
Hasene Vakfı tarafından organize edilen “Sıla-i Rahim Buluşması” programı Sivas Paşabahçe’de düzenlendi.
Hasene Vakfı’nın öncülüğünde düzenlenen “Sıla-i Rahim Buluşması” programı, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından memleketlerine gelen gurbetçi hemşehrileri bir araya getirdi.
Programa, IGMG Genel Başkanı Kemal Ergün, Sivas Vali Vekili Halil İbrahim Yeşilyurt, IGMG Genel Başkan Danışmanı Muhammed Turhan, IGMG Türkiye İrşad Başkanı Bilal Demiroğlu ve Sivas İl Müftüsü Hasan Limon, İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Sivas Şube Başkanı Mahmut Durna ve kıymetli protokolün katılımlarıyla “3. Sıla-i Rahim Buluşması” Paşa Fabrikası’nda coşkuyla gerçekleştirildi.
Eğitimci-öğretmen Süleyman Güler tarafından sunulan program, şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile devam etti.
Süleyman Güler konuşmalarında, bir vefa borcu, bir sadakat göstergesi olarak, bu davanın öncüsü merhum Necmettin Erbakan’ın hayatı, mücadekesi ve Millî Görüş camiasına bıraktığı manevi mirası hakkında değerli bilgiler vererek, katılımcıların gönüllerine dokundu..
PROTOKOL KONUŞMALARI…
Mahmut Durna: “Bugün sadece hasret gidermiyoruz. Aynı zamanda birliğimizi, beraberliğimizi pekiştiriyoruz”
Programda ev sahibi unvanıyla slam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Sivas Şube Başkanı Mahmut Durna’ya verildi.
Katılımdan duyduğu memnuniyeti dile getiren Durna, bu buluşmalarla maksatlarının, Avrupa’daki insanlarımızın Sivas’ta buluşmaları, tanışıp kaynaşması, kucaklaşmaları olduğuna dikkat çekti.
Programda konuşanİ slam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Sivas Şube Başkanı Mahmut Durna konuşmasında şunlara değindi: “Bugün sadece hasret gidermiyoruz. Aynı zamanda birliğimizi, beraberliğimizi pekiştiriyoruz. Kalplerimizi bir araya getiriyor, geçmişimizi yad ediyor ve geleceğe birlikte bakıyoruz. Sıla-i Rahim; ailemizi, akrabalarımızı, dostlarımızı ve gönül bağımız bulunan insanları hatırlamak, onlara bağlılığımızı güçlendirmek ve aramızdaki muhabbeti canlı tutmaktır”
Durna”nın ardından selamlama konuşması yapmak üzere Sivas Vali Vekili Halil İbrahim Yeşilyurt kürsüye davet edildi. Erbakan hocayı rahmetle anan Yeşilyurt konuşmasında şunları kaydetti:
Sivas Vali Vekili Halil İbrahim Yeşilyurt: “Sıla-i Rahim; ailemizi, akrabalarımızı, dostlarımızı ve gönül bağımız bulunan insanları hatırlamak, onlara bağlılığımızı güçlendirmek ve aramızdaki muhabbeti canlı tutmaktır.”
“Konuşmama başlamadan önce, Milli Görüş davasının lideri, Müslümanlığı ve devlet adamlığıyla sadece yaşadığı zamanın değil, kendisinden öte çağlara da örnek olmuş rahmetli Necmettin Erbakan Hocayı da rahmetle anıyor, Hazreti Allah’tan kendisine rahmet diliyorum.
Bugün 3. Sıla-i Rahim Buluşması vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu güzel buluşmanın düzenlenmesinde emeği geçen İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatımıza, kıymetli yöneticilerine ve katkı sunan herkese teşekkür ediyor, programın hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Kıymetli misafirler, Sıla-i Rahim yalnızca doğup büyüdüğümüz toprakları ziyaret etmekten ibaret değildir. Sıla-i Rahim; ailemizi, akrabalarımızı, dostlarımızı ve gönül bağımız bulunan insanları hatırlamak, onlara bağlılığımızı güçlendirmek ve aramızdaki muhabbeti canlı tutmaktır. Bizim medeniyetimizde aile, akrabalık ve komşuluk ilişkileri her zaman büyük bir değer taşımıştır. Büyüklerimizi ziyaret etmek, gönüllerini almak, küçüklerimizi sevgiyle kucaklamak ve ihtiyaç sahiplerinin yanında olmak toplumumuzu güçlü kılan temel değerlerimizdendir. Bugün burada gerçekleştirilen bu buluşmanın da işte bu güzel anlayışın yaşatılması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum.
Sivas; tarih boyunca farklı coğrafyalara uzanan güçlü insan bağları, gurbette yaşayan hemşerilerimizin memleketleriyle kurduğu gönül bağıyla öne çıkan kadim şehirlerimizden biridir. Dünyanın ve ülkemizin farklı şehirlerinde yaşayan Sivaslı hemşerilerimizin memleketleriyle bağını koruması, doğdukları, büyüdükleri toprakları unutmaması bizler için büyük bir kıymet taşımaktadır. Çünkü insanı memleketine bağlayan sadece yollar değildir; asıl bağ hatıralar, aile, dostluklar, ortak değerler ve gönül bağıdır. Bu bakımdan Sıla-i Rahim Buluşması’nın hemşerilerimizin bir araya gelmesine, hasret gidermesine ve gönül bağlarının güçlenmesine vesile olmasını temenni ediyorum.
Bugün bizlerle birlikte olan İslam Toplumu Millî Görüş Genel Başkanı Sayın Kemal Ergün’e, İslam Toplumu Millî Görüş Türkiye Başkanı Ahmet Divleli’ye ve programın düzenlenmesinde emeği bulunan Sivas Şube Başkanımız Sayın Mahmut Durna’ya teşekkür ediyorum. Aynı zamanda bizleri yalnız bırakmayan kıymetli hemşerilerimize ve değerli misafirlerimize şükranlarımızı sunuyorum.
İnanıyorum ki bu tür buluşmalar; farklı şehirlerde ve ülkelerde yaşayan insanlarımızın memleketleriyle olan bağlarını güçlendirmesine, kültürel ve manevi değerlerimizin gelecek nesillere aktarılmasında önemli katkılar sağlayacaktır.
Sözlerime son verirken 3. Sıla-i Rahim Buluşması’nın düzenlenmesinde emeği geçen herkese tekrar teşekkür ediyor; programımızın hayırlara, güzelliklere ve güzel dostluklara vesile olmasını temenni ediyor, Allah’a emanet ediyorum.”
Programda, IGMG Türkiye İrşad Başkanı Bilal Demiroğlu da bir selamamla konuşması yaparak Türkiye çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendirdi.
IGMG Genel Başkanı Kemal Ergün: İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları, dünyanın her tarafını, her toprağını, bulunduğumuz 44 ayrı ülke ve bölgeyi kendisine vatan edinmiştir”
Ben özellikle Sivas Şubemize ve değerli ekibine teşekkür ediyorum. Bundan birkaç ay önce ‘Maide-i Kur’an’ programını burada yaptık. Ve kardeşlerimiz, hanım kardeşlerimiz, genç kardeşlerimiz, teşkilatımızın tüm buradaki idarecileri ve Sivas’ımızın değerli halkı çok ciddi katkı sağladı. Ama Müftümüzün o konudaki gayreti, teşviki bir ayrıydı. Kendisine hep dua ettik, teşekkür ettik. Allah kendisinden razı olsun. Onun için Sayın Müftümüzü hani “Men lâ yeşkurun-nâse lâ yeşkurullâh” — “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükredemez” diyor. Bunun bilinmesini özellikle istedim. Allah kendisinden razı olsun. Kur’an hizmeti noktasında çok ciddi emeği oldu, çok ciddi desteği oldu ve desteğini de devam ettirecek. Kendisine şükranlarımızı tekrar sunuyorum.
Değerli kardeşlerim, İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları, dünyanın her tarafını, her toprağını, bulunduğumuz 44 ayrı ülke ve bölgeyi kendisine vatan edinmiş ve o ülkelerde tebliğ ve daveti sadaka-i cariye olarak kabul etmiş; ya İslam’ı anlatmak, yaşamak ya da İslam’la ilgili ön yargıları ortadan bertaraf ettirmek için gayret eden yiğit insanların oluşturmuş olduğu bir camiadır.
İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları; Amerika’dan Japonya’ya, Latin Amerika’dan Balkanlara, Afrika’dan Gürcistan’a, Kırgızistan’dan Avustralya’ya kadar, Türkiye başta olmak üzere, çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde daha çok örgütlenmişti… Çoğunluğu azınlıkta yaşayan Müslüman ülkelerde örgütlenmiş, ancak bu tecrübeyi çoğunluğu Müslüman olan ülkelere de yavaş yavaş aksettirmek için sizlerin gayretiyle bunları teşvik eden ve bu çalışmaları bulunduğumuz ülkelerde de etkin hale getirmek için mücadele eden yiğit insanların oluşturmuş olduğu bir teşkilattır.
Bizim teşkilatımızda önemli olan temel esas, Allah’a kul olabilmektir. Allah’ı razı edebilmektir. Bütün hedefimiz, bütün çalışmamız “Radiyallâhu anhüm ve radû anh” — “Onlar Allah’tan razı oldu, Allah da onlardan razı oldu” sırrına erebilmektir. Çünkü biz Allah’tan razıyız. Nasıl razı olmayalım? Sağlık verdi, sıhhat verdi, eman verdi, güven verdi, çoluk verdi, çocuk verdi. Yolunda yürüyeceğimiz dostlar verdi. Dolayısıyla biz Rabbimizden razıyız. İnşallah O da bizden razı olur. Asıl önemli olan O’nun bizden razı olması. Niyazımız odur ki O bizden razı olursa her türlü zorluk, her türlü sıkıntı, her türlü meşakkat… bir kıymeti yok. Gayretimiz O’nu razı etmek.
Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır: “Ve sahhara lekum” — “Biz size her şeyi hizmetinize sunduk” diyor. Ne varsa yeryüzünde… Şöyle baktığımızda, başımızı göğe kaldırdığımızda; güneş, ay, bulut, yağmur, gezegen ve büyük şu bazılarının sonsuz diye tarif ettiği ama sonu olan şu gök âlemi, üniversum dediğimiz bu sistem ne varsa her şeyiyle beraber bizim hizmetimizde. Yeryüzünde; su, hava, ateş, toprak, böcek, yaprak, bitki ne varsa hepsi bizim hizmetimizde. Dolayısıyla bazılarını bizim hizmetimizde olduğunu biliyoruz, bazılarını henüz daha tanımadık bile. Allah’ın o kadar nimetleri var. Her şey bizim hizmetimizde. Evrende insana hizmet etmeyen hiçbir varlık yok. Evrende insana hizmet etmeyen hiçbir yaratık yok. Öyleyse âlemlerin Rabbi olan Allah, evreni bizim hizmetimize sunmuş. Bizden ne bekliyor? Kulluk bekliyor. Sadece o.
”Rabbim Allah” diyeceğiz, Hazreti Muhammed Mustafa Alayhis-salātu was-salām “Nebim” diyeceğiz, O’nun yolunda yürüyeceğiz. Yani evreni hizmetimize sunan Allah’a şükretmeyecek miyiz? Evreni hizmetimize sunan Allah’a ibadet etmeyecek miyiz? Evreni hizmetimize sunan Allah’a hamdetmeyecek miyiz? Yoksa nasıl Allah’a bakarız? Nasıl huzura çıkarız? “Ben evreni senin hizmetine sundum. Bana kulluk etmekte cimrilik ettin, bugün utanmıyor musun?” dendiği zaman Allah’ın huzuruna nasıl çıkarız?
Onun için İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatlarının anlayışında temel esas, Allah’a kulluk bilincinin aşılanması vardır. Dünyanın neresinde olursak olalım, bizim temel gayemiz Allah’a kullukta insanları şuurlandırmaktır. Müslümanları şuurlandırmak, gayrimüslimleri de Allah inancıyla tanıştırmak, İslam’ın evrensel değerleriyle tanıştırmaktır.
Öyleyse değerli kardeşlerim, arkamda olan panoda “Sıla-i Rahim Buluşması” yazıyor. Sıla-i rahim ne kadar önemli bir şey. Sıla-i rahim, yani iletişime geçme, akrabalarla iletişime geçme… Ailemizle iletişime geçme. İnsan için ailesi, çekirdek aile vardır, geniş aile vardır, akraba ailesi vardır, inanç ailesi vardır ve insan olmandan kaynaklanan bir aile vardır. Yeryüzünde hangi insan olursa olsun, Müslüman gayrimüslim ayırt etmeksizin, Hazreti Adem ve Havva’nın çocukları bizim geniş ailemizdir. Öyleyse ailemizin huzuru, ailemizin barış içinde, huzur içinde, merhametle, adaletle tanışması için gayret etmek, onların şuurlandırılması için gayret etmek de bizim çalışma esasımızın içinde olacaktır.
Aile fertlerimizden bir tanesi trafik kazası geçirse maazallah, elini kaybetse, gözü çıksa üzülürüz. Ateşe atılsa, yansa üzülürüz. Denize girse, boğulsa üzülürüz. Öyleyse Hazreti Adem ve Havva’nın çocukları olan akrabalarımızın İslam’la tanışmaması, İslam’dan uzaklaşması, İslam’ı tanımaması, onlara karşı ön yargılı olması, hatta düşman olmasına biz sevinir miyiz? Elbette üzülürüz. Onların da İslam’la tanışması için çalışırız, mücadele ederiz, gayret ederiz. İslam’ı tanımaları için gayret etmek bizim temel esasımızdır.
Ebu Cehil gibi inattır, Ebu Cehil gibi düşmandır, Firavun gibi zalimdir… Hazreti Musa “Firavun zaten zalim, bizim onunla ne işimiz olur?” mu dedi? Ne dedi Cenâb-ı Hak? “Gidin ona, fe kûlâ lehu kavlen leyyinen — ona yumuşak sözle söyleyin. Umulur ki anlar, düşünür, tefekkür eder.” Dolayısıyla değerli kardeşlerim, ne bugünün insanları Firavun’dan daha zalim ne de biz Hazreti Musa’dan daha şuurluyuz. Onun için her birimiz, her birimiz Hazreti Musa gibi ‘zalim’ dediğimiz insanlara da İslam’ın güzelliğini anlatmak için mücadele edeceğiz, gayret edeceğiz. Ondan sonra vazifemizi yaptıktan sonra Allah’a havale edeceğiz.
Efendimiz Aleyhissalātu was-salām Ebu Cehil’i kendine mi bıraktı? Kaç defa yanına gitti? Hakarete uğramasına rağmen ne kadar mücadele etti? Niye? Cehenneme gitmesin diye. Niye? Yanmasın diye. Niye? Allah’ın azabından korumak için gitti. Ama vazifesini yaptı, ondan sonra vazifesini yaptıktan sonra hâlâ zulme devam ettiği zaman, geniş aile olduğu için, Hazreti Adem ve Havva’nın çocuklarından dolayı akraba oldukları için, sıla-i rahim yani iletişimde kalmamız için Efendimiz Aleyhiṣ-ṣalātu was-salām onlara da gitti. Ama zalimliklerini yerine getirdiler, inatlıklarını yerine getirdiler, küfrün öncüleri oldular, İslam’ın düşmanı oldular; Allah Resulü yakalarını bıraktı.
İşte biz de ne olursa olsun ilk önce vazifemizi yapacağız. Çalışacağız, gayret edeceğiz, mücadele edeceğiz, sonra Allah’a havale edeceğiz. Bu geniş aile… Bir de bizim dar ailemiz var. Onlar kim? “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah” diyen, yani Müslümanlar. Dolayısıyla bugünün Müslümanlarına namazı anlatmak, Kur’an’ı anlatmak, tesettürü anlatmak, hicabı anlatmak, hayâyı anlatmak, edebi anlatmak; ezan okunduğu zaman kulağının üzerine yattığı zaman veya Kur’an’a çağrıldığı zaman umursamayan Müslümanlara “Senden hayır gelmez” diyerek cehennem zebaniliğine soyunarak değil; ağlayarak, acıyarak, teheccüde kalktığımızda onlara dua ederek veya sohbetlerimize çağırarak, onların evlerine giderek, ikna ederek onları yeniden şuurlandırmak için işte ‘dar aile’ dediğimiz bu ailede “Bundan adam olmaz, bu ıslah olmaz” demeden habire gayret ederek…
Bugünün neslinin, yeniden dijitalleşmiş olan bu nesli; annesine babasına bile evinde selam vermeyen, selamı sadece telefona, sosyal medya aygıtlarına veren, yan odadan annesinden bir şey istediği zaman telefondan mesaj yazarak isteyen bu nesli kim ayağa kaldıracak? Sen yeniden bunlara Anadolu irfanını, Anadolu medeniyetini bir kuyumcu hassasiyetiyle, dantela işçiliği hassasiyetiyle yeniden hatırlatacağız. Nasıl Sivas’ta İslam’ın mimarisi, İslam’ın izzeti burada çalışarak ayağa kalkmışsa geçmiş dönemde; bu evlatlarımıza da yani ‘sıla-i rahim’ dediğimiz bu evlatlarımıza da Allah’a kul olduklarını, en büyük nimet olan İslam’la tanışmış olduklarını, İslam’ın bu nimetini mutlaka dünya hayatında evreni insanın hizmetine sunmuş olan Allah’ın “Ey kulum, bu kadar nimeti sana verdim, senden tek şey istedim; kulluk istedim. Ezanlar okundu, namazla hiç ilişkin olmadı. Kur’an-ı Kerim’i bir defa açıp ‘Hangi mesajı sana gönderdim?’ bir defa dinlemedin. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, asrın bütün problemlerinin çözüm aracı olan Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhissalātu vesssalām’ın mesajını bir defa takip etmedin. Onlarca film izledin, derbi maçı seyrettin, onlarca ülkeye gittin —bunlar yanlış şeyler değil— ama liderin ve özellikle âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhissalātu vesselām’ın hayatını baştan sonra bir defa siyer-i nebiye açıp da ‘Ne anlatmış Peygamberimiz Aleyhissalātu was-salām? Problemleri nasıl çözmüş? İnsanlara nasıl muamele etmiş?’ diyerek bir defa baştan sonra hayatını bile okumadın. Şimdi hangi yüzle yanıma geldin?” derse bizim halimiz nice olur değerli kardeşlerim?
Onun için sıla-i rahim buluşması iletişime geçmektir. Sıla-i rahim özellikle kulluk bilincini yeniden hatırlatmaktır. Sıla-i rahim aslında iyi bir kul olma bilincini insanlara yeniden hatırlatmaktır. Onun için bugün burada elbette şu kırda beraberce istirahat edeceğiz, temiz havadan istifade edeceğiz, ikram edilen nimetlerden istifade edeceğiz ama gönüllerimizin yeniden cilalanması, kalplerimizin yeniden huzur bulması, vazifelerimizi yeniden düşünmemiz için bu anlatılanları tekrar bir daha önümüze koyacağız. Gayrimüslim bir toplumda yaşayan kardeşlerimizin iletişime geçmesi, İslam’ı anlatması için buradan aldığı startla vazifelerini yerine getirecek. Müslüman topluluklarda yaşayan kardeşlerimiz de Müslümanların yeniden ayağa kalkması, şuurlanması, Allah’a güzel kul olabilmeleri için de ilmek ilmek onları şuurlandıracak; buradan bu dersi alacağız değerli kardeşlerim.
Bir gün Efendimiz Aleyhissalātu was-salām’a biri geldi. İslam çok kolay din. Hakikaten söylüyorum, o kadar kolay din ki… Allah bizi cennetine yerleştirmek için o kadar imkânlar sunuyor ki Cenâb-ı Hak bu imkanları değerlendiren kullarından eylesin. İslam çok kolay din. “Ed-dînü yüsrun” — Din kolaylıktır. “Ed-dînü yüsrun” — Din kolaylıktır, din kolaylıktır. Dini zorlaştırarak dini yaşanmaz hâle getirmek İslam’ı bilmemektir.
Dolayısıyla değerli kardeşlerim, adamın biri geldi Peygamberimizin yanına, Aleyhissalātu was-salām’ın yanına. Dedi ki: “Ya Resulullah Aleyhissalātuvesselām, mete’s-sâah? Kıyamet ne zaman kopacak?” Efendimiz dedi ki: “Ne hazırladın pekala onun için? Kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka kimse bilmez de, ne hazırladın?” “Vallahi ya Resulullah Aleyhiṣ-ṣalātu was-salām, ben Allah’ın emirlerini yerine getiririm imkan ölçüsünde. Çok namazı, çok nafile orucu, çok ibadeti olan bir insan değilim. Ama Allah şahit olsun ki ben Allah’ı ve Resulünü seviyorum ya Resulullah” dedi. Efendimiz ona dedi ki Aleyhiṣ-ṣalātu was-salām: “El-mer’u mea men ehabbe” — “Korkma, kişi sevdiği ile beraberdir” dedi.
Sahabe-i kiram efendilerimiz diyor ki: “Vallahi biz bu hadisi Peygamberimizden duyduğumuz gün kadar hiçbir şeye sevinmedik. Çünkü biz Allah’ı ve Resulünü seviyoruz. Mademki biz Allah’ı ve Resulünü seviyoruz, Allah bizi yakmayacak, Allah bize azap etmeyecek, Allah bizi bağışlayacak” dediler. Onun için değerli kardeşlerim; Allah’ı ve Resulünü sevebilmek için, Allah’ın ve Resulünün yolunda olabilmek için en azından temel ibadetleri yerine getirmek, o konuda da gayret etmek, bu çalışmaların içinde de olmak, hayatı iman ve cihat perspektifiyle ele almak… Sadece namaz kılarak bu meseleleri kenara bırakmak değil.
Gazze’sinden Doğu Türkistan’ına, Myanmar’ından dünyanın Müslüman veya gayrimüslim ülkelerinde savaşlarında öldürülen çocuklara, yetim kalmış ailelere, ülkeleri tarumar edilmiş tüm topraklara Müslüman’ın bir mesajı olacak. Müslüman’ın bir gayreti olacak, Müslüman’ın bir ahı olacak, Müslüman’ın bir duası olacak. O toprakların ve dünyanın tamamının yaşanabilir bir dünya olması için organizasyonları olacak. Zulmün ortadan kaldırılması için ter dökecek, mücadele edecek, gayret içinde olacak. En azından bu çalışmaların içinde olacak ki Cenâb-ı Hak ona yapmış olduğu çalışmalarda sadaka-i cariye versin, ibadet sevabı versin, cihat sevabı versin.
Hiç şüphesiz İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları; dünyanın neresinde olursak olalım, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, dünyanın yaşanabilir bir dünya olması için gayret etmektedir. Sadece namaz kılan değil; huzurun, barışın, adaletin dünyanın her tarafında etkin ve yaygın hale gelmesi için mücadele etmektedir. İşgallerin, sömürülerin, zulümlerin, her türlü ahlaksızlıkların ve hukuksuzlukların ortadan kalkması için mücadele etmektedir. İşte bu gayret cihattır. Bu cihat da bizim kurtuluşumuzun vesilesi olacaktır. Yoksa biz çok ibadet eden, nafile sabahlara kadar teheccüd kılan, bütün günlerimi oruçlu geçiren insanlar değiliz. Temel esaslarını yerine getiren ve hayata cihat perspektifiyle bakan insanlarız.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum”
Süleyman Güler:
“Dükkanını bırakıp belki başta bir geçim endişesiyle yola koyulan ama sonra hakikaten Avrupa’da inanılmaz işler başaran güzel insanlar sizlersiniz. Ve bunların hepsinin öncüsü kim? Tabii ki az önce de söylediğimiz gibi sakın yanlış anlaşılmasın biz kimseyi putlaştırıyor filan değiliz Allah korusun, ama yiğidin hakkını da yiğide vermek gerekir.
Bir yazarımız şöyle demişti rahmetli Erbakan Hocamız için sonrasında; “Sen bizi bize bırakmayansın. Semaya kaldırdığın başparmağınla milyonları kucaklayan ve dünyaları ayağa kaldıransın. Her şey bitmiştir diyenlere inat, hayır her şey yeniden başlıyor diyensin” demişti.
İşte bu azim, bu inanç, bu kararlılık inşallah bizde Erbakan Hocamızdan miras kaldığı müddetçe hiçbir engel bizim için söz konusu değil.”
Programın konuşmalardan sonraki bölümünde sahne alan Grup Diyar’ın, sanatçılar Adem Sevgi ve Mustafa Karagöz’ün seslendirdikleri ezgi, ilahi ve marşlar gönül tellerini titretti ve katılımcıları geçmişe yolculuğa çıkardı.
Bu anlamlı program, Sivas İl Müftüsü Hasan Limon’un duası ve verilen ikram ile sona erdi.
…
…
…
…
…
…


Süleyman Güler: