
İlhan Karaçay yazdı…
Lahey’de kısa sürede dikkat çeken, çalışkanlığı ve diplomatik birikimiyle öne çıkan Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan’ın Kiev’e atanması, Hollanda’daki Türk çevrelerinde “ceza mı, ödül mü?” tartışmasını başlattı.
Şikâyetçiler “Biz onu Lahey’den gönderdik” derken, Büyükelçi Yazgan bu görevlendirmeyi bir güven ve ödüllendirme olarak görüyor. Kiev’i tanıyan, Moskova’yı bilen, güvenlik ve istihbarat alanlarında çalışmış bir diplomatın savaş ortamındaki Ukrayna’ya gönderilmesi de bu yorumu güçlendiriyor.
Ben ise bu haberi, sadece bir atama haberi olarak değil, Lahey’de kısa sürede iz bırakmış bir büyükelçinin ardından yapılması gereken diplomatik bir değerlendirme olarak görüyorum.
Sevgili okurlarım,
Lahey’de kısa sürede iz bırakan Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan’ın Kiev’e atanması, Hollanda’daki Türk çevrelerinde farklı yorumlara yol açtı. Bazıları bunu Ankara’ya giden şikâyetlerin sonucu olarak görürken, bazıları da savaşın gölgesindeki Kiev gibi kritik bir merkeze, bölgeyi bilen tecrübeli bir diplomatın gönderilmesini önemli bir güven göstergesi olarak değerlendiriyor.
Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan’ı Lahey’e gelişinden kısa süre sonra, bütün samimiyetimle ve bütün gazetecilik dikkatimi kullanarak yazmıştım. O yazımda kendisi için şu başlığı atmıştım: “BÜYÜKELÇİ FATMA CEREN YAZGAN, KARANLIĞI DAĞITAN, YOL GÖSTEREN, IŞIK SAÇAN, DERİN BİLGİSİYLE SÖZÜNE GÜVENİLEN BİR “GURU”DUR”
Bu başlığı rastgele atmamıştım. Çünkü Fatma Ceren Yazgan, Lahey’e gelir gelmez klasik büyükelçi görüntüsünün dışına çıkmış, daha güven mektubunu sunmadan çalışmaya başlamış, toplumla temas kurmuş, basınla uzun soluklu görüşmeler yapmış, Hollanda’daki Türk toplumunu ve Hollanda’daki siyasi havayı kısa sürede kavramıştı. Ekteki ilk haberimde de belirttiğim gibi, daha yedi haftalık görev süresinde basın toplantısı, Prinsjesdag katılımı ve Bart van Kampen’in taziye töreni gibi üç önemli etkinlikte görünür olmuştu.
O gün kendisine “guru” dememin nedeni de buydu. Çünkü “guru” kelimesini ben burada en güzel anlamıyla kullanmıştım. Karanlığı dağıtan, yol gösteren, bilgi ve tecrübesiyle güven veren kişi anlamında. Nitekim o yazım yayınlandığında bazı çevreler bu değerlendirmemi abartılı bulmuştu. Aradan geçen süre içinde yaşananlar ise kanaatimi değiştirmedi.
Büyükelçi Yazgan’ın geçmişine baktığınız zaman da bu değerlendirmenin boşuna olmadığı görülüyordu. Muskat, Kiev ve Moskova gibi önemli merkezlerde görev yapmış, Dışişleri Bakanlığında kültürel işler, Doğu Avrupa, Balkanlar, Orta Avrupa, Kuzey Amerika, güvenlik ve istihbarat gibi zor alanlarda sorumluluk üstlenmiş bir diplomattan söz ediyoruz.
Şimdi aynı Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan, Lahey’den Kiev’e gidiyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın tebliğ ettiği yeni büyükelçi atamaları kapsamında, Lahey Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan’ın Kiev Büyükelçiliğine, Lahey Büyükelçiliğine ise Burak Akçapar’ın atandığı duyuruldu. Bu bilgi dün akşam saatlerinde çeşitli haber sitelerinde de yer aldı.
Tesadüf olacak, haftalardır sürüncemede kalan Büyükelçi Yazgan ile randevumuz 11 Haziran saat 11.00’e (dün) kalmıştı. Görüşmemiz de dün sabah gerçekleşti.
Görüşmeye başlar başlamaz, büyükelçimiz bana, “Dün güzel bir haber aldım. Beni Kiev’e atamışlar” dedi. Büyükelçi Yazgan, konuşmasının devamında Kiev görevlendirmesini meslek hayatının önemli ve anlamlı görevlerinden biri olarak gördüğünü hissettirdi. Ben de kendisine, “Dünden ben de biliyordum” diye karşılık verdim. Biraz şaşırdı. Ama benim de bilgi kaynaklarımın az olmadığını biliyordu.
Asıl mesele şu: Bu atama bir cezalandırma mı, yoksa bir ödüllendirme mi?
Büyükelçi Yazgan’a göre bu bir ödüllendirme. Kendisi hakkındaki şikâyetlerin hepsinden haberdar olduğunu biliyorum. Hollanda’daki bazı çevrelerin Ankara’ya sürekli şikâyet taşıdığını da biliyorum. Hatta bazı şikâyetçilerin şimdiden “Biz onu Lahey’den attırdık” havasına girdiklerini de duyuyorum.
YENİ GÖREVLİ GELİNCE ESKİ ALIŞKANLIKLAR DA BAŞLIYOR VE ANKARA’YA TELEFON YAĞIYOR
Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan hakkında Ankara’ya çeşitli şikâyetlerin ulaştığı uzun süredir konuşuluyordu. Bu şikâyetlerin ne kadarının haklı, ne kadarının haksız olduğu ayrı bir tartışma konusudur.
Ancak yurt dışındaki Türk toplumlarında yıllardır değişmeyen bir gerçek vardır.
Yeni bir büyükelçi, başkonsolos, müşavir, ataşe, THY Müdürü ya da önemli bir kamu görevlisi göreve başladığında, bazı kişi ve kuruluşlar Ankara’daki siyasi ve bürokratik bağlantılarını devreye sokmaya çalışır.
Kimi zaman bir milletvekili aranır. Kimi zaman bir bakan yardımcısı. Kimi zaman da etkili olduğu düşünülen başka isimler…
Amaç çoğu zaman yeni gelen görevliye, “Bizim ismimizi biliyor olsun”, “Bize yakın dursun”, “Bizim taleplerimize öncelik versin” mesajını ulaştırabilmektir.
Bu durum sadece Hollanda’ya özgü değildir.
Türklerin yaşadığı pek çok ülkede benzer örnekler görülmektedir.
Bazı kamu görevlileri bu tür telkinlerden etkilenebilir.
Bazıları ise devlet görevini kişisel ilişkilerden ve tavsiyelerden bağımsız yürütmeyi tercih eder.
Fatma Ceren Yazgan’ı yakından takip ettiğim kadarıyla, ikinci gruba daha yakın gördüm.
Belki de bazı rahatsızlıkların temelinde tam olarak bu vardı.
Görev süresi boyunca farklı çevrelerden gelen tavsiyelere, beklentilere ve çeşitli baskılara rağmen kendi çizgisini korumaya çalıştığı izlenimini edindim.
Elbette bu benim kişisel gözlemimdir.
Ancak bazı çevrelerin kendisinden bekledikleri yakınlığı görememiş olmalarının, Ankara’ya taşınan şikâyetlerin artmasında rol oynamış olabileceğini düşünmek de haksız bir değerlendirme olmayacaktır.
Bunun ne kadar etkili olduğunu ise bugün itibarıyla kesin olarak bilmek mümkün değildir.
Çünkü Ankara’nın Kiev kararını verirken şikâyet dosyalarına mı baktığını, yoksa Kiev’i tanıyan tecrübeli bir diplomatı savaşın sürdüğü kritik bir merkeze göndermeyi mi tercih ettiğini yalnızca karar vericiler bilir.
Ancak dışarıdan bakıldığında ikinci ihtimalin daha güçlü göründüğünü söylemek mümkündür.
Ama diplomasiye biraz daha geniş açıdan bakmak gerekir.
Lahey’den sonra yeni görev adresi, savaşın gölgesindeki Kiev olacak.
Kiev, bugün sıradan bir başkent değildir. Ukrayna, savaşın gölgesinde yaşayan bir ülkedir. Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna arasındaki dengeli diplomasisi, Karadeniz güvenliği, tahıl koridoru, NATO ilişkileri, Avrupa güvenliği ve bölgesel barış arayışları açısından Kiev, bugün en hassas diplomatik merkezlerden biridir.
Böyle bir merkeze, daha önce Kiev’de görev yapmış, Moskova’yı tanıyan, güvenlik ve istihbarat alanında çalışmış, devletin en hassas dosyalarından geçmiş bir diplomatın gönderilmesi, bana göre kenara çekme değil, tam tersine zor göreve çağırmadır.
Bu sabahki görüşmemizde Büyükelçi Yazgan, Hollanda’da başlatılmış olan projelerden de sıkça söz etti. Bazı projeleri gitmeden önce tamamlayabileceğini, tamamlayamadığı projeleri ise yeni Büyükelçi Burak Akçapar’a dosyalar hâlinde bırakacağını söyledi.
Bu sözleri önemsedim. Çünkü devlet görevleri kişisel vitrin değil, süreklilik işidir. Bir büyükelçi gider, bir başka büyükelçi gelir. Ama proje kalır, dosya kalır, hizmet kalır, devlet hafızası kalır.
Büyükelçi Yazgan’ın ‘Bana bir bahçe teslim edildi, ben onu gül bahçesine dönüştürdüm’ sözleri, görev anlayışını özetleyen en dikkat çekici benzetme oldu.
Büyükelçi Yazgan’ın bu konuda kullandığı benzetme ise çok güzeldi. Kendi sözlerini biraz daha toparlayarak yazıyorum: “Bana bir bahçe teslim edildi. Ben bu bahçeyi tırmıkladım, suladım, ektim, bakımını yaptım. Bugüne kadar güzel bir gül bahçesi oluştu. Gül bahçesinin nasıl yetiştirileceğini bana kimse öğretemez. Ben bu bahçeyi meydana getiren emeklerden biri oldum. Şimdi önemli olan, bu bahçenin benden sonra da yaşamasıdır.”
Bu sözler sıradan sözler değil. Diplomasi dilinde bu sözlerin karşılığı şudur: “Ben giderken arkamda dağınık bir dosya değil, işleyen bir süreç bırakıyorum.”
Bu noktada şunu da hatırlatmak gerekir. Büyükelçi Yazgan, daha önce yaptığımız basın toplantısında Hollanda’daki ırkçılık söylemlerinin ve hareketlerinin korkutucu boyuta ulaştığını belirtmiş, bu konuyu Hollanda makamlarıyla konuştuğunu ve olumlu reaksiyon aldığını söylemişti. Ben de o toplantıda, Hollanda’daki bazı siyasetçilerin ve medyanın ırkçı havayı körüklediğini, devletler arası ilişkiler iyi olsa bile siyaset ve medya dilinin bu ilişkileri kötü gösterdiğini dile getirmiştim. Yazgan da medya olarak bizlere görev düştüğünü ifade etmişti.
O toplantıda kendisine, Hollanda medyasıyla daha fazla temas kurulması gerektiğini söylemiştim.
O da bana, “Yapıyoruz İlhan Bey, yapıyoruz ama hiçbir davetimizi kabul etmiyorlar” demişti. Bu cevap, Lahey’deki diplomatik mücadelenin ne kadar zor olduğunu gösteren önemli bir cümleydi.
İşte bütün bunları yan yana koyduğumuz zaman, Fatma Ceren Yazgan’ın Lahey dönemi için kolay bir dönem demek mümkün değildir. Kısa süre içinde çok şey yapmak istedi. Bazı çevrelerle anlaşamadı. Bazı çevrelerden şikâyet aldı. Bazı kişileri memnun etti. Bazı kişileri rahatsız etti. Ama çalışmadı denemez. Görünmedi denemez. Toplumla ilgilenmedi denemez. Dosya üretmedi denemez.
Elbette her büyükelçi eleştirilebilir. Büyükelçilik makamı kutsal bir makam değildir. Her karar, her üslup, her temas, her öncelik tartışılabilir. Ancak eleştiri başka şeydir, “Biz onu attırdık” böbürlenmesi başka şeydir.
Ben bu atamayı, Ankara’nın savaş ortamındaki Kiev’e, bölgeyi bilen ve kriz dosyalarından geçmiş bir diplomatı gönderme tercihi olarak okuyorum.
Üstelik Büyükelçi Yazgan’ın Lahey’den hemen ayrılması da söz konusu değil. Diplomatik süreçler gereği asıl vedanın birkaç ay sonra gerçekleşmesi beklenebilir. Bu süre içinde bazı projelerin tamamlanması, tamamlanamayanların da Burak Akçapar’a düzenli dosyalar halinde bırakılması mümkün görünüyor.
Ben dün sabah Büyükelçi Yazgan ile bir veda fotoğrafı da çektirdim. Ama bu fotoğraf belki de erken bir veda fotoğrafıdır. Çünkü gerçek veda, dosyalar tamamlandığında, bahçedeki son güller sulandığında ve yeni bahçıvan kapıdan içeri girdiğinde yapılacaktır.
Sonuç olarak şunu söylemek isterim: Fatma Ceren Yazgan’ın Kiev’e atanması, Hollanda’daki bazı çevrelerin söylediği gibi yalnızca “şikâyetlerin sonucu” olarak görülemez. Bu yorum çok dar, çok kişisel ve çok aceleci olur.
Bu atama, aynı zamanda savaşın gölgesindeki Kiev’e, o coğrafyayı bilen, diplomatik hafızası güçlü, güvenlik dosyalarından geçmiş ve kriz yönetimini tanıyan bir büyükelçinin gönderilmesi anlamına gelir.
Lahey’de kendisine teslim edilen bahçeyi gül bahçesine çevirdiğini söyleyen Fatma Ceren Yazgan, şimdi çok daha fırtınalı bir bahçeye gidiyor.
Orada güllerin yerini belki dikenler alacak.
Ama diplomasi zaten biraz da budur.
Dikeni görüp kaçmamak.
Toprağı tanımak.
Suyu zamanında vermek.
Ve en zor iklimde bile bir gül yetiştirebilmektir.
