Saadet Avrupa Ocak Ayı Bölge Başkanları Toplantısı’nı merkez binasında gerçekleştirdi. Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen Saadet Avrupa Ocak Ayı Bölge Başkanları Toplantısı’na Avrupa kıtasının dört bir yanından katılım oldu. Toplantıya Saadet Avrupa Bölge Başkanları, teşkilat mensupları ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.
Programın açılış bölümünde konuşan Saadet Avrupa Başkanı Samet Sami Temel, Avrupa’da teşkilat çalışmalarının aralıksız sürdüğünü söyledi. Temel, Saadet Avrupa’nın her geçen daha da büyüdüğünü ve çelikleştiğini ifade etti. Temel, Avrupa’nın dört bir yanında yeni bölge temsilciliklerinin kurma çalışmalarının devam ettiğine de dikkat çekti.

Toplantıya misafir konuşmacı olarak katılan Saadet Partisi STK ve Halkla ilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Musa Öztürk konuşmalarını gerçekleştirdi. Öztürk, Saadet Avrupa teşkilatını çalışmalarından dolayı tebrik etti.

Toplantıda bölge başkanlıklarının aylık faaliyeti ve yapılan işler ele alındı. 2015 yılında kurulan Saadet Avrupa bugün Avrupa kıtasının 32 bölgesinde ve Amerika’da faaliyet yürütüyor.

Saadet Avrupa Merkez İdare Kurulu Toplantısı Gerçekleştirildi

Başkanları Toplantısı’nın ardından bir gün sonra Merkez İdare Kurulu Toplantısı düzenlendi. Toplantıda MİK üyelerinin yanı sıra Saadet Avrupa yönetimi ve Saadet Partisi STK ve Halkla ilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Musa Öztürk de hazır bulundu.
Toplantı Genel Sekreter Yakup Özdoğru’nun program takdim konuşmasıyla başladı. Özdoğru, Saadet Avrupa’nın yıllık çalışma raporunu katılımcılarla paylaştı ve sözü Teşkilat Başkanı Tayyip Emre Kuzhan’a verdi. Kuzhan teşkilatlanmanın son durumuyla ilgili bilgi verdi.

Kuzhan’dan sonra söz Tanıtım, Medya ve İletişim Başkanı Ömer Faruk Büyükakyüz’e verildi. Büyükakyüz de yaptıkları çalışmaları katılılımcılarla paylaştı.

Büyükakyüz’ün ardından söz alan Planlama ve Koordinasyon Başkanı Adem Aydoğdu, yıllık faaliyet raporunu MİK üyelerine sundu.

Aydoğdu’nun ardından kürsüye gelen STK ve Halkla İlişkiler Başkanı Ali Yücel, birisiyle alakalı kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi.

Samet Sami Temel: “Millî Görüş çizgisinde, mazlumun yanında, zalimin karşısında durmaya devam edeceğiz.”

Birim sunumlarının ardından kürsüye gelen Saadet Avrupa Başkanı Samet Sami Temel, MİK açılış konuşmasında dünya gündemine dair önemli mesajlar verdi.
“Dünya, aklını yitirmiş güç odaklarının elinde büyük bir türbülansa sürükleniyor.” tespitinde bulunan Temel, “Bu bir ulus devlet meselesi değil, insanlığın geleceğini tehdit eden küresel bir sorundur.” dedi.
“Millî Görüş çizgisinde, mazlumun yanında, zalimin karşısında durmaya devam edeceğiz.” diyen Temel konuşmasında şunları dile getirdi:
“Saygıdeğer Başkanlık Divanımız,
Kıymetli Merkez İdare Kurulu Üyelerimiz,
Her birinizi muhabbetle, hürmetle ve en kalbî duygularımla selamlıyorum.
Ocak ayı Merkez İdare Kurulu Toplantımızı gerçekleştiriyoruz.
Aylık faaliyetlerimizi gözden geçirmek, Avrupa’da ve dünyada yaşanan gelişmeleri sağlıklı değerlendirebilmek, karşılaştığımız durumları doğru okuyarak geleceğe dair kararlarımızı isabetli alabilmek için bir aradayız.
Bu buluşmamızın hem şahsî hem de teşkilatî gayretlerimize istikamet kazandırmasını; kararlarımızın ve değerlendirmelerimizin teşkilatımızın bütün kademelerine bereket olarak yansımasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Katılımlarınızdan dolayı her birinize teşekkür ediyorum.
Değerli Merkez İdare Kurulu Üyelerimiz,
Yapılan her faaliyeti birlikte gözden geçirmek, teşkilatımızın gidişatını görmek ve önümüzdeki döneme dair net bir perspektif kazanmak açısından kurulumuzun çalışmaları takip etmesi büyük önem taşıyor.
Saadet Avrupa Teşkilatları olarak, Aralık ayında teşkilat esaslı çalışmalarımızı daha da ileriye taşıyan, hem nitelik hem de etki bakımından oldukça kıymetli faaliyetler gerçekleştirdik.

“Bölge Divanlarımız Güçlü Bir Görünüme Kavuştu”
Bölge divanlarımız, artık belli bir seviyeyi yakalayarak kurumsal ve iç disiplin açısından çok daha güçlü bir görünüme kavuşmaya başladı. Her geçen gün daha bilinçli, daha planlı ve daha sahici bir teşkilat hareketi büyüyor elhamdülillah.
Bu ay, teşkilatlarımızın yanı sıra çok kıymetli kurum ziyaretleri de gerçekleştirdik. Ancak, Aralık ayının en özel ve anlamlı faaliyetlerinden biri gençlik kollarımızın icra ettiği Bosna Hersek Kampı oldu.
Avrupa’nın dört bir yanından gelen gençlerimizin katıldığı bu kamp, sadece fiziki bir birliktelik değil, aynı zamanda manevi ve fikrî bir buluşma zemini oldu. Genel Başkanımızın da katılımıyla kamp daha da heyecan ve anlam kazandı. Bosna’da yapılan çeşitli ziyaretlerle gençlerimiz hem teşkilat şuuru kazandı hem de tarihi ve coğrafi bir bilinçle buluştu.
Bosna Hersek’te Genel Başkanımızla birlikte çok önemli kurum ziyeretleri gerçekleştirdik. SDA Partisi yetkilileriyle yapılan görüşme, İGMG Balkanlar Teşkilatı ziyareti, Türkiye Bosna İş Adamları Derneği ile kurulan temas çok verimli ve değerliydi.
Aralık ayındaki bir diğer özel ve önemli çalışma ise Milli Görüş Yardım Organizasyonu (IMG) tarafından Lübnan’daki Filistin mülteci kamplarında gerçekleştirilen faaliyetlerdi.
Genel Başkanımız Mahmut Arıkan Bey başta olmak üzere milletvekillerimiz ve Genel Başkan Yardımcılarımızın da katılım sağladığı bu ziyaret, klasik yardım anlayışının ötesine geçerek kalıcı ve sürdürülebilir destek modeline dönüştü.
Kamptaki gençlerin hayata tutunmaları açısından kıymetli bir adım olarak Necmettin Erbakan Meslek Edindirme ve Eğitim Merkezi açıldı.
Sabra ve Şatilla Kamplarında çöp toplama ve temizlik hizmeti başlatıldı. Mutlu Çocuklar Projesi ile çocuklar sevindirildi. Ve mülteci aileler ziyaret edilerek doğrudan dayanışma sağlandı. Bu çalışmaları organize eden IMG teşkilatımıza ve katkı sunan tüm paydaşlara da şükranlarımı sunuyorum. İnşallah bu çalışmalar, daha yaygın, daha güçlü ve daha sistematik bir yapıya kavuşacaktır.

“Dünya, âdeta aklını yitirmiş güç odaklarının elinde büyük bir türbülansa sürükleniyor”
Kıymetli Kuru Üyeleri,
Elbette bu faaliyetlerin yanı sıra, dünyanın ve özellikle yaşadığımız Avrupa topraklarının içinden geçtiği kritik gelişmeleri de yakından takip ediyoruz.
2026 yılına girerken Avrupa, sadece kıta içi siyasi dinamiklerle değil, aynı zamanda küresel jeopolitik dönüşümlerin tetiklediği çok boyutlu bir kriz atmosferiyle karşı karşıyadır.
Ocak 2026 itibariyle gündemdeki en dikkat çekici siyasi gelişme, Amerika Birleşik Devletleri’nin Latin Amerika ve Arktik bölgelerinde attığı çarpıcı adımlardır.
Dünya, âdeta aklını yitirmiş güç odaklarının elinde büyük bir türbülansa sürükleniyor. Amerika’nın son dönemdeki adımları, artık gizlenemeyen bir güç sarhoşluğunun, bir üstencilik krizinin açık göstergesidir.
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu ve eşini, başkent Karakas’tan operasyonla alıp ülkesine götürmesi, dünya kamuoyu önünde uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, demokrasi ve insan haklarının sadece birer vitrin süsü hâline getirildiği bir dönemin yeni sayfasıdır.
Dünyanın gözleri önünde, hiçbir uluslararası kurumun, hiçbir mahkemenin kararına başvurmadan yapılan bu müdahale, orman kanunlarının egemen olduğu, “gücü olan haklıdır” anlayışının hâkim kılınmaya çalışıldığı bir döneme işaret etmektedir.

Bugün sadece Latin Amerika’ya değil, Avrupa’ya da tehdit savruluyor. ABD Başkanı Trump Meksika’yı, Küba’yı, Kolombiya’yı tehdit ederken, Avrupa’ya yönelik baskılarını da artırmış durumda.
Fransa’yla sertleşen ilişkiler, Danimarka’ya ve Grönland’a yönelik tehditkâr açıklamalar, Avrupa kıtasının da hedef tahtasına yerleştirildiğini açıkça göstermektedir. Avrupa’nın Amerika karşısında bir güç olmasını ve istikrarlı bir yapıda olmasını istemiyorlar.
Bu gelişmeler karşısında şunu açık yüreklilikle söylemek zorundayız:
Amerika’yı yönetenler çıldırmış gibi hareket etmektedir. Ve bu çılgınlığın bedelini sadece Latin Amerika değil, Avrupa, Asya ve tüm dünya ödeyebilir.

Kıymetli kardeşlerim,
Biz 50 yıldır Millî Görüş olarak, Saadet Partisi olarak bu gerçeği anlatmaya çalıştık.
Siyonizmin ne olduğunu, emperyalizmin nasıl çalıştığını, bu sistemin insanlığı hangi felaketlere sürükleyeceğini haykırdık. Bugün yaşananlar, bizim söylediklerimizin canlı ispatıdır.
Bu artık sadece bir ulus devletin saldırganlığı değildir.
Bu, küresel bir tehdittir.
Bu, insanlığın ortak değerlerinin, onurunun ve geleceğinin tehdit altında olduğunu gösteren bir durumdur.

Yapılması gerekenler bellidir:
● Uluslararası hukuk yeniden tanımlanmalı ve güçlendirilmelidir.
● Demokrasi ve insan hakları kavramları, güçlünün elindeki birer araç olmaktan çıkarılmalıdır.
● Avrupa, özellikle de Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkeler, artık pozisyonlarını gözden geçirmelidir.
● İslam ülkeleri bir bütün hâlinde hareket etmelidir. Siyasi birlik, ekonomik dayanışma, askeri ve teknolojik işbirliği artık ertelenmemelidir.
●     Türkiye, gerçek dostlarının ve müttefiklerinin kim olduğunu iyi görmeli ve ona göre adımlar atmalıdır.
Çünkü görüyoruz ki, bu sistemin çıkarı için insanlık feda ediliyor.
Petrol uğruna devletler çökertiliyor. Stratejik çıkarlar adına şehirler yakılıyor. Ve bu senaryoların başrolünde her zaman aynı aktörler var.
O zaman bu gerçekler karşısında insanlık harekete geçmeli ve kendi geleceğini, onurunu ve şerefini korumalıdır.

Bizler Millî Görüş hareketi olarak gerçekleri her daim dile getirmeyi sürdüreceğiz.
Bu haksızlığa ve çürümüşlüğe karşı sesimizi yükseltmeye, mazlumun yanında durmaya ve zalime karşı hakikati haykırmaya devam edeceğiz.
Değerli Kardeşlerim,
Avrupa kendi içerisinde de ciddi siyasi ve ekonomik dalgalanmalar ve kırılmalar yaşamaya devam ediyor.
Bugün Avrupa’nın kalbinde yükselen en büyük tehlike, aşırı sağın kurumsallaşmasıdır.
Almanya’da, Fransa’da, Avusturya’da aşırı sağ artık sadece marjinal bir söylem değil, iktidar ortağı hâline gelmiş durumda.
Liberal değerleri savunduğunu iddia eden merkez partiler, iktidar uğruna bu gruplarla ittifak yaparak Avrupa demokrasisini adım adım aşındırmaktadır.
Aynı zamanda Avrupa Birliği de bir çelişkiler yumağına dönüşmüştür. Her ne kadar Bulgaristan’ın 1 Ocak itibariyle Euro Bölgesi’ne dâhil olması bir genişleme başarısı olarak sunulsa da, Macaristan gibi ülkelerden gelen “AB dağılma sürecine girmiştir” çıkışları, birlik içindeki fay hatlarının derinleştiğini göstermektedir.

Ekonomik alanda ise Avrupa, refah ve kalkınma odaklı bir yaklaşım yerine, savunma ve güvenlik eksenli bir yönelişe girmiştir.
SAFE (Avrupa için güvenlik eylemi) isimli ortak borçlanma aracıyla yapılan devasa savunma yatırımları, çevre politikalarından, sosyal programlardan çalınarak finanse ediliyor.
Öte yandan sosyal alanda göçmen karşıtı yasal düzenlemeler hızla yayılıyor. Serbest dolaşımı sağlayan Schengen sistemi bile bu baskıdan nasibini alıyor. Avrupa artık daha içine kapanık, daha güvensiz ve daha ötekileştirici bir topluma dönüşme tehlikesi yaşıyor.
Oysa biz, Avrupa’da milyonlarca göçmenin emeğiyle var olan bir gerçekliğin içindeyiz. Burada doğmuş, burada büyümüş, burada alın teri dökmüş insanlar olarak bu ayrımcı zihniyete karşı durmak, sadece siyasal bir tutum değil, ahlaki bir sorumluluktur.
Bu gidişata karşı uyanık olmak ve adaleti her zeminde savunmak ise bizim görevimizdir. Göçmenlerin dışlandığı değil, adaletin ve birlikte yaşamın güçlendiği bir Avrupa için mücadeleye devam edeceğiz.

Muhterem Arkadaşlarım,
Dünyanın dört bir yanında yaşanan bu siyasi türbülanslar, ekonomik sarsıntılar ve toplumsal gerilimler sadece dış politikada değil, bizatihi Türkiye’mizin geleceğinde de karşılığını bulmaktadır. Zira Türkiye, jeopolitik konumu, tarihi sorumluluğu ve medeniyet mirasıyla yalnızca bir ülke değil; ümmetin umudu, mazlumların dayanağı, Avrupa’da yaşayan milyonlarca insanımızın kalbidir.
Bu yüzden Türkiye’nin karşılaştığı her kriz, sadece iç meselemiz değildir. Balkanlardan Kafkaslara, İslam coğrafyasından Avrupa diasporasına kadar geniş bir halkayı doğrudan etkileyen bir gelişmedir.
Ancak ne yazık ki bugün ülkemiz, sahip olduğu bu stratejik ve tarihi avantajları değerlendirmek bir yana, var olan imkânlarını da hızla tüketen bir iktidarın elinde büyük bir savrulmanın içindedir.
Ekonomik göstergeler, halkın günlük yaşantısına artık doğrudan yansımaktadır: Asgari ücret açlık sınırının dahi gerisinde kalmıştır, emekliler açlığa mahkûm edilmiştir, gençlerimiz işsizlikle boğuşurken bir gelecek ümidi kuramaz hâle gelmiştir.

Ak Parti iktidarı ise bu büyük toplumsal çöküşle yüzleşmek yerine, siyasi mühendislik oyunlarıyla meşgul olmakta, milletvekillerini partilerinden kopartarak iktidarını ayakta tutmaya çalışmaktadır.

Bu gidişata dur demek, tarih önünde sorumluluğumuzdur!
Ve işte bu sorumluluğu hakkıyla üstlenen tek siyasi yapı, Saadet Partisi’dir. Dokuz milletvekiliyle Meclis’te dimdik duran, milletin hakkını kararlılıkla savunan, siyasi hesaplara boyun eğmeyen tek duruş Saadet Partisi’ne aittir.
Bugün Türkiye genelinde en fazla üye artışı sağlayan, ruhunu diri tutan, her alanda emek vererek teşkilatları ile dimdik ayakta duran yapı Saadet Partisidir.
Aynı ruh, aynı heyecan, aynı inançla Avrupa’nın dört bir yanında da dimdik ayakta duran Saadet Avrupa teşkilatıdır. En yaygın, en örgütlü, en şuurlu siyasi yapılanma olarak, sizlerin gayretiyle bu kutlu davayı omuzluyoruz.
İnşallah hep birlikte, ilk seçimlerde partimizi iktidar yapacak ve bu milletin yeniden adaletle, refahla, kardeşlikle buluşmasına vesile olacağız.

Saygıdeğer Merkez İdare Kurul Üyelerimiz,
Elbette bu hedeflere ulaşmak, yalnızca güçlü cümlelerle ya da etkileyici söylemlerle mümkün değildir.
Esas olan, yılmadan ve yorulmadan sürdürülen bir emek, kararlılık ve samimi mücadeledir.

İşte bu noktada en büyük gücümüz sizlersiniz; teşkilatlarımızdır.
Çünkü fikrî temele dayanan, inanç ve dava ekseninde şekillenen bir hareketin en güçlü omurgası; sağlam teşkilat yapısı ve o yapıyı ayakta tutan fedakâr kadrolardır.
Unutmayalım ki teşkilat dediğimiz yapı, sadece bir organizasyon değil; aynı zamanda bir inanç ailesidir. Ve her ailede zaman zaman kanaat farklılıkları, çeşitli zorluklar ya da insani hatalar yaşanabilir.
Bizi diğerlerinden ayıran şey, bu durumlar karşısında dağılmak değil; daha da kenetlenme iradesidir.
Bizim yaşadığımız hiçbir zorluk, Gazze’de enkazın altında kalan bir çocuğun nefes mücadelesinden daha ağır değildir.
Hiçbir kırgınlığımız, Arakan’da sürgün yollarında yürüyen bir annenin yalnızlığından daha derin değildir.
Doğu Türkistan’da yaşanan zulmün karşısında bizim iç tartışmalarımız çok hafif kalır.
Bu yüzden bugün; daha güçlü bağlarla birbirimize tutunma, iç direncimizi teşkilatımızın her kademesine yansıtma ve bu kenetlenmeyle toplumda yeniden umut olma zamanıdır.
Bu şuurla, vazifelerimizi hakkıyla yerine getireceğiz. Süreçleri takip edecek, teşkilatlarımıza rehberlik edecek, örnek olacağız.
Toplantı disiplininden program organizasyonuna, saha planlamasından insan kaynağı yönetimine kadar her alanda kaliteyi ve istikameti birlikte koruyacağız.
Cenab-ı Hak gerçekleştireceğimiz tüm faaliyetlerimizi hayırlı, bereketli, verimli ve isabetli kılsın.
Ocak ayı Merkez İdare Kurulu Toplantımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize muhabbet ve hürmetlerimi sunuyorum. Esselamu aleykum.”

Musa Öztürk: “Halkın Sorunları Görülmüyor, Üstüne Dalga Geçiliyor”

Temel’in konuşmasının ardından kürsüye gelen Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Musa Öztürk genel bir değerlendirme yaptı.
Dünya ve Türkiye gündemini Millî Görüş perspektifinden katılımcılarla paylaştı.
Öztürk, iktidarın halkın yaşadığı zorlukları fark edemediğini ve bunun üzerine, yaptığı açıklamalarla halkın durumuyla dalga geçtiğini ifade etti:
“22 yıldır iktidarda olanlar, lüks ve israf içinde halkın sorunlarını göremiyorlar. Göremedikleri gibi, Cumhurbaşkanımızın işsizlik ve enflasyon hakkındaki açıklamaları, kendi resmî kurumlarının verileriyle çelişiyor. Ancak yandaş medya, halkın gerçek gündemini gizleyip iktidarın çelişkili açıklamalarını halka abartarak sunuyor.”

“Toplum Ahlaki Çöküşün Eşiğinde”
Musa Öztürk, ülkenin sadece ekonomik değil, ahlaki anlamda da ciddi bir kriz içinde olduğunu belirtti:
“İktidarın söylemleri ve medyanın olumsuz yayınları özellikle gençleri umutsuzluğa sürüklüyor. Ahlakın dip yaptığı bir toplumda adalet olmaz, liyakat dikkate alınmaz, rüşvet ve yolsuzluk normalleşir. Bu durum, ülkemizi büyük bir çöküşe sürükler.”

“Türkiye’nin Saadet’e İhtiyacı Var”
Konuşmasında Saadet Partisi’nin önemine vurgu yapan Öztürk, ülkenin içinde bulunduğu zor durumdan ancak doğru niyet ve sağlam bir vizyonla çıkabileceğini belirtti:
“Ülkemizin her zamankinden daha fazla Saadet Partisi’ne ihtiyacı var. Düzeltme niyeti olmayanların elinde bu ülke çöker, niyeti tüm insanlığın saadeti olanların elinde ise şaha kalkar. Saadet Partisi’nin hedefi yalnızca Türkiye değil, tüm dünya mazlumlarını huzura kavuşturmaktır.”
Bu açıklamalarıyla Musa Öztürk, ekonomik ve sosyal krize çözüm olarak Saadet Partisi’nin siyaset sahnesindeki rolünü vurguladı ve partinin halkın huzuruna kavuşması için yegâne umut olduğunu dile getirdi.

Öztürk’ün konuşmasının ardından bazı üyelere sertifika ve hediye takdimi yapıldı. Hediyeleşmelerin ardından MİK üyeleri söz alarak düşünce, öneri ve eleştirilerini paylaştı.

Toplantı, verilen ikram ve topluca kılınan akşam namazının ardından sona erdi.