(KISSADAN HİSSE)

Bu vatan benim neyim oluyor?

Asker ocağındayız. Komutan, doğulu bir ere sorar:

“Söyle bakalım Hasan, vatan sence nedir?”

Hasan, hazırol vaziyette, dimdik cevaplar:

“Votan benim hami anamdiiir, hami de bacimdir komutanim!”

Komutan ciddiyetini hiç bozmadan, aynı hizadaki bir başka doğulu askere sorar:

“Sen söyle bakalım oğlum, sence vatan nedir?”

Er, o da tıpkı Hasan gibi, hazırol vaziyetinde, dimdik:

“Votan, Haso’nun hami anasidir, hami bacisidir komutanım” deyiverir…

Her ne kadar Hasan ile akrabalığımız olmasa da, bizim de, “vatan”la doğrudan bir akrabalığımız söz konusudur.

Bu bağın hatırına, imkân dâhilinde kendimizi onun bağrına atmak için fırsat kolluyoruz.

Eskiden bir sıla-i rahim, ziyaret, izin amacıyla gidilmesi düşünülen vatanımız, şimdilerde farklı beklentilerle kendilerine koşanlara kucak açmış bulunmakta…

Tatil beldem: “Cennet Köyüm”

15 yaşına kadar köydeki o eşsiz huzur ortamında büyümüş biri olarak, beni oralara bağlayan onlarca düğüm vardı… Gurbetin kucağına savrulduğum günden beri, her yıl bu düğümlerden çok önemlileri birer birer çözülüverdiler… Nasıl mı?

Sigarayla dost olan 5 özel ve güzel insanın, 5 değerli dostun hayata erken vedasıyla başladı çözülmeler…

Her yıl, 5 tane ağır “Van Nelle” tütünlerinden her bir ayrı dosta hediye olarak götürürdüm… (Zararlı bir hediye olduğunu biliyordum, ama onların sigarayla dostluklarını görünce, ondan daha iyi bir hediye olamayacağını düşünüyordum.)

Bir gün, bu dostlardan birinin ebedi yolculuğa çıktığını duydum, yıkıldım… 25 adet aldığım tütünün sayısı o yıl 20’ye düşüverdi. Bir başka yıl, bir diğerini kaybettik ve sigara sayısı 15’e iniverdi… (Şevket amcam, Mustafa eniştem, Kaya babam, Faruk abim ve can gardaşım, Zümrü abim, çözülen düğümlerdi)

Şimdi mi? Sıfırlandı her şey… ne sigarayla dostluk kaldı ne de dostlardan eser… Düğümler çözüldükçe bağlar gevşedi… Ama düğümler sadece çözülenlerle ve gidenlerle sınırlı değildi elbette… İşte bu sebepledir ki, hep özlemini duyuyorum cennet köyümün, insanlarının ve eşsiz vatanımın… İzinde olduğum süre içerisinde köyden ayrı geçen zamanı kayıp saymaktayım… Eş-dost, akrabaların gül yüzlerini görmek ruha huzur katıyor…

İzin mi, Sıla-i rahim mi, Tatil mi?

Tatile gidiyorum… Köyümün tozlu-çamurlu yollarını, 5 yıldızlı tatil beldelerine, denize, kuma, güneşe ve beton yığınlarına tercih ediyorum. Köyümde gördüğüm bir insan yüzünün sıcaklığı, Akdeniz güneşinden daha çok ısıtıyor beni… Bir yoksula uzatılan dost ve yardım eli, beş yıldızlı otellere verilenlerden daha mutlu ediyor beni. Dostların sarmalayışı, kumsallardan daha insani… Eş-dost, akrabaların bağırlara basışları, denizin kucaklayışından daha tesirli, daha etkili… İşte bu sebeplerden dolayı ben, köyümde akrabalarımla ve köyümün güzel insanlarıyla beraber olacağım… İznimi onlarla birlikte geçireceğim.. Her yıl olduğu gibi…

Çamur at izi kalsın mantığının iflası…

Son günlerde farklı sektörlerde hizmet veren iş adamlarımızı ziyaret ettim. Hepsi de bu ülkeye, insanlarına ve ülkemize ve insanlarına hizmet etmeyi görev bilmiş, vatansever, yardımsever, donanımlı insanlar. Hepsi farklı sektörde ama ortak bir noktaları var o da, genelde toplumun, özelde Hollanda Türk toplumunun daha iyi bir konuma gelmelerini istemeleri ve o yönde düşünce ve çözüm üretmeleri, faaliyet yürütmeleri…

Pek çoğunu ziyaretimiz sırasında dertli, sıkıntılı gördüm. Bunca yıldır sektörün en iyilerinden olmalarına rağmen, istenmeyen birileri tarafından kendilerine atfedilen karalama nedeniyle töhmet altında kaldıklarını üzülerek benimle paylaştılar. Onlar hakkındaki “şucu-bucu” şeklindeki yaftalama Hollanda’daki temsilcilerimizin de kulağına gitmiş ve başta elçiliğimiz olmak üzere bu kişilere karşı tavır ve mesafe konulmuş. Benim bu kişilerle bir çıkar ilişkim yok; onların yürüttükleri çalışmaların yakın şahidiyim. Onlar için söylenenlerin tamamen iftira, karalama olduğuna inanıyorum. Zira bu fitne odakları; kişisel husumeti olanları böyle bir karalamayla gözden düşürmenin, itibarsızlaştırmanın arayışı, çırpınışı içerisindeler. Bu gibilerinin söylediklerine itibar edilmemeli, bu manada suçlanan biri varsa, doğrudan onunla görüşülüp; durum kendisiyle konuşulmalı, yanlış bir adım atılmamalı, onurlu, şahsiyetli kişilerin isimleri karalanmamalı. Bu büyük bir vebaldir.

Kişinin kendisiyle görüşülmek istenmezse, onu tanıyanlar, STK temsilcileri devreye sokulmalı, onlardan bilgi alınmalı. Sadece bir ya da birkaç kişinin bu yöndeki beyanları ölçü ve doğru olarak kabul edilmemeli. Bir insanın bu kadar kolay harcanmaması gerek. Zira o duruma gelene kadar ne badireler atlatıyor ne emek ve mücadele veriyor; bunları görerek, bilerek hareket etmeli ve herkesin hakkını herkese teslim etmeliyiz. Bu durumda onlarla aramıza konulan mesafeler daha büyük ayrılıklara, düşmanlıklara zemin hazırlar.

Bu ülkede azınlık bir grup olarak zaten yığınla sorunlarımız var bir de birbirimizle uğraşmak, birbirimizi kırmak, karalamak gibi bir lüksümüz olmamalı. Geçmişte yaşanan bu tür olayların nasıl da yanlış yönlendirildiği ortaya çıkmışken, ne idüğü belli olamayan kişilerin başka birileri hakkındaki sözlerine itibar edilmemeli, onlara gereken söz söylenmeli, hadleri bildirilmelidir. Bugün benim hakkımda bu yalan bilgiyi sana getiren kişi, yarın da aynı kişi seninle alakalı yalan bir haberi bana getirebilir. Kaldı ki bizler konumumuz gereği herkese eşit mesafede olmalı, aynı derecede herkesi kucaklamalıyız. Yani demem o ki, vatansever bu insanlara hak ettikleri şekilde muamele edelim, kollayıp, gözetelim ve daha iyiye, güzele ulaşmak için onların bu yolculuklarında yanlarında olalım.

Ne buyuruyor Rabbimiz: “Ey iman edenler! Size bir fâsık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.”

Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın” Haydi şimdi bildiğinizi okuyun!

Dünya yine bildiğimiz gibi…

Masum ve mazlum dünya halklarının izzeti, onuru, hakları; emperyalizmin ve onun gayri meşru çocuğu kapitalizmin, kirli, kanlı, paslı çarkları arasında ezilmeye, kırılmaya, yok edilemeye devam ediyor…

Bir yanda bu korkunç vahşete alkış tutan yarasa zihniyetli alçaklar; diğer yanda her şeye rağmen onurlu bir direnişi sürdüren yürekli halklar… Kimin kazanacağını hep beraberce yakında göreceğiz… Şimdilik, güçlünün ve haksızın yanında yer alanların, yarın nasıl da saf değiştirdiklerine hep beraberce şahit olacağız… ve bugün olduğu gibi yarın da; o insan müsveddelerinden iğrenecek, tiksineceğiz…  yüzlerine bile tükürmeye tenezzül etmeyeceğiz…

İslam’ı tek “düşman” olarak belirleyen ve bu maksatla dağılması önlenen NATO, üyeleri Türkiye’de toplandı.

Batı bloğunun savunma amaçlı kurduğu askeri ve siyasi bu oluşum, bugüne kadar milyonlarca Müslümanın öldürülmesine vesile oldu.

Zira Varşova Paktı’nın kendisini ilga etmesinin ardından NATO’ya da gerek kalmamıştı ancak, 1990 yılında düzenlenen NATO toplantısında zamanın  İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher aynen şu ifadeleri kullanmıştı:  “Düşmanı olmayan ideoloji yaşayamaz. NATO’nun yaşayabilmesi için mutlaka bir düşmanımızın olması lazımdır. Sovyetler Birliği dağıldı ve düşman olmaktan çıktı. Onun yerine yeni bir düşman koymamız gerekiyor. Bu yeni düşman İslam’dır”

Buna rağmen Türkiye bu kirli, kanlı örgütün bir müttefiki olarak bu oluşumda yer alıyor ve bugünlerde de bu şer odağına ev sahipliği yapıyor.

Birleşmiş Milletler de aynı amaç doğrultusunda siyonizme, emperyalizme, evanjelizme hizmet veren, kanlı, kirli bir örgüttür. 2023 yılının Eylül ayı toplantısının ardından şunu yazmıştım: “BM örgütü toplandı ve bekleyin en kısa zamanda İslam coğrafyalarından birine ölüm yağacak” Çok sürmedi, 1 ay sonra 7 Ekim’de İsrail denilen şer örgüt Gazze’yi bombalamaya başladı ve yüzbinlerce insanı katletti, yerinden etti. Şimdi de NATO üyeleri toplandı, başımıza yine bela, musibet yağacak. Zira bunların tek bildiği insan/Müslüman öldürmek, sömürmek, yağmalamak, işgal edip, köleleştirmek…

Bu gidişata Seyyid Abdülhâkim Arvasi’nin diliyle sesleniyorum: “Hiçbir amelime güvenmiyorum. Lakin Allah’ın düşmanlarına düşmanlığım var.”

İzine gidecek olan okurlarımıza güle güle diyor, sağlık, esenlik ve gönüllerince bir tatil diliyoruz. Burada kalanlara da, dayanma ve çalışma gücüyle beraber iyi bir yaz dönemi  diliyor, Allah’a emanet ediyoruz… “Gidip dönmemek, gelip görmemek var!..” Bilmeyerek, istemeyerek üzdük, kırdık veya sürçü lisan etti isek, affola!… Hakkınızı helal ediniz! Varsa bizim hakkımız, helal olsun tüm dostlara!

Selâm ve dua ile

Zeynel Abidin Kılıç              —◄◄