
Değerli Okurumuz,
Yeni yazı dizimizde, siyaseti, partileri, seçilenleri, seçenleri inceleyeceğiz, sorgulayacağız ve eleştireceğiz ve tavsiyelerde bulunacağız)
Önceki sayımızda değinmekte ısrar ettiğim ve “devam edeceğiz” dediğim konuyu bu sayıda biraz daha irdelemek ve daha anlaşılır hâle getirmek istiyorum.
Yazıdaki amacım, kesinlikle herhangi bir partiyi hedef almak ya da herhangi bir partiyi öne çıkarmak değildir. Şayet yazımdan böyle bir izlenim doğuyorsa, lütfen beni e-posta adresim üzerinden bilgilendirerek doğruya ulaşmama yardımcı olun.
Çünkü benim anlayışımda siyaset, gerçekten de günlük hayatımızın her yönünü ilgilendiren bir konudur. Elbette burada siyaseti yapanların taşıdığı bilgi, sahip oldukları imaj ve yönlendirmeye çalıştıkları kitlelere vermek istedikleri mesajlar da önemlidir.
Yetmişli yıllardan söz etmiştim. Bunun, eminim, istesek de istemesek de birilerinin hoşuna gitmeyebilir. Ancak amacım kimseyi hoşnut ya da hoşnutsuz etmek değil.
Amacım, içinde yaşadığımız ülkenin gerçeklerinden hareketle bazı konuları gündeme getirmek; 1960’lı yılların başlarından itibaren bu ülkeye gelen insanlarımızın, özellikle 1980’li yılların ortalarına kadar, dört yılda bir hatırlanıyor olmaları gerçeğini ortaya koymak ve gerçekte camilerle ilgisi olmayan bazı siyasetçilerin “oy” için camileri ziyaret etmeleriyle başlayan ve sonrasında meydana gelen gelişmeleri ele almaktır.
Bunları ortaya koyarak toplum olarak kendimize bazı sorular sormamıza, bazı şeyleri hatırlamamıza ve gerçek siyasetten neler beklememiz gerektiği konusunda düşünmemize katkı sağlamak istiyorum.
Genelde hepimizin bildiği bir gerçek vardır: Hollanda toplumu siyasete bizim baktığımız gibi bakmıyor.
Bırakın siyaset konuşmak için komşularını ziyaret etmeyi, aile içinde dahi kimin hangi partiye oy vereceğini konuşmuyorlar. Hollanda’da siyaset en fazla birkaç ay tartışılır ve seçimler bittiğinde halkın gündeminden büyük ölçüde düşer.
Bizde ise siyaset hiçbir zaman bitmez. Seçim bittiğinde yeni konularla birlikte siyasi tartışmalar günlük hayatımızın arasında sıcaklığını hiç yitirmez.
Ancak tahmin ediyorum ki bu durum uzun sürmeyecek. İkinci kuşağın zamanla devre dışı kalmasıyla birlikte üçüncü kuşak, siyasete bakışını tam olarak olmasa bile Hollandalı komşularımızın seviyesine daha fazla yaklaştıracaktır.
Yani yeni nesil siyasetten bir ölçüde uzaklaşacak; ilk dönemlerde seçimlere katılım azalabilecek, ancak zamanla toplum bilinçlenerek siyaseti aylara ve yıllara yayılan sürekli bir gündem olmaktan çıkarıp, “Seçim bitti, şimdi işimize bakalım” anlayışına yaklaştıracaktır.
Yalnız, bizim siyasete bakışımız ile bir Hollandalının siyasete bakışı hiçbir zaman tamamen aynı seviyeye gelmeyebilir. Çünkü bizim, özellikle Müslüman kesimin siyaset anlayışı ile diğer insanların siyaset anlayışı birebir aynı değildir.
Yetişen Müslüman gençlerin, mevcut siyasal ortamda kendilerini rahatça ifade edebilecekleri ve hareket edebilecekleri partilerle iş birliğine girmeleri; onların arasında yer alarak siyasete yön vermeye çalışmaları; genel anlamda içinden çıktıkları toplulukların günlük siyasetten beklentilerine kulak vererek siyasete katkı sağlamaları artık açık ve nettir.
Bunu engellemek ya da yanlış yönlendirmek de giderek imkânsız hâle geliyor.
Hani demiştik ya, “İşçinin işçi partisine” anlayışı… Bu anlayış artık çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatacağımız bir Dede Korkut hikâyesi olarak hatırlanacak.
Gençler, mevcut toplumdan soyutlanarak değil; kendi değerlerimizi korurken içinde bulunduğumuz toplumun değerlerine de saygı göstererek, birlikte daha güzeline ulaşmak için fikirlerine yeni fikirler katacaklardır.
Toplumun beklentilerini anlaşılır bir şekilde, kırıcı ya da itici olmadan gündeme taşıyacak; yalnızca siyasetçilerle değil, sistemi yazan ve şekillendirenlerle de tartışarak, istişare ederek toplumumuzun beklentilerini, yaşam biçimlerini ve ihtiyaçlarını bu insanlara doğru bir dille anlatacaklardır.
Sisteme bunları dâhil etmenin yollarını her kanaldan deneyeceklerdir.
Bu durumun karşısında durmanın artık bir anlamı kalmamaktadır.
Çünkü 1960’lı yıllardaki Ali ile Fatma, 2000 yılında Hollanda’da doğmuş olan Ali ile Fatma ile artık aynı Ali ve Fatma değildir.
(Devam edeceğiz)
Mahmut Yazıcı —◄◄
