdiğinin belirsizliğini koruması. Diplomatik kaynaklar, bu değerlendirmenin ya başlangıçtaki cinsel taciz iddialarına dayandığını ya da tamamen farklı bir “görev ihlali” iddiasına işaret edebileceğini belirtiyor.

Ancak bağımsız yargıçların incelediği dosyada, söz konusu iddiaların hiçbirinin hukuki olarak ispatlanamadığı açık biçimde ortaya konmuştu. Bu durum, tartışmanın içeriğinden çok yöntemi ve karar alma sürecinin niteliğine odaklanmasına yol açıyor.

Khan’ın Avukatlarından Sert Tepki: “Hukukun Yerini Siyaset Alıyor”

Khan’ı vekaletini üstlenen hukuk ekibi, ortaya çıkan tabloya sert tepki gösterdi. Avukatlar Tayab Ali ve Sareta Ashraph tarafından yapılan açıklamada, bağımsız yargıçların oybirliğiyle verdiği kararın göz ardı edilmesinin “hukuki muhakemenin yerini siyasi değerlendirmelerin aldığı” anlamına gelebileceği uyarısında bulunuldu. Açıklamada şu değerlendirme öne çıktı:

“Üç seçkin uluslararası yargıçtan oluşan panel, üç ay boyunca tüm delilleri inceleyerek açık ve net bir sonuca ulaştı: Herhangi bir suistimal yoktur. Bu değerlendirmenin siyasi temsilciler tarafından bir kenara bırakılması, son derece rahatsız edici sorular doğurur.”

Savunma ekibi ayrıca, soruşturma materyali ile yargı kararı arasındaki farka dikkat çekerek, OIOS raporunun doğrudan bir “suç tespiti” içermediğini, yalnızca değerlendirilmesi gereken iddiaları sunduğunu vurguladı.

Uluslararası Hukuk Çevrelerinden Sürecin Siyasallaştığına Dair Uyarı

Birleşik Krallık vatandaşı 56 yaşındaki Başsavcı Karim Khan’ın avukatlarının dile getirdiği eleştiriler, uluslararası hukuk çevrelerinde de geniş yankı buldu. Birleşmiş Milletler raportörleri ve önde gelen hukuk kuruluşları, Assembly of States Parties Bürosu’nun bağımsız yargıçların bulgularını göz ardı etmesinin, UCM’nin kurumsal bağımsızlığı açısından ciddi riskler barındırdığı uyarısında bulundu.

BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese ve konut hakkı raportörü Balakrishnan Rajagopal, sürecin siyasallaşmasının mahkemenin güvenilirliğini zedeleyebileceğine dikkat çekerek, yargısal değerlendirmelerin siyasi tercihlerle ikame edilmesinin tehlikeli bir emsal oluşturabileceğini vurguladı.

Paris Barosu Başkanı Louis Degos ise 37 bin avukat adına yaptığı açıklamada, disiplin sürecinin yalnızca bireysel bir soruşturma olmaktan çıkarak, “Başsavcı’nın izlediği soruşturma politikalarının dolaylı biçimde yargılanmasına dönüşme riski” taşıdığına işaret etti. Degos, bu durumun UCM’nin yetki alanı ile siyasi baskılar arasındaki sınırları bulanıklaştırabileceğini ifade etti.

Afrika Barolar Birliği de daha açık bir uyarıda bulunarak, “siyasi bir organın, deneyimli yargıçların gerekçeli ve oy birliğiyle alınmış kararını göz ardı etmesinin, yalnızca bu dosyayı değil, hukukun üstünlüğüne olan küresel güveni de zayıflatabileceği” değerlendirmesinde bulundu.

Yakalama Emirlerinin Çıkartıldığı İsrail Soruşturmasıyla Kesişen Bir Süreç

Karim Khan hakkındaki iddiaların ortaya çıkışı ve bugünkü gelişmeler, UCM’nin en tartışmalı dosyalarından biri olan İsrail-Filistin soruşturmasıyla doğrudan kesişiyor. Khan’ın Mayıs 2024’te İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında yakalama emri talep etmesi, ardından kısa süre içinde cinsel taciz iddialarının gündeme gelmesi, sürecin başından itibaren “zamanlama” tartışmalarını beraberinde getirmişti.

Bu dönemde ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin UCM’ye yönelik yaptırımları ve diplomatik baskıları da dikkate alındığında, Khan hakkındaki soruşturmanın yalnızca bireysel bir disiplin meselesi olmadığı yönündeki değerlendirmeler güç kazanmıştı.

Daha önce Middle East Eye ve Le Monde tarafından ortaya konan araştırmalar, Khan’ın İsrail dosyasındaki adımlarıyla eş zamanlı olarak, hem dış siyasi aktörler hem de UCM içindeki bazı isimler tarafından yürütülen sistematik bir yıpratma sürecine maruz kaldığını ortaya koymuştu. Bağımsız yargıçların “ihlal yok” kararı, bu iddiaların hukuki temelini ortadan kaldırmış olsa da, Büro’nun aksi yönde ilerlemesi, uluslararası ceza yargısının siyasi etkilerden ne ölçüde bağımsız olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. (Perspektif)