“Ateşin Düştüğü Yer”, “Ateş Böceği”, “Gülün Bittiği Yer” ve “Kervan 1915”in de aralarında bulunduğu çok sayıda yapıma imza atan yönetmen İsmail Güneş, sanat dünyasının tanınmış isimlerinin 15 Temmuz karşısında yeterli tavır göstermediğini söyledi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla AA muhabirine açıklamalarda bulunan Güneş, o gece yaşadıklarını, sinema sektörünün darbelere karşı genel refleksini ve kültür sanat dünyasının tarihi olaylara yaklaşımını değerlendirdi.

Güneş, 15 Temmuz akşamı Kurtköy’deki yazlığına geçtiğini aktararak, “Yanılmıyorsam 21.30 civarı televizyon haberlerinde köprünün ulaşıma kapatıldığını, insanların kademe kademe köprü yoluna çıktıklarını gözlemledim. Emekli kurmay albay arkadaşımı arayıp durumu istişare ettik. Kimse net bir şey söyleyemiyordu.” dedi.

Biraz vakit geçince bunun bir darbe teşebbüsü olduğunu üzülerek gözlemlediğini dile getiren Güneş, “12 Eylül sert darbesini, 28 Şubat darbesini yaşamış, her birinden mağdur, yaralı çıkmış biri olarak ‘Ne garip, ne talihsiz bir dünyaya geldik.’ diye düşünmekten kendimi alamadım. O gece beni en etkileyen görüntü, askerlerle görüştükten sonra kalabalığa doğru ilerleyen başörtülü bir kızın vurulup yere kapaklanmasıdır diyebilirim.” ifadelerini kullandı.

Sanat dünyasının darbe girişimi karşısındaki genel refleksine de değinen ödüllü yönetmen, milletin sokakta can verdiği saatlerde bazı kesimlerin sessizliğe büründüğünü belirterek, şunları kaydetti:

“Sanıyorum önce sadece sanatçılar değil, bütün vatandaşlarımız ‘Ne oluyor?’ düşüncesiyle duraksadı. Sonra yavaş yavaş sokağa, köprüye ve meydanlara çıktılar. Sanatçıların çoğu bir tavır geliştirmemiş denebilir ama benim bildiğim sanatçı arkadaşlarım daha ilk saatlerden itibaren sokaktaydı. Neticede kültür ve sanat adamlarının bilindik, şöhretli olanları darbeye duyarsız kaldı. Bu ülkede ilk kez darbe olmuyordu. 27 Mayıs darbesi olduğunda sanat ve kültür insanları darbeye ses çıkarmadıkları gibi, darbe yapılanlarla ilgili aşağılayıcı ürünler ortaya koydular. Belki sadece 12 Eylül darbesinde karşı çıkmış oldular. Çünkü doğrudan zarar görmüşlerdi.”

“Sarsıcı filmler için evrensel değerlere yaslanmak gerek”

Yönetmen Güneş, bugüne kadar yapılan birkaç belgesel ve kısıtlı iş dışında, 15 Temmuz direnişini sarsıcı bir dille anlatan sinema filmi yapılmadığını söyledi.

Bu sorunun sadece 15 Temmuz’la sınırlı olmadığını vurgulayan Güneş, şöyle konuştu:

“100 küsur yıldır andığımız Çanakkale Savaşları, İstiklal Savaşı, Kore Savaşı ve Kıbrıs Savaşı’yla ilgili filmlerimiz de pek parlak değil. Yapılanları da izleyici ne hikmetse takip etmiyor. Diğer yandan gerçekleşme imkanı bulanlar da sanat üzerinden değil de daha çok hamaset üzerinden değerlendiriliyor. Filmlerin sarsıcı olabilmesi için hamasetin dayattığı öykülere değil, insanlığın evrensel değerlerini ortaya koyan öykülere yaslanmak gerek. 40 yıldır ülkemizde süren terör ve terör mağdurlarıyla ilgili de bu ülkede film yapılmadı. Yapılsa bile izleyici merak edip gitmedi, bedava olmasına rağmen YouTube’da fragmanını izlemedi.”

Kültür sanat dünyasındaki üretim anlayışına tepki gösteren yönetmen, “Yapılan hikayeler de daha çok sorgulamak için veya dram sanatının kurallarına göre değil, ‘Ne güzel öldük. Ne güzel ölüyoruz’ üzerine filmlerdir. Ülkemizde genel tavır şudur: ‘Bizim şu güzel hikayelerimizi, tanınmış sanatçılar, yönetmenler, senaristler çeksinler, bir zahmet de gidip izlesinler.’ Finans kaynaklarının başında olanlar da ‘Bizden sanatçı çıkmaz, çıksaydı ben olurdum.’ bakışı sergiliyor.” diye konuştu.

İsmail Güneş, gelecek nesillere vatan müdafaasının önemini anlatmak için sinemanın gücünden faydalanılması gerektiğinin altını çizdi.

Sanatın kalıcı olabilmesi için insanı merkeze alması gerektiğini vurgulayan Güneş, “‘Ne büyük kahramanlık yaptık, ne güzel öldük, yaralandık’ üzerinden sanat üretmek onu kalıcı yapmaz. En güzel öyküler insanın özüne dair öykülerdir. Eğer insan temelli yapmazsanız yaşananlar unutulmaya mahkum olur. Bu işler sadakat üzerinden değil, liyakat üzerinden değerlendirilmeli.” şeklinde konuştu.