Hollanda ile Türkiye arasındaki sağlık alanındaki iş birliği önemli fırsatlar sunuyor. Ancak, Netherlands-Turkish Trade Foundation Başkanı Ethem Emre‘ye göre bu iş birliği henüz yeterince gelişmiş değil. Bu nedenle Emre; politika yapıcılar, sağlık yöneticileri, eğitim kurumları ve diğer paydaşlar arasında açık bir diyalog kurulmasını savunuyor. Bu diyalog yalnızca Türk sağlık çalışanlarının Hollanda’da istihdam edilmesini değil, aynı zamanda tedavi kapasitesi ve kültürel hassasiyete sahip sağlık hizmetlerini de kapsamalı.

Ethem Emre uzun zamandır iki ülke arasında bir “sağlık köprüsü” kurulmasını savunuyor. Ona göre Türkiye, geniş bir sağlık hizmeti kapasitesine sahip ve çok sayıda doktor ile hemşire yetiştiriyor. Buna karşılık Hollanda; personel eksikliği, giderek uzayan bekleme süreleri ve artan sağlık hizmeti talebiyle karşı karşıya. Buna rağmen iki ülke arasındaki iş birliği olanakları hâlâ yeterince araştırılmıyor.

“İlgili tüm taraflarla bir araya gelip nelerin mümkün olduğunu konuşmak istiyorum. Bu diyalog aslında çok daha önce başlamalıydı.” diyor Emre.

Türk sağlık çalışanlarının karşılaştığı engeller

Emre’nin gündeme getirmek istediği konulardan biri de Türk doktor ve hemşirelerin Hollanda’da çalışabilmesi.

Personel açığı nedeniyle Türk sağlık çalışanlarının Hollanda’daki sağlık kuruluşlarına katkı sağlayabileceğini düşünüyor. Ancak Avrupa Birliği dışından gelen sağlık çalışanları, uygulamada çeşitli denklik ve kabul prosedürleriyle karşılaşıyor.

Doktor ve hemşire gibi meslekler için Hollanda’da BIG kaydı (sağlık meslekleri resmi kayıt sistemi) zorunlu. Bu kayıt, sağlık çalışanlarının eğitim, mesleki yeterlilik ve dil becerilerinin Hollanda standartlarına uygun olduğunu garanti etmeyi amaçlıyor.

Emre kalite denetiminin önemini kabul etmekle birlikte, mevcut prosedürlerin acil personel ihtiyacına daha uygun hâle getirilip getirilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.

Pilot proje önerisi

Emre, Germany örneğini veriyor. Almanya’da yabancı sağlık çalışanları önce dil eğitimi alıyor ve Alman sağlık sistemine hazırlanıyor. Ona göre Hollanda da bu modelden çıkarılacak dersleri inceleyebilir.

Yaklaşık 100 sağlık çalışanıyla başlatılacak küçük ölçekli bir pilot uygulamanın deneyim kazanmak açısından faydalı olacağını düşünüyor.

“Hemen yasaları değiştirmek zorunda değiliz. Önce neyin işe yaradığını deneyebilir, sonra değerlendirme yapabiliriz. Hiçbir şey denemezseniz hiçbir sonuç da elde edemezsiniz.”

Farklı kültürel geçmişlere uygun sağlık hizmeti

Emre’ye göre Türk sağlık çalışanlarının katkısı yalnızca personel açığını kapatmakla sınırlı değil. Aynı zamanda Türk kökenli Hollandalıların kültürel geçmişi ve sağlık ihtiyaçları konusunda bilgi ve deneyim de getirebilirler.

Emre, bazı hastaların ikinci görüş almak veya tedavi olmak için Türkiye’ye gittiğini duyduğunu söylüyor. Çünkü bu kişiler Hollanda’daki doktor görüşmelerinde kendilerini her zaman yeterince anlaşılmış hissetmiyorlar.

Burada yalnızca dil farkı değil; iletişim biçimi, ailenin tedavi sürecindeki rolü ve sağlık sorunlarının ele alınış şekline ilişkin beklentiler de etkili oluyor.

“Her toplumun kendine özgü ihtiyaçları, değerleri ve normları vardır. Hollanda sağlık sisteminde buna hâlâ yeterince önem verilmiyor.” diyor Emre.

Bunun, hastaların yalnızca kendi kültürlerinden gelen sağlık çalışanları tarafından tedavi edilmesi gerektiği anlamına gelmediğini vurguluyor. Asıl önemli olan bilgi paylaşımı ve farkındalık oluşturulması.

Özellikle nüfusun çok kültürlü olduğu şehirlerde sağlık kuruluşlarının hizmetlerini ve politikalarını farklı toplulukların ihtiyaçlarına göre gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyor.

İnsan odaklı sağlık hizmeti baskı altında

Emre, Hollanda ile Türkiye’nin sağlık kültürü arasında bazı farklılıklar olduğunu belirtiyor.

Ona göre Hollanda; başarılı doktorlara, modern tıbbi cihazlara ve iyi organize edilmiş bir sağlık sistemine sahip. Ancak bazı hastalar sağlık hizmetlerinin insani yönünün giderek zayıfladığını hissediyor.

“Çoğu zaman belirleyici olan protokoller oluyor; insani değerler değil.”

Daha fazla zaman ayrılmasına ve kişisel ilgi gösterilmesine ihtiyaç olduğunu söyleyen Emre, bunun yalnızca göçmen kökenli insanlar için değil, Hollandalılar için de geçerli olduğunu ifade ediyor.

Bekleme süreleri veya kendilerini daha iyi dinlenmiş hissettikleri için bazı Hollandalılar da tedavi amacıyla Belgium, Almanya veya Türkiye’yi tercih ediyor.

Türkiye yalnızca saç ekimi ve diş tedavisinden ibaret değil

Hollanda’da Türkiye daha çok saç ekimi ve diş tedavileriyle tanınıyor. Ancak Emre’ye göre Türkiye’nin sağlık sistemi bundan çok daha kapsamlı.

Son yirmi yılda devlet büyük şehir hastaneleri inşa etti, özel sağlık sektörü de önemli ölçüde büyüdü.

Bu kapasitenin, örneğin Hollanda’da uzun süre tetkik veya tedavi sırası bekleyen hastalar için değerlendirilebileceğini düşünüyor.

Elbette bunun gerçekleşebilmesi için kalite standartları, finansman, sağlık verilerinin paylaşımı ve tedavi sonrası takip süreçlerinin iyi şekilde düzenlenmesi gerekiyor.

Emre’nin savunduğu “sağlık köprüsü” tek bir çözümden oluşmuyor. Amaç; farklı iş birliği modellerini değerlendirmek:

  • Türk sağlık çalışanlarının Hollanda’da görev yapması,
  • Hollandalı hastaların bazı tedaviler için Türkiye’ye gitmesi,
  • İki ülkenin sağlık kuruluşlarının eğitim, kültür ve hizmet sunumu konularında bilgi paylaşması.

Son olarak Emre, ilgili tüm tarafların bu diyaloğu başlatmaya istekli olmasını umduğunu söylüyor:

“Çok sık birbirinden kopuk, paralel toplumlar hâlinde yaşıyoruz. Giderek daha fazla ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımı oluşuyor. İşte tam da bu nedenle diyalog büyük önem taşıyor. Tüm toplumsal grupları ciddiye almalı ve sağlık hizmetlerini birlikte nasıl daha iyi hâle getirebileceğimizi araştırmalıyız.”