Değerli okuyucular, özellikle gençler!

-Muharrem nasıl bir aydır?
Kamerî (Ay-Hicrî) takvimine göre birinci aydır ve 16 Haziran 2026 Salı günü 1 Muharrem 1448. Yani Hicri Yılbaşı idi..
“Şehr-i Muharrem” saygın ay demektir. Edepsizliğin, zulmün, saldırganlığın daha çok haram olduğu ay… İnsanlara, onların haklarına, onların dokunulmazlıklarına daha fazla saygı gösterilmesi gereken bir ay… Ya da bu saygının öğrenilmesinin mümkün olduğu ay…
Kendisi “muharrem-saygın” olduğu gibi, mahrem olan, yani bize haram kılınan şeyler konusunda daha fazla bilinç kazandıran ay… Bu sadece Âşurâ Günü, aşure çorbası, Kerbelâ olayını hatırlama değildir.
Bir adam Rasûlüllah’a gelip şöyle sormuş:
-“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamber (sav): “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tövbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” dedi. (Tîrmizî. Savm: 40 no: 741. Ayrıca bkz: Müslim, Sıyam/200-203. Nesâî, K. Leyl/6)

Denilebilir ki, diğer aylar/günler Allah’ın değil mi?
Elbette bütün zamanlar ve bütün mekânlar Allah’a aittir. Fakat bazı an’lar ve bazı mekanlar biraz daha öne çıkarlar. Bu da o mekanların ve zamanların taşıdığı anlam ve mesaj açısındandır.
Ramazan, Kadir Gecesi, Zülhicce’nin ilk on günü gibi vakitler, Kâbe, Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa gibi mekânlar böyledir. Her biri bir mesaj taşır, her biri bir şuur verir, her biri sizi alır başka âlemlere götürür.
Bunların her biri Allah’ın şiarlarıdır (sembolleridir).

Müslümanlar Allah’ın sembollerine saygı duyarlar. Allah’ın şiarlarını yüceltmek de kalplerin takvasındandır. (Bkz: Hacc 22/32, 36)

-Muharrem ayı, muhterem yapar. Kimleri mi?
Allah’ın haramlarına dikkat edenleri,
Haklara ve dini ölçülere hürmet edenleri,
Bir de Allah’ı sembollerine saygı duyanları…
Kim, hürmete layık olanlara saygı duyarsa, onların hakkını verirse, onları severse; o da saygın (muhterem) olur, saygı duyulmaya hak kazanır.

Bir hadis rivâyetinde şöyle deniyor: “Kim bir yaşlıya saygı gösterirse ve yardım ederse, Allah da ona, ihtiyarlığında hürmet ve hizmet edecek bir kimseyi nasip eder.” (Tirmizî, Birr/75)
Muhterem Türkçe’de saygı ifadesidir. Birisine ‘muhterem’ diye hitap ediyorsanız demek ki o sizin için değerlidir. Ona karşı kabalık, çirkin hareket ve haksızlık yakışmaz.
Seviyeli insana yakışan, seviyeli hareket yapmaktır. Bundan mahrum kalanlar değerlerini yitirirler.
Hak katında derece kazanmanın yolu Hakka itibardır. O’nun emir ve yasaklarına (haramlarına) dikkat etmektir.

– 10 Muharrem’de ne olmuştu?
Peygamberimiz Medine’ye hicret edince oradaki Yahudilerin âşurâ günü oruç tuttuklarını gördü. Sebebini sorunca; “Bu gün Hz. Musa ve ashabı Firavun’un zulmünden kurtuldular. Bizim için bayramdır. Onun için oruç tutuyoruz” dediler.
Peygamberimiz sahabelerine: “Biz Musa’yı sevmeye onlardan daha layıkız. Muharrem gelince dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutunuz” buyurdu. (Buhârî, Savm/69. Müslim, Sıyâm/127)
Ramazan orucunun farz olmasının ardından ümmeti bu orucu tutma konusunda serbest bırakmıştır.
Aşurâ günü hakkında kaynaklarda bir kaç hadis daha var.
Tarihte pek çok olay sıralanıp bunların 10 Muharremde olduğu iddia edilir. Bunların hiç birini isbat etmek mümkün değildir, hepsi uydurmadır.
Aşure çorbası/tatlısı ise tümüyle kültüreldir ve Hz. Nuh’la ilgisi yoktur. Ancak Âşurâ Gününü hatırlamak üzere ve hediyeleşme açısından güzel bir gelenektir.
10 Muharrem ayrıca Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in (ra) Kerbelâ’da haksızca şehit edildiği gündür. (m. 10 Ekim 680 h. 10 Muharrem 61)
Yani o güne denk gelmiş. Bu olay o tarihten beri Müslümanların hafızasına kazılmış hüzün ve matem günüdür.
O günün iktidar güçleri, Muharrem’e saygı duyması gerekirken tam tersine Rasûlüllah’ın evlatlarını bir âşurâ gününde Kerbelâ’da katlettiler.
Bu olaya farklı açılardan bakılabilir. Ya da bu olayı günümüze nasıl taşıyabiliriz? Hüzünlenmek, matem törenleri düzenlemek, karşı tarafa lânet okumak kolay da; sonuçta bize iman, cihad ve takva açısından ne kazandırabilir? Ona bakmak gerekir.

Bana göre Kerbelâ olayında sekiz önemli ders var.
1. Zalimler ve mazlumları tanımak
Zalim; hakkı çiğneyen, haksızlık yapan, hakkı ait olduğu yere değil de başka bir yere koyan, Allah’ın koyduğu ölçüleri tanımayan, O’nun indirdikleriyle hükmetmeyen kimsedir. (Mâide 5/45)
Mazlum da haksızlığa uğrayan ama zalimin zulmüne boyun eğmeyendir.
Kerbelâ olayı bir taraftan zulmün boyutlarını gösterirken, bir taraftan da mazlum konumundaki Hz. Hüseyin ve taraftarlarının örnek tavrını önümüze koymaktadır.
“Bu ümmet zalime zalim deme cesareti göstermediği zaman kıyâmeti bekle.” (Ahmed b. Hanbel, 2/190)

Hz. Hüseyin, zalime “sen zalimsin” deme cesareti gösteren yiğitlerden biridir. Bize de sanki “siz de zalimi tanıyın ve ona zalimsin deme, karşı gelme cesareti gösterin” demektedir.

2. Tuğyana karşı tavır almak
Burada Allah’ın ölçülerine zıd ölçüleri/hükümleri benimseyen, azan, haddi aşan, yani tuğyan eden bir gruba karşı nasıl bir tavır sergilenmesi gerektiğini görüyoruz.
Bu olayda Hz. Hüseyin’in yanlışa teslim olmama, zulme rıza göstermeme tavrına dikkat etmemiz gerekiyor.

O, şu hadisin hükmüne uydu denilebilir.
“Sizden kim bir kötülük (münker) görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir” (Müslim, İman/78. Tirmizî Fiten/11. Nesaî, İman/17. İbn Mâce, Fiten/20).

3. Sâdıklarla birlikte olmayı öğrenmek
“Ey iman edenler! Allah’tan korkup-sakının ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe 9/119)
Hz. Hüseyin ile birlikte canlarını verenler sâdık bir insanla birlikte olduklarının farkında idiler.
Bize de aynı mesaj ulaşıyor. “Ey mü’minler! Siz de geçmişte ve zamanınızdaki sâdıkları sevin, onların ahlâklarını örnek alın, destekleyin, birlikte olun” deniliyor.

4. Zalimlere yanaşmanın tehlikelerini öğrenmek
“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım göremezsiniz!” (Hûd 11/119)

Zalimlere yanaşmak; sevgi göstermek, destek olmak, ittifak kurmak, yaptıkları haksızlıkları savunmak, çıkar beklemek şeklinde olur. Kur’an, bırakın zalim olmayı “zalimlere yanaşmayın bile” diyor.

5. Asabiyyenin zararlarını görmek
‘Asabiyye’, haksız tarafgirlik demektir. Siz buna ırkçılık, fanatiklik, kabilecilik diyebilirsiniz. Haksız da olsa kendi adamlarını tutmak, onların çıkarı için başkasını aşağılamak, ezmek, haksızlık yapmaktır.
Kur’an gelişi ile yasaklanan asabiyye duygusu ne yazık ki daha sonradan yeniden hortladı. Halbuki Allah’ın Elçisi; “Asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) davasına kalkan, onu yaymaya çalışan, bu dava yolunda mücâdele eden bizden değildir” (Ebû Dâvud, Edeb/112) diyerek bu ümmeti uyarmıştı.
O berbat asabiyye anlayışı maalesef hâlâ yaşıyor. Her yerde… Müslümanlar arasında bile… Artık ilişkilerde ölçüler adalet, hakkaniyet ve ehil olma, din kardeşliği değil; kabile, ırk, mezheb, cemaat ve tarikat taassubu (taraftarlığı) daha çok revaçta…

6. Gerçek kazanç ve gerçek kaybı öğrenmek
O günün yöneticileri belki muhaliflere karşı görünen bir zafer kazandılar. Ama gerçekte kim kazandı? Katiller mi, Kerbelâ şehitleri mi? Hz. Hüseyin mi, yezid mi? Hâbil mi Kâbil mi?
Bundan sonra kim kazanacak? Hz. Hüseyin’in imanından yana olanlar mı, Yezidilikten yana olanlar mı? (Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan’da Siyonist katiller mi, mazlumlar, şehidler mi kazandı?)

7. Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek
Allah için sevmek imanın olgunluğundandır. Allah için sevenler hesap peşinde değillerdir. Onlar hasbidir; içten, samimi, fekakârdırlar. Hz. Hüseyin kimi, neyi, ne kadar sevmemiz gerektiği öğretti. Allah için sevmenin bedelini gösterdi.

8. Gerçek özgürlük
Gerçek özgürlük Hakka ve O’nun ölçülerine teslim olmaktır. Hz. Hüseyin (ra) bunu yaşadı ve gösterdi. Ona göre seçtiği bu özgürlük o kadar önemli idi ki, uğrunda can vermeye değerdi.

Bugün uğrunda emek ve can vermeye değer özgürlükler bulmalı…

H. Kerim Ece          —◄◄